DEHŞETENGİZ BOTANİK

Canavar Firarda

Fatma Cihan Akkartal

cihanakkartal@gmail.com

“Eski dünya sanayinin ateşinde yanacak. Ormanlar yıkılacak. Yeni bir düzen doğacak. Orkların demir yumruğu, kılıçları ve mızraklarıyla savaş makinesini yürüteceğiz. Bize muhalif olanları ortadan kaldırmalıyız sadece.” Bu sözler, Amazon’un insan eliyle ormansızlaştırılmasını teşvik eden Brezilya veya Bolivya devlet başkanlarının ya da Kaz Dağları'nın üstünü altından daha değersiz bulanların, Akdeniz havzası gitgide daha da sıcaklayan yaz mevsimlerinde kavruldukça sevinenlerin sözleri değil. Yüzüklerin Efendisi: İki Kule filminde, -Tolkien’in değilse de filmin senaristlerinin- Saruman’a söylettiği “can alıcı” tiradın bir parçası bu cümleler.

Saruman’ın beyaz perdede sarf ettiği bu sözlere, romanda bir meşruiyet zemini bulmak mümkün tabii; Tolkien, İki Kule’de lafı hiç dolandırmadan ifade ediyor; ağaçlar ayaklanıp konuşmaya, kendileri için, orman için savaşmaya başlamadıkça Saruman’ın söz ettiği savaş kazanılamaz. Ormanın bekçisi Ent’ler, Orta Dünya’nın en kadim halkı, insan yiyen uruk-hai’lerin fabrikası haline gelen Isengard’ı yok etmeselerdi Yüzük Savaşı’nı Karanlık Lord Sauron’un tarafının kazanması işten değildi. Entler, müttefik oldukları kadar, çekince de uyandıran varlıklardı; Gandalf Ağaçsakal’ın Orta Dünya’da gezen en yaşlı canlı olduğunu söylüyordu. Entler için zaman insanlar için olduğu gibi işlemez; Gandalf’ın sözleriyle; “Onlar için sizler gelip geçen bir masalsınız.” Bu Orta Dünya dışında yaşayan bitkiler için de böyle değil mi? 

Bitkilerin Tekinsiz Varoluşu

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yaradana seslenirken sorduğu soru, “Saksılarda hep aynı karanfiller açıyor tanrım, biz niçin bir kez doğuyoruz?” kuşkusuz bitkiler aleminde zamanın insan zamanına göre farklı işlediğini ima ediyor. Ağaçların mevsimsel döngüsü, insanı kendi ölümüne yaklaştıran zamanın durdurulamaz hareketini hatırlatıyorsa, hareket kabiliyeti olmayan bitkilerin milyonlarca yıllık evrim süreçleri neticesinde örneğin yangınlardan sonra hayatta kalmayı öğrenmiş olmaları, derin zamanın, insan ölçeğinde hesaba katılamayacağı gibi, insanı da hesaba katmadığını hatırlatıyor. İnsanların bölgeye yerleşmesinden binlerce yıl öncesinden bu yana sıkça yangına maruz kalan Akdeniz ekosisteminde Kızılçam, koşullara jeolojik zaman katmanları boyunca ayak uydurmuş, yanmış toprağa düşen kapalı kozalaklarında muhafaza ettiği tohumlar sayesinde insan için tekinsiz bir varoluşu sürdürebiliyor.  

İnsanoğlu, kendi yaşamlarının, bitkiler aleminin ve ama özellikle ağaçların yeryüzündeki varoluşuna bağlı olduğuna erken dönemde vakıf olmuş olsa gerektir. Semavi dinlerin kutsal kitaplarında, yaratılış mitlerinde ağaçlar ama özellikle sınırları ifade eden ağaçlar önemli yer tutar. Örneğin iyi ile kötüyü bilme ağacı ve onun yasak meyvesi olmasa Adem ile Havva’nın yaşam koşulları tarif edilenden farklı olurdu; tüm diğer ağaçların bitimsiz meyvelerini yiyerek sonsuza dek yaşayabilecekleri Cennet Bahçesi’nden sürülmez, yaşamlarını sürdürmek için çalışmalarının, emek vermelerinin şart olduğu bir yere gönderilmezlerdi. Kitabi dinlerde karşımıza çıkan Yaşam Ağacı da yine birbirinden çok uzak coğrafyaların mitolojilerinde vazgeçilmez bir figür; ölümlülüğü ve aynı zamanda yeni başlangıçları simgeleyen kutsal bir varlık olarak.  

Tuhaf Bitkiler

Halk hikayelerinde, mitolojilerde sıkça boy gösteren bir diğer figür de konuşan ağaç; konuşan ağaçlar, insanın erişiminin olmadığı boyutlara uzanabildikleri için olsa gerek, genellikle kehanetlerde bulunurlar. Şehname’de Büyük İskender seyahatleri sırasında Vakvak Ağacı ile karşılaşır. Bu ağaç, bitkiler ile hayvanlar aleminin sınırındadır; meyveleri insan biçimindedir. Bu öykünün bir versiyonuna göre, İskender bir gövdesi dişi diğer gövdesi erkek olan bir Vakvak Ağacıyla karşılaşır; ağaç, İskender’in kibirine ve açgözlülüğüne vurgu yapar ve  ona ölümlü olduğunu hatırlatır. Vakvak Ağacı gibi her iki aleme de ait olan bir cins, et yiyen bitkilerdir. 19. Yüzyıl Avrupası, tıpkı 13. yüzyılda Müslüman denizcilerin, kâh Çin’de kâh Hint Okyanusunda bir adada  bulunduğunu rivayet ettikleri efsanevi Vak Vak ağacı gibi, kolonileştirilen balta girmemiş ormanlarda bulunan tuhaf bitkilere dair haberler almaya başlar. 

Darwin’in 1870’lerin sonlarında etçil bitkilerle ilgili yürüttüğü çalışmalarına dayanan makalelerinin yayımlanmasıyla, Viktorya Dönemi gotik yelpazesine botaniğe dair unsurların yerleşmesi bir olur. William Hope Hodgson ve sonradan Lovecraft gibi yazarların kozmik dehşet öykülerinde boy gösteren mantarımsı yaratıklar veya bitki-insan melezleri, yani bitki veya hayvan alemlerinde sınıflandırılması ilk bakışta kolay olmayan türden varlıklar gotik atmosfere özgü bir sınır ihlali teşkil eder. Hayvan ve bitki alemi arasında bir noktada yer alan bitkilerin tekinsizliğine güncel bir örnek; Stranger Things’in gövdesi insanı andıran, kafası ise et yiyen bitkilere benzeyen ve mantar sporlarıyla kaplı, (tıpkı mantar gibi) eti andıran yüzeylerden müteşekkil bir paralel boyutta, Alt-Üst’te yaşayan canavarı Demogorgon. Demogorgon’un canavarlığı, kurbanlarını yemeden önce çiçek gibi açılan kafasının neredeyse bütünüyle dişlerden oluşmasından ileri geldiği ölçüde şüphesiz boyutlar arasında serbestçe dolaşabilmesinden de kaynaklanıyor olmalı. Tuhaf kurgunun harika çocuğu Jeff Vandermeer’in Yok Oluş’unda X Bölgesinin genişlemesi ölümsüz bir bitki sayesinde gerçekleşiyordu. Kitabın aynı adlı ve aslına bir ölçüde sadık beyaz perde uyarlamasında mutasyona uğramış bitkilere, insan biçimli(!) “doğal” çiçek aranjmanlarına ve çalılara da sıkça rastlanıyor. 

Gaia’nın İntikamı

Köklü bitkiler, toprağın hem altında hem üstünde bulunmakla bir sınırı ihlal ettikleri kadar o sınırı koruyan bir konumdadırlar da. Tolkien’in Entleri yani ormanın bekçileri ile aynı damardan, Gaia’nın intikamını kişileştiren Swamp Thing, bir patlamada hayatını kaybeden bilim adamı Alec Holland’ın dünyayı terk edemeyen bilinciyle bitkisel elemental enerjinin bütünleşmesi sonucu ortaya çıkar. Aynı zamanda “korkunç” bir kahraman olan Swamp Thing, “doğanın ta kendisi”dir. Tüm bitkisel canlılar ve canlı olmayan bitkisel unsurlar (örneğin hem dost hem düşman olduğu John Constantine’in tütün kesesinden çıkagelir) ile bir olabilmektedir. Öncelikle kendisinin ve ailesinin intikamının peşinde koşar ve ilk ölümcül düşmanı, (tıpkı kendi ölümsüzlüğünü unutmuş olan Büyük İskender gibi) ölümsüzlüğün peşinde koşan Dr. Anton Arcane’dir. Swamp Thing, bitkisel bir “menfur garabet” (eldritch abomination) olmakla birlikte, kötü adam değildir ama kuşkusuz çizgiroman dünyasının ilk anti-kahramanlarındandır. Kendisini Doğa Ana’nın intikamını almakla yükümlü gören Poison Ivy ve Black Orchid gibi antagonistlerden bu yönüyle ayrılır. 

Swamp Thing -- Ep. 102 -- "Worlds Apart" -- Photo Credit: Fred Norris / 2018 Warner Bros. Entertainment Inc. All Rights Reserved.

İnsanoğlunun yeryüzünde sürdürdüğü faaliyetleri, kendisini bir türlü parçası olarak görmediği “Doğa”ya ve hem de kendi doğasına dair ikircikli duygularıyla birleşince, Isengard’ın ve Mordor’un orduları birleşmiş kadar oluyor desek yeridir. Bu durumda, ağırkanlı Entler, melankolik Swamp Thing, uzaydan gelen işgalci mantarlar da iyi hoş ama, Harry Potter evrenindeki Şamarcı Söğüt’ten her ormana birkaç adet lazım değil mi?  


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın