HAYAL GÜCÜNÜN HER NEVİSİ

Ziyaretçi

Yankı Enki

yankienki@yahoo.com

1890’lı yıllar, fantastik, korku, polisiye ve bilimkurgu söz konusu olduğunda edebiyat tarihinde çok ayrıcalıklı bir yer kaplıyor. Yeni ve bir öncekinden daha aydınlık olması beklenirken aslında tarihin en karanlık dönemi haline gelecek olan yirminci yüzyılın uzun eşiği diyebileceğimiz 1890’larda, özellikle İngilizce edebiyat eserlerinde yaratılan kahramanlar ve mekânlar, az önce saydığımız türlerin dönüm noktalarını barındırıyor. Dracula, Doktor Moreau ya da Sherlock Holmes gibi figürlerin ortalıkta dolaştığı bu yıllarda, 1894’te yayımlanan Dünyanın Ötesindeki Orman da fantastik kurgunun klasiklerinden biri, ancak öncülük ettiği edebi geleneğin vardığı noktada biraz unutulmuş, gölgede kalmış, ihmal edilmiş, belki de zaman aşımına uğramış bir klasik.Sadece Viktorya döneminin değil, tüm zamanların en etkileyici entelektüellerinden biri olan, sanat ile zanaatı bünye ve dehasında birleştiren yazar William Morris’in bu romanı, George MacDonald’ın 1858 tarihli Fantastes’iyle birlikte fantastik edebiyatın öncülüğünü yapan bir eser.

Zaman aşımına uğrama sebebi, belki biraz eskiye, Ortaçağ romanslarına özenen dili ve üslubuyla ilgili. Ama biraz da fantastik edebiyatın miladını Tolkien ve Yüzüklerin Efendisi’nden geriye götüremeyen zihniyetin sorunu bu, tıpkı vampir edebiyatının başlangıcında Dracula romanını kerteriz almak gibi bir yanılgı. İthaki Yayınları da bu nedenle Alican Saygı Ortanca önderliğinde Türkiye’de eşi benzeri yapılmamış, cesaret edilmemiş bir dizi hazırladı: Unutulmuş Fantastik Klasikler. Melisa Pancar’ın Türkçeye çevirdiği iki öncü romanla, Fantastes ve Dünyanın Ötesindeki Orman’la başlayan dizinin devamında da fantastik edebiyatın nasıl, nereden, neden, kimler sayesinde bugünkü tanım kümesine eriştiğini görebileceğimiz, yolculuk ve arayış edebiyatının geçmişine doğru bir yolculuk ve arayışa çıkacağımız eserlerle karşılaşacağız. “Hayal gücünün her nevisi pınarlarından fışkırır, yeni kıyafetler giyip kuşanırlar hemen,” alıntısıyla başlıyor “ilk” fantastik roman olan Fantastes. Belli ki bu dizide okuyacağımız kitaplarda hayal gücünün her nevisiyle yüzleşeceğiz.

Dünyanın Ötesindeki Orman, genç ve bilge bir asilzadenin hayal kırıklığıyla noktalanan evlilik macerasından sonra, yeni limanlara yelken açan gemileri görmesiyle ve kendini uzak diyarlara atma hevesiyle başlıyor. Evini terk etmek isteyen kahramanımız Golden Walter, nereye gideceğini çok da umursamadan, kaderinin onu götüreceği yere varmak üzere, “bambaşka bir insan” olmak üzere yola çıkıyor. Evini yeni topraklarda arayan Walter, kendini bir pusuladan ve rotadan bağımsız bir şekilde bulduğu topraklarda bir yamaç, yamaçta da bir yarık görüyor. İşte bu yarık, aslında bir geçit; arkasında ne olduğunu merak etmek ise, artık anlamını yavaş yavaş yitirmekte olduğu asilzade hayatına anlam katacak bir süreci başlatmak için yeterli. Başta Dracula olmak üzere 1890’lı yıllarda karşımıza çıkan birçok önemli korku veya bilimkurgu eserinde gördüğümüz gibi, soylu sınıfın yaprak dökümü, rasyonalite karşısında maneviyat ve hayal gücünün kendine yeni adresler aradığı gerçeği, bu romanda da satır aralarından yüzeye fışkırıveriyor. Kahramanımız Walter’ın gördüğü yamaçtaki yarık, modern dünyanın yamacındaki öyküleri anlatmak için aşıp geri gelmemiz gereken, büyülü bir geçit. O geçidin arkasında Walter’ın tanışacağı ve bir parçası haline geleceği yeni bir dünya yatıyor.

Bir erkek anlatısı olarak başlayan bu yolculuk, kısa süre sonra aynı zamanda bir kadın hikâyesine dönüşüyor ki bu romanın yazıldığı tarih ve coğrafya itibariyle kadın kahramanların edebiyattaki yerinin ne kadar kısıtlı olduğu aşikâr. Diğer yandan bu yorum bizi İngiliz edebiyatındaki fantastik geleneğin Alman romantizmindeki öncülerine de yönlendirecektir. Kadın kahramanların büyülü dünyalarla özdeşleşmesinden bahsetmek için, Baron Friedrich de la Motte Fouqué’nin 19. yüzyıl başındaki öncü fantastik eserlerine bakılabilir. Unutulmuş Fantastik Klasikler dizisinin böyle bir kıymeti de var; Tolkien’in ilham kaynaklarını ortaya sermekle kalmıyor, onların da ilham kaynaklarını cazip kılıyor.

William Morris, sadece bu romanıyla değil başka eserleriyle de fantastik edebiyatın öncülerinden biri olsa da, onun diğer yandan döneminin önemli politik figürlerinden biri olması, gerçeklik ile hayal gücü arasındaki köprüleri kurması açısından manidar. Bu roman, doğrudan hayal gücünün neticesi olan, icat edilmiş, inşa edilmiş bir dünya anlatıyor, ama bunu yaparken büyülü orman ile büyüsüz şehir arasındaki gerilime de değiniyor. Kötülüğün farklı temsillerini değerlendiriyor. Yaban diyarlar ile modern şehirlerin inanç dünyalarını bir teraziye koyuyor. Döneminin bir değerlendirmesi gibi okumak mümkün bu romanı, ama fantastik edebiyatın günümüzde geçerliliğini korumasının sebeplerini görmek için okumak da mümkün.

Sonuçta fantastik edebiyat, ilham kaynağını arayan, kendi evini bulmak için önce kaybolma gereği duyan insanın hikâyesini anlatıyor. Dünyanın Ötesindeki Orman da, hayali bir dünyanın hakiki bir dünyaya dönüşmesine sahne olan bir hikâye olduğu kadar, hakiki bir dünyanın hayali bir dünyaya dönüşümünü de yansıtıyor.

Satın almak için tıklayınız.

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın