İSTANBUL ÂŞIKLARINA ÖZEL BİR OKUMA LİSTESİ

İSTANBUL ÂŞIKLARINA ÖZEL BİR OKUMA LİSTESİ

 

Kendisine bakan her göze farklı şekilde hitap eden İstanbul, bugüne kadar birçok şarkıya, şiire ve kitaplara konu oldu. Kitaplar ödüller aldı, uluslararası arenada büyük beğeni topladı. İşte bu müthiş kitaplardan birkaçı...

Keyifli okumalar.

 

Boğazkesen Fatih’in Romanı

"Boğazkesen: Fatih'in Romanı", yayımlandıktan kısa süre sonra birkaç Batı diline de çevrildi ve yayımlandığı diğer ülkelerde de geniş yankılar yarattı. İşte, romanın hem Türkiye'de hem de diğer ülkelerde nasıl karşılandığına birkaç küçük örnek:

" " 'Boğazkesen', klasik bir modern anlatı." Enis Batur.

" "İstanbul'un fethi bölümü, kanımca Türk yazınındaki en etkileyici metinler arasında sayılmalı." Erendiz Atasü.

" "Romanın kişileri, Nedim Gürsel'in imgelerle dolu dilinin ustaca dirilttiği, olduklarından daha etkileyici kişiler." Françoise Germain-Robin/"L'Humanité".

" "Nedim Gürsel, yalın bir tarih resmi çizmemiş, tersine postmodern bir biçimde, romanın oluşumunu romanın içine katmıştır." Hans Christoph Buch/"Die Zeit".

" "Gürsel, tarihî öyküler yazarken romantik bir usta olduğunu kanıtlıyor." Yorgos Papaiosif Akropolis.

 

 

Ağır Roman

Metin Kaçan’ın Ağır Roman’ı 1990 yılında yayınlandı. O günden bugüne dünya değişti, ülkeler ve şehirler değişti fakat Türkçenin en özel argo bahçesi halen Kolera Sokağı’nda!

Ağır Roman ölümün, cinayetlerin, uyuşturucunun, türlü bitirim numaların ve raconun kol gezdiği, kötülüğün bir salgın hastalıkmışçasına hızla yayıldığı bir yeraltı sokağının ve insanlarının hikâyesi. Gıli Gıli Salih, Berber Ali, Reco, Tina, Arap Sado, Puma Zehra, Gaftici Fethi, Madam Eleni, Fil Hamit, Tilki Orhan, Balık Ayhan, Adam Mickiewicz heykeli ve niceleriyle…

Yayınlandığında büyük ses getiren Ağır Roman, aynı adla filme uyarlandı, çeşitli tiyatro toplulukları tarafından sahnelendi, Almanca ve Fransızcaya çevrildi ve tüm zamanların anlatısı olarak kült bir esere dönüştü.

 

Ateş Etme İstanbul

Bu şehir hepimize kaç kere ateş etti... Uzun süredir herhangi bir vaka almadığı için artık paslanmakta olduğunu düşünen Dedektif Remzi Ünal’ın kapısı nihayet çalındığında, karşısında onun bütün "şartlarını" koşulsuz olarak kabul eden bir müşteri adayı vardır. Bu kişi, kayıp hemşire sevgilisini arayan genç doktor Kemal Arsan’dır. Bir hafta önce sırra kadem basan hemşire Begüm Kalyon ne telefonlara cevap vermektedir ne de onu bir gören olmuştur. Evinde ise in cin top oynamaktadır. Araştırmalarına kayıp hemşirenin yakın çevresini sorgulayarak başlayan Remzi Ünal, onun bir şeylerden çok korktuğuna kanaat getirir ve samimi arkadaşlarından birinin evinde saklandığından şüphelenerek oraya gider. Karşısında sıradan bir kayıp vakasını planlı bir cinayet davasına dönüştüren alışılmadık bir manzara vardır: Kalbinden tek kurşunla vurularak öldürülmüş genç bir adamın cesedi. Gördüğü bu manzaradan daha da şaşırtıcı olan şey ise maktulün kimliğidir...

Polisiye edebiyatın usta kalemi Celil Oker, Ateş Etme İstanbul romanıyla okurları insan zekâsının sınırlarının test edildiği, sürprizlerle dolu bir maceraya sürüklerken, gerilim ile ince mizahın dâhice harmanlandığı mükemmel bir kurguyla meraklılarının elinden bırakamayacağı bir polisiye serüvene imza atarak gönülleri fethediyor.

 

İstanbul Bir Masaldı

Göçlerin izinde kendini aramanın, yitirmenin, yeniden doğurmanın masalı...

Yüz yıllık bir masal. Yüz yıllık bir serüven.

Türk edebiyatının klasikleri arasında yer alan ve otuz üç dilde yayımlanan İstanbul Bir Masaldı'da, kaybolan yüzlerin, seslerin, ayak izlerinin kaderinde saklı bir tarihten sesleniyor Mario Levi.

Bütün göçlerin en acıklısına, ruh göçlerine dokunuyor...

O unutulmaz İstanbul masalı, şimdi yeniden, bir daha, bir daha, bir daha başlıyor...

 

 

İstanbul Kırmızısı

Ferzan Özpetek, doğup büyüdüğü şehir olan İstanbul'u yıllardır uzaktan gözlemliyor. Bu sevginin ve hüznün romanı olan İstanbul Kırmızısı, sanatçının sinema eğitimi için İtalya'ya gidişine kadarki İstanbul yaşantısından izler taşıyor. Mesafelerle ölçülebilen uzaklığın kişiyi bir şehre ait olmaktan alıkoyamayacağını, önemli olanın şehirde yaşamak değil, şehri yaşatmak olduğunu gösteriyor.

Filmleriyle tüm dünyada adından söz ettiren Ferzan Özpetek, romancılıkta da bir o kadar iddialı.

 

İstanbul Hatırası

Yedi tepeli şehre çökmüş kasvet yüklü bir bulut, son nefesini vermiş yedi kurban...

Tarihî yarımadada işlenen sıra dışı bir cinayet, Başkomser Nevzat’ı harekete geçirir. Katil, avcuna antika bir sikke bıraktığı kurbanın cesedi üzerinden çözülmesini istediği bazı mesajlar vermiştir. Aynı cinayet ritüelinin parçası olmuş kurbanlar peşi sıra gelir; tüm kurbanların elinde bir sikke vardır ve her biri şehrin parlak dönemlerinde yaşamış bir imparatorunun döneminden kalma tarihi bir yapının önüne bırakılmıştır. Kurbanların ortak özelliği, İstanbul’a olan ihanetleridir. Peki katilin özelliği nedir?

Şehrimizle birlikte yitirdiklerimize, birbirimize bakıyorduk.

Byzantion, Konstantinapol ve İstanbul... Sahipleri, sakinleri değişse de, yeni isimler edinip farklı karakterlere bürünse de değişmeyen bir şey var tarihi yarımadada; eskimeyen güzelliği. Ahmet Ümit İstanbul Hatırası’nda artık tehdit altında olan bu güzelliği merkeze alıyor ve yüksek gerilimli polisiyesiyle okuru hipnotize ederken aktardığı tarihi bilgilerle İstanbulluluk bilincini de canlandırmaya çalışıyor.

 

İstanbul İstanbul

 

“Bir çocuk karanlığa kalmış ve dar sokaklarda yönünü şaşırmışsa orası İstanbul’dur. Eski sevgilisini bulmak için maceraya atılan gencin, siyah tilki kürkünün peşine düşen avcının, fırtınada sürüklenen geminin, dünyayı bir elmas gibi avucuna almak isteyen prensin, boyun eğmemeye yeminli son isyancının, şarkıcılık hayaliyle evden kaçan kızın, para babalarının, hırsızların ve şairlerin vardığı kent İstanbul’dur. Her hikâye burayı anlatır.”


Pus dağıldıkça çoğalan renkleriyle, surları, kuleleri, kubbeleriyle İstanbul... Kırmızı bir şal, siyah bir hırka, Berber Kamo’nun dükkânı, Şerafet Bey’in saati, Küheylan Dayı’nın tabancası... Yerin üç kat
altında, küçücük bir hücrede dört adam, titreyip kıvranarak hikâyeler anlatıyorlar birbirlerine. Kaygıyla ve kahkahayla... İstanbul’daki zamanı, geçmiş ve bugün diye ayırmak yerine, yeraltındaki ve yer üstündeki zaman diye ayırarak, anlatıyorlar.


Burhan Sönmez, acının ve her şeye rağmen umudun yörüngesinde dönen bir kenti, büyük bir romanla yeniden yaratıyor. İstanbul İstanbul... demir kapının paslı sesi... “acıda herkes yalnızdır, sen de çözüleceksin...

 


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın