KÜTÜPHANELERE GÜNEŞ DOĞUYOR

Çantamdaki Kitaplar

Elif Türkölmez

elifturkolmez@gmail.com

Her hafta kütüphaneden bir kitap alıyorum. Bu hem bütçe dostu hem de dinozorca, bir iş/işgüzarlık olması sebebiyle hoşuma gidiyor. Gidip kitapçıdan, bütün o pelüş oyuncaklar ve kokulu, konuşan ya da işte bilmemne kalemler arasından filan, parasını ödeyerek, “Hayır, mağazanıza ait müşteri kartım yok,” ya da “Hayır, poşet istemiyorum” diyerek, kapıdan çıkarken zar zar ötünce güvenliğin gelip üzerinizi aramasına izin vererek, kitap almaya ya da internetten sipariş ettiklerinin kargoyla kapına gelmesine ve kargocuların seni evde bulamadıklarını iddia edip geri gitmesine benzemiyor bu. Kütüphanenin neredeyse ilahi atmosferinde, baskısı çoktan bitmiş ve basıldığı dönemde hiçbir zaman çoksatan olmamış kitapların arasında yürümek, sırtlarına dokunmak benim gibi kütüphanede olmayı seven sessiz insanların yormayan enerjisiyle çevrelenmek, şehir içinde benzeri olmayan lüks bir deneyim. Kalbimi aydınlatıyor.

Fotoğraf: Janko Ferlic 

Bu haftanın kitabı, Şavkar Altınel’in Hotel Glasgow adlı anlatısı. Bu nasıl bir tesadüf bilmiyorum ama bir önceki haftanın kitabı da Melih Cevdet Anday’ın Gizli Emir’iydi. Şairlerin düzyazıları düşecek bu ara demek ki önüme. Ki bunu, şairlerden düzyazı okumayı, pek severim. Orhan Veli’nin Hoşgör Köftecisi’ni açar, arada okurum.

Önüne düşmesi nasıl oluyor derseniz, hakikaten tesadüf. Kütüphaneye doğru yürürken aklımda belirgin bir şey olmuyor. “Şunu okumak istiyorum,” veya “Böyle bir şey olsun,” demiyorum. Bir kitaplığın önünde durup elimi uzatıyorum. Ve muhakkak harikulade bir kitap geliveriyor elime.

Berbat şeyler düştüğü hiç mi olmadı?

Oldu elbet.

Hemen geri bıraktım.

Şavkar Altınel, Glasgow’da okuduğu zamanları, şehrin o zamanki sosyal ve kültürel ortamını anarak bugününün içinden geçerken öyle ustalıklı bir iş çıkarıyor ki bu kitapta, bizi de koluna takıp gezdiriyor sanki. Glasgow giriş, kitabın devamı ise Paris. Ama bu bir yol, gezi kitabı hiç değil. Akışkan bir şey var elbette metinde ama akan şey kafeler ya da garlardan çok ışık ve ses. Dedim ya, şairlerden düzyazı okumak, enfes.

Çantamda bu ay benimle gezinen kitaplardan bir diğeri ise şuydu: Sevgili Bayan Bird.

Kitapçıda dolaşırken önce kapağıyla ve ismiyle gözüme takıldı. Kapağını sevdim, arkasını okuduğumda konusunu sevdim ve rastgele açtığım sayfada karşıma çıkan ilk cümleyi sevdim. 

Hemen aldım ve bir banka oturup okumaya başladım. Bu benim için bir yaz kitabı olduğundan bir kısmı plajda okundu ve sayfaları tuzlandı. Bittiğinde ise akşam iniyordu ve balkonda, sardunyalar arasındaydım. Benimle gezen, içimi ısıtan, tuhaf bir neşe ve coşku veren bir kitaptı Sevgili Bayan Bird. A. J. Pearce’in yazdığı, Oya Yalçın’ın çevirdiği bu kitap Yabancı Yayınları’ndan çıkmış. Yabancı Yayınları’nın basmaya değer bulduğu kitapları seviyorum. Yanıldıkları azdır. 

İkinci Dünya Savaşı’nın en fena zamanlarında gazetedeki tavsiye köşesinin mektuplarını yanıtlama işinde çalışan Emmeline’in kendisine gelen acı dolu mektupları nasıl umutla yanıtladığını görmek okura da dirayet verecektir.

Çantamda bu ay benimle gezinen ve kapağını her açtığımda içimi ısıtan en önemli kitapsa Selahattin Demirtaş’ın Seher’i oldu. On iki öyküden oluşan kitap 2017’de basılmıştı, benim için okumak bu yaza kısmet oldu. Siz de hâlâ okumadıysanız, bir an önce okuyun derim, kısmetinizi beklemez, kendiniz yaratırsınız, her zaman, dilerim.

Satın almak için tıklayınız.

Satın almak için tıklayınız.

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın