OYA BAYDAR: DİSTOPİK GELECEK TASAVVURU ADIM ADIM GERÇEĞE DÖNÜŞÜYOR

Ece Karaağaç

ece@ajanliterer.com

@ecekaraagac

Edebiyatımızın usta yazarlarından Oya Baydar bu kez son yıllarda dünya gündeminden düşmeyen, artık herkesin malumu olmaya başlayan iklim krizini konu alan Köpekli Çocuklar Gecesi ile çıkıyor okurun karşısına. Oya Baydar'la insanoğlunu bekleyen felaketi, bu felaketten hepimize düşen payı ve distopyanın yükselişini konuştuk.

Köpekli Çocuklar Gecesi alıştığımız tarzınızın dışında bir roman. Sizi distopya yazmaya iten sebepler nelerdi?

Ülkemiz, bölgemiz, dünyamız zor bir dönemeçten geçiyor. Ufukta, en azından kısa vadede, aydınlık bir gelecek görülmüyor. “Eski” yıkılırken “yeni” şimdilik ürkütücü sinyaller  veriyor. Cevabını henüz veremediğimiz sorular karşısında çaresiz ve çözümsüz kalıyoruz. Distopik gelecek tasavvuru toplumsal-siyasal ve özellikle de ekolojik alanlarda sanki şimdiden adım adım gerçeğe dönüşüyor.

Evet, bir bakıma  alışılmış tarzım değil, ama yazdığım her şeyde toplum içindeki insanın trajik kaderiyle hesaplaşmaya çalıştığımı düşünürseniz, Köpekli Çocuklar Gecesi de bence aynı çizginin devamı.

Ekolojik distopya son yıllarda gittikçe popülerleşen bir alt tür. Özellikle genç yetişkin kurgularında sıklıkla bu türün örneklerine rastlıyoruz. Siz bir okur olarak bu türe ilgili misiniz?

Yazar, ister ütopya ister distopya kurgulasın içinde yaşadığı çağın ve ortamın ruh halini yansıtır. İklim ve çevre sorunlarının bu denli ürkütücü boyutlara vardığı günümüzde ekolojik distopyaların artması doğal. 1984 gibi, Cesur Yeni Dünya gibi, Fahrenheit 451 gibi artık klasikleşmiş distopyaları severim, ancak ekolojik distopya pek okumadım, bu türe fazla ilgi duymadım ama romanı yazarken ilgim arttı.

Tüm alt türleriyle birlikte distopyanın özellikle sinema ve edebiyatta bu denli popüler bir hale gelmesini siz neye bağlıyorsunuz? Sizce filmler ve romanlar bizi kaçınılmaz bir geleceğe hazırlamaya mı çalışıyor?

İlk sorunuza verdiğim cevabı tekrarlayacağım: Ütopyalar , “başka bir dünya”nın mümkün olduğu ve insanın onu kurabileceği umudunun ürünüdür. Distopyalar ise, insanlığın geleceğe umutla bakamadığı, egemen sistemin kötücüllükleriyle mücadelede yenik düştüğü, teknolojinin insanı aşan saldırısı karşısında çaresiz kaldığı, savaş ve şiddet ortamında kendini tehdit altında hissettiği dönemlerde yoğunlaşır. Bütün bu ürkütücü manzaraya bir de yaklaşan iklim krizi ve ekolojik felaketi eklersek, distopyanın popülerlik kazanmasında şaşacak bir şey yok. Distopik filmler ve romanlar (resim sanatını da unutmayalım bu arada) bizi kaçınılmaz geleceğe hazırlamaktan çok, yazarın tepki ve bunalımını da yansıtarak uyarı işlevi görmeye çalışıyorlar bence.

"ALDIRMAZLIĞIN RAHATLIĞINA SIĞINANLARDAN DEĞİLİM"

Öte yandan Köpekli Çocuklar Gecesi’nde çizdiğiniz gelecek fazla da uzakta değil. Özellikle İklim Grevi ile son günlerde iyice gündeme geldi iklim krizi. Siz yaklaşan iklim felaketi hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Bu dünya nasıl olsa beni çıkarır, hatta çocuklarımı, torunlarımı bile!” diyerek aldırmazlığın rahatlığına sığınanlardan değilim. Tartışmalı bir konu olsa da bilimsel veriler, eğer çok çok acil önlem alınmazsa iklim açısından, özellikle de karbondioksit emisyonu açısından, geri dönülmez noktaya yaklaştığımızı gösteriyor. Eninde sonunda bir kurgudan ibaret olan benim romanımdaki gibi topyekûn bir son olmayabilir ama her gün çevremizde yaşanan doğal felaketlerin bu denli sıklaşması, bütün dünyaya yayılması yakın gelecekte yaşamın çok zorlaşacağını, insanların, hele de yoksul ülkelerin halklarının kuraklık, susuzluk, açlık, salgınlar yaşayacaklarını, zaten başlamış olan büyük göç dalgalarının demografik, toplumsal, siyasal altüstlüklere yol açacağını gösteriyor.

Bu kitabı kaleme almadan önce nasıl bir hazırlık süreci yaşadınız? İklim konusu halihazırda ilgili olduğunuz bir konu muydu, yoksa bir araştırma süreci yaşadınız mı?

İklim konusuyla sıradan herkes kadar ilgiliydim, kaygılarım, korkularım, huzursuzluğum vardı ama işin cahiliydim. Konu kendini dayattığında ciddi bir öğrenme ve araştırma süreci yaşadım. Her kitap yazarını değiştirir, derler, gerçekten de romanı bitirdiğimde başladığımdan farklıydım. Daha “alim” değildim ama daha uyanık ama daha karamsardım.

Köpekli Çocuklar Gecesi’nde dikkatimi çeken bir husus da şu; karakterlerinizden Adam dünyanın geleceği üzerine oldukça umutluyken kadının aynı umudu taşımaması. Dünya için endişelendiğimizi söylerken aslında insanlığın geleceği için endişeleniyor olabilir miyiz?

Adam’ı umutlu kılan, onun evrensel zaman ve sonsuz mekân felsefesi. Yer yer mistisizme varan, daha çok Doğu dinlerine yaklaşan anlayışı onu “son” duygusundan ve umutsuzluktan koruyor. Buna karşılık, romanın kadın kahramanı daha gerçekçi, onu kendisinin, oğlunun, çevresindeki herkesin ve her şeyin yaşamı ilgilendiriyor. Bu biraz da hayatı doğuran ve yaşatan kadınlık durumunun sonucu sanırım. Milyarlarca yılda kıtalar ayrılıp birleşirken, milyonlarca yıl önce bugünkü dünya haritası yerine otururken, hatta daha 20 bin yıl kadar önce mesela Boğazlar açılırken, Marmara karası denize dönüşürken neler olmuşsa uzak gelecekte de benzer şeyler olacağı apaçık. Romanın erkek kahramanı Adam, bu kaçınılmaz doğal süreci içselleştirmiş. Oysa kadın yakın gelecekle ilgili, onu kurtarmaya çalışıyor.

Dünya için endişelendiğimizi söylerken tabii ki insan için, insanlığın geleceği için endişeleniyoruz. İnsanın varolmadığı bir dünya ilgi, bilgi, tasavvur alanımızı aşar.

“Kutup ayılarının yaşatılması devrimden önemlidir,” diyerek geçmişte sizin de  bir yönden dahil olduğunuz sol harekete de bir göndermede bulunuyorsunuz. Kendi kuşağınızın bugün içinde bulunduğumuz durumda ne gibi bir payı var sizce?

Öncelikle, bugün küresel çapta yaşanan sorunların gerçek sorumlularını, yani küresel kapitalizmi, süper güçleri, “dünyanın efendileri” denilen kötücül muktedirlerin düzenini mercek altına almamız gerekiyor. Günümüzün savaşlarla, çatışmalarla, şiddetle ve yaklaşan iklim felaketiyle sarsılan dünyası onların eseri. Benim kuşağım -sadece Türkiye’de değil dünyada- bunun bilincine varmış olan ve mücadele veren kuşaktı.

Bugünden bakıldığında eksiklerimizi, yanlışlarımızı görmek kolay oluyor, ancak 19. ve 20. yüzyılın ilk yarısının somut koşulları emek-sermaye çelişkisini, sömürüyü, sınıf mücadelesini öne çıkarıyordu.

Günümüzde farklı sorunlar, farklı koşullar var. Sistemin işleyişi, teknolojik devrime ve kapitalizmin küreselleşmesine bağlı olarak, sadece emek-sermaye çelişkisiyle açıklanamayacak karmaşık çelişkileri öne çıkarıyor.  Basitleştirerek söyleyecek olursam, “Devrim olacak her şey düzelecek,” anlayışının yetersizliği ortaya çıktı. Örneğin iklim sorunu, doğanın tahribi sorunu, kadın sorunu, siyasal devrimi aşan, farklı bir düzlemdeki sorunlar. Romandaki kahramanlardan birinin “Kutup ayılarının yaşatılması devrimden önemlidir,” sözü bugünün gerçeklerinin insanlığın karşısına çıkardığı devasa sorunları ifade ediyor. İklim felaketinin yeryüzündeki yaşamı tehdit ettiği, teknolojik gelişmenin insanı, insanî değerleri aştığı ve yapay zekânın kontrolünü elinde tutan bir avuç elitin, milyarlarca insanı telef etmesinin, insanlıktan çıkarmasının mümkün olduğu bir dünyada devrim ya da sosyalizm fikirleri ve mücadele yöntemleri de kendini yenilemek zorunda.

Kısaca, insan-doğa, teknoloji-doğa, akıl-duygu, erkek-kadın, vb. çelişkiler hesaba katılmadan sistemi sarsmak, hele de yeni bir dünya kurmak mümkün görünmüyor.  

Son olarak, gelecekte de alışılmış tarzınızın dışına çıkan romanlar okuyabilecek miyiz sizden?

Bir süredir üzerinde çalıştığım bir roman var. Yazma tutkusu, yazma eylemi üzerine. Adı “Yazarlar Evi Cinayeti” olacak sanırım. Daha önce yazdıklarıma pek benzemiyor. Eğer ömrüm, vaktim olursa bitirmeye çalışacağım.

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın