DAVID WALTON: KUANTUM MEKANİĞİ BÜYÜLEYİCİ, ÇOK TUHAF VE SÜRPRİZLİ

David Walton’ı ilk olarak hayal gücünü zorlayan romanı Süperpoze ile tanıdık. Geçmişte Terminal Mind romanıyla Philip K. Dick Ödülü’nü kazanan yazar bu kez Kelley ailesinin yeni macerası Süpersimetri ile karşımızda. Bilimle harmanlanan Süpersimetri'yi David Walton ile konuştuk.

Süperpoze’nin ardından bu kez Süpersimetri ile okurların karşısındasınız. Üstelik Süpersimetri’nin finali yeni maceralara da göz kırpıyor. Kelley ailesi gelecekte de dünyayı kurtarmaya devam edecek mi?

Süpersimetri Kelley ailesi hakkındaki son kitap. Bir fikri çok zorlamaktansa okurlara “Keşke daha fazla yazsaymış,” dedirtmeyi tercih ederim. Yine de gelecekte Türkçede yayımlanan daha çok David Walton kitabı olacak. Biraz daha fazlası!

Her iki romanınız da kuantum fiziği üzerine şekilleniyor. Romanlarınızı yazmadan önce ne gibi bir hazırlık sürecinden geçiyorsunuz? Romanlarınızda dayandığınız fikirlerin çürütülmesi ihtimali sizi endişelendiriyor mu?

Benim için romanların hazırlık süreci genellikle araştırma oluyor ki bu sanıldığından daha ilginç. Araştırma demek de ilgimi çeken bir konu hakkında, öğrendiklerimi bir romanda kullanma fikriyle kapsamlı okumalara yapmak demek. En etkileyici kısımların listelerini yapıyorum ve bu bilim veya teknolojinin en çok hangi yönlerinin insanları etkileyebileceğini düşünüyorum. Ancak o zaman hikayeyi yaratmaya başlarım. Bu kitaplardaki kuantum fiziğini olabildiğince kesin hâle getirmeye çalıştım, elbette öykünün hayal ürünü kısımları da var. Bu kitapları okuyan birçok profesyonel kuantum fizikçisiyle görüştüm, Bazıları zorlu konuları ilgi çekici bir şekilde açıklayarak harika bir iş çıkardığımı düşünmüş ve kitapları sevmiş. Bazıları da kimi detayları farklı ele almam gerektiğini düşünmüş. Her halükârda yazarken kendime sıklıkla sadece kuantum fizikçileri (ya da hangi konuda yazıyorsam o konunun uzmanları) için değil de, geri kalan bilime hevesli kişiler için yazdığımı hatırlatmam gerekiyor. Bir uzman her zaman karşı çıkacak bir şey bulur ve herkesi mükemmelen memnun etmek konusunda endişelenemem.

Kuantum mekaniği hakkındaki yeni gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz? Sizce insanoğlu tarafından yaratılan teknoloji Varcolac benzeri bir canavara dönüşmeye aday mı?

Günümüzde devam eden kuantum mekaniğindeki ilerlemenin çoğu, evrendeki gerçekleri keşfetmeyi amaçlayan saf bilimdir, ama elbette ki bu anlayış, özellikle elektronik ve bilgisayar  teknolojilerinin gelişimine de önayak olur. Biz kuantum mekaniğini büyüleyici buluruz çünkü çok tuhaf ve sürprizlidir, bizim deneyimlerimizdeki işleyişe tamamen terstir. Boş alanlarla, tuhaf kuvvetlerle ve olasılıklarla dolu bir dünyadır. Ve yine de, tüm evrenin nasıl işlediğinin temeli budur.

Kuantum parçacık etkileşimlerinin olasılıksal kalıplarında hareket eden Varcolac gibi yaratıkların olduğuna gerçekten inanmıyorum. Ancak, evrenimizin gerçekte nelerden oluştuğunu ve nasıl çalıştığını anlamamız için keşfetmemiz gereken pek çok tuhaf ve harika gerçek olduğuna inanıyorum. Bu anlayış bugün ancak hayal edebildiğimiz bazı müthiş teknolojileri mümkün kılabilir.

David Walton

Türkiye’de yaşamam sebebiyle romanda dikkatimi özellikle çeken bir diğer husus da sizin alternatif evreninizde Türkiye’nin neredeyse Avrupa’yı domine eden ve Amerika ile yeni bir dünya savaşı başlatmaya aday bir süper güç olarak konumlanması. Romanda bu pozisyon için Türkiye’yi seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Evet! Ben bir hikaye anlatıyorum, geleceğe yönelik tahminlerde bulunmuyorum. Ama Türkiye tarihsel olarak dünyadaki en güçlü uluslardan biri ve bunun tekrar etmesi gayet mümkün görünüyor. I. Dünya Savaşı’na kadar Türkiye Akdeniz çevresine ve Avrupa’nın iç kesimlerine uzanan geniş bir imparatorluğun merkezinde durdu. Şu anda bölgedeki en büyük ekonomilerden biri ve bu nedenle çok fazla etkiye sahip. Gerçek hayatta, Türkiye bir daha böyle bir imparatorluk inşa etmek istemeyebilir, ancak Avrupa'da büyüyen bir güç içeren bir hikaye yazmak istediğimde Türkiye mantıklı bir seçim gibi görünüyordu.

Romanda ışınlanma ve zamanda seyahat gibi geçmişten günümüze, insanoğlunun her daim ilgi gösterdiği iki fanteziye de yer veriyorsunuz. Sizce kuantum mekaniğinin diğer tüm olası imkanları yanında, ışınlanma ve zamanda seyahatin insanlara bu kadar çekici gelmesinin sebebi nedir?

İkisi içinde zamanda seyahatin insanları özellikle büyülediğini düşünüyorum ve bu konuda yazılmış pek çok hikaye de var. Bence “neler olabileceği” fikrinin çok çekici olmasından kaynaklanıyor bu. İnsanlar farklı tercihler yapsa tarih başka bir şekilde ilerler miydi? Yoksa çoğunlukla aynı mı ilerlerdi? Geçmişte bir şeyleri değiştirebilsek dünyamız nasıl görünürdü? Kararlarımızın gerçekte ne kadar önemli olduğunu ve geçmişe baktığımızda, o zamanlar olduğumuzdan daha akıllı olabileceğimizi keşfetmemizi sağlıyor.

Süpersimetri aslında tek bir kişi olup ikiye bölünen iki genç kadının hikayesini izliyor. Pek çok açıdan bu fikir zaman yolculuğuyla aynı ilgiyi sağlıyor, ancak daha yakın bir ölçekte. Tarihin nasıl farklılaştığını merak etmek yerine, küçük bir değişiklik göz önüne alındığında, tek bir yaşamın nasıl farklılaşacağını hayal edebiliyoruz. Hepimiz geçmişte farklı seçimler yapsaydık durumumuzun nasıl değişeceğini merak ederiz; sadece koşullarımızın nasıl farklı olabileceği değil, kendimizin nasıl farklı düşünebileceği ve davranabileceği de. Geçmişimdeki küçük bir değişimin aslında beni farklı biri yapabileceği düşüncesi rahatsız edici olduğunu kadar heyecan verici ve düşünülmesi gereken bir şey.

Bilimkurgu romanları yazmanızın yanı sıra kitapta da adı geçen Lockheed Martin adlı şirkette yazılım mühendisi olarak çalışıyorsunuz. Aldığınız eğitim ve çalıştığınız saha mı sizi bilimkurgu yazmaya yöneltti, yoksa bilimkurguya olan ilginiz sayesinde mi bu alana kaydınız?

Yazılım mühendisliği alanına kurgu yazmaya başlamadan önce girdim, çünkü yazılım geliştirmeyi seviyordum. Bilim ve teknolojiyle her zaman ilgili oldum, ayrıca her zaman hikayeler okumaktan keyif aldım. Mühendisler ve teknoloji meraklılarıyla dolu bir şirkette iş bulmak bana birçok hikaye için fikir verdi. İş arkadaşlarımın pek çoğu da kitaplarımı okuyor ve benimle hikayelerin konseptlerini tartışmaktan zevk alıyor. İş arkadaşlarımın fark etmeleri ve zevk almaları için kitaplara çalışma deneyimlerimden parçalar koymak çok eğlenceli. İşyerindeki patronum Süpersimetri’nin başlarında hayatını kaybeden bir Lockheed Martin çalışanının kendisi olduğuna kanaat getirdi.

Aynı zamanda tam zamanlı çalışan bir mühendis ve yazarsınız. Üstelik -bildiğim kadarıyla- 18 yaşının altında 7 çocuğunuz var. Bir gününüz nasıl geçiyor? Yazmaya nasıl vakit ayırabiliyorsunuz?

Aslında 8 çocuk oldu! Bu yaz yeni bir bebeğimiz oldu ve en büyük kızımız birkaç hafta önce üniversiteye başladı. Hayatım çok dolu. Tam zamanlı çalışırken, akşam yemeği hazırlarken, ödevlere yardım ederken, çocukları yatırırken ve büyük bir evin kaosuyla uğraşırken günlük bir yazma rutinine sahip olmamın yolu yok. Eğer sevmesem roman yazmam mümkün olmazdı. Sıklıkla yazmakta olduğum hikayeyi düşünüyorum; işe giderken, gecenin bir yarısı bebeği beslerken ya da bulaşıkları yıkarken. Sonra bir fırsatını bulduğum anda ne yazmak istediğimi biliyor ve ilerleme kaydediyorum. Yine de zaman bulmak bir mesele ve bir kitabı yazmak birkaç yılımı alıyor.

Şu an üzerinde çalıştığınız yeni bir roman var mı?

ABD’de Süpersimetri’den sonra iki kitabım daha yayınlandı, onlar da yakında Türkçeye çevrilecek. Biri The Genius Plague, insanları daha zeki yapan ama aynı zamanda zihinlerini ince yollarla ele geçiren Amazon’lardan bir mantar enfeksiyonu hakkında. Diğeri de Three Laws Lethal, sürücüsüz araçların teknolojisi ve bilinçli bir yapay zekanın nasıl gelişebileceği üzerine.

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın