Hemingway’in başucu kitapları

Ernest Hemingway, Esquire dergisi için 1935'te kaleme aldığı bir makalede favorileri arasında yer alan kitapları listelemişti. Beğendiği kitapları tekrar tekrar okumayı seven Hemingway’in vazgeçemediği başucu kitaplarını derledik.

1- Madame Bovary, Gustave Flaubert

“Aynı anda hem hareketsiz hem de bükülgen olan kadının karşısında, bedeninin gevşekliği ve yasaların bağlılıkları vardı. Kadının isteği, şapkasına bir iple tutturulmuş ince bir tül gibi her rüzgârda titrerdi; her zaman sürüklenen arzuları ve her şeye engel olan uyumlu olma çabası vardı.” Aşkın, sevmenin, sevilmenin en büyük ihtirasların peşinden koşan genç bir kadın. 19.yüzyıl Avrupası’nda geçen ve burjuva sınıfına ait Madame Bovary'nin hikâyesiyle dönemin ahlaki yapısının, kadın-erkek ilişkilerinin anlatıldığı müthiş bir hikâye… Hayal kırıklıkları ve bir o kadar da ihtirasla dolu Madam Bovary, hissettikleri ve yaşadıklarıyla kadın ruhunun çektiği ızdırabın simgesi.

2- Dublinliler, James Joyce

Joyce, Dublin'in yaramaz çocuklarının, sokak müzisyenlerinin, siyasetçilerinin, rahiplerinin ve bu şehirden kaçmak isteyenlerle kaçamayanların hikâyelerini anlatıyor. Dublinliler'de Joyce sarsılmayan bir gerçekçilikle, doğduğu ve büyüdüğü Dublin'de yüzyıl sonunda yaşamdan kesitleri bize sunuyor. 1905 yılında tamamladığı bu hikâye derlemesi konu aldığı hayatlar ve kullandığı dil yüzünden İrlanda'da ve İngiltere'de yayınevlerince ahlâka aykırı bulunup kabul edilmemiş, yayımlanması, ilk romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi'yle aynı zamanı bulmuştu. Joyce bir ölümle başlayan ve "Ölüler" ile sona eren on beş hikâyesinde şehrin farklı katmanlarında gezinmekle kalmıyor, aynı zamanda şehrini ve İrlanda'yı özetleyen manevi felç, pişmanlık ve iki arada kalmışlık gibi hisleri de bu kitabın her bir satırına işliyor.

3- Kırmızı ve Siyah, Henri Beyle Stendhal

Fransa'nın küçük bir kasabasında, bir kerestecinin oğlu olarak dünyaya gelen Julien Sorel, genç yaşında yükselme ihtirasına kapılır. Çalışkanlığı ve dini eğitimiyle dikkat çeken Sorel, bir an önce bu kasabadan kurtulup Paris'e gitmeyi arzular. Böylece kırmızı ve siyah arasında yaşadığı çelişkiler de başlamış olur. Restorasyon Fransası'nın şartlarında yükselebilmek için genç Sorel'in önünde iki seçenek vardır: Ya siyahı seçerek yükselişine Kilise yolundan başlayacaktır ya da kırmızıyı seçerek askeri yoldan. Ancak bir yandan aldığı dinî eğitim, öte yandan Napolyon'a olan gizli hayranlığı bu seçimi yapmasını zorlaştıracaktır. Üstelik ihtirasla girdiği bu yolda karşılaşacağı iki farklı kadın, iki farklı aşk, kendini çok başka yerlerde bulmasına sebep olacaktır.

4- Mavi Otel, Stephen Crane

Amerikalı yazar Stephen Crane’in kaleminden çıkan özgün bir uzun öyküdür. Bu öyküde, Palace Otel’de kaldıktan sonra bir grup adamın kendilerini bir belanın içinde bulmaları anlatılmaktadır. İnsanın aklından geçen düşüncelerin ve ani duygusal değişimlerin bolca betimlenmesi, Mavi Otel’i son derece sahici bir öyküye dönüştürmektedir.

5- Amerikalı, Henry James

Henry James'in başyapıtı denebilir Amerikalı için. Gerçekçi anlatımını romantik, melankolik çıkışlarla bezeyen James, bu çarpıcı romanında bir dönemin, yani 19. yüzyıl Avrupası'nın kusursuza yakın bir panoramasını sunuyor. Anlatının mekânsal merkezi 19. yüzyılın bir tür arzu nesnesi sayılabilecek Paris'tir. Özellikle entelektüel açıdan büyüleyici bir kenttir Paris ve dünyanın dört bir yanından insanları mıknatıs gibi kendisine çekmektedir. Avrupa kıtasının kültürel nabzı Paris'te atmaktadır. Müzik, edebiyat, resim ve diğer sanatlardaki gelişmelerin sunumu Amerikalı'nın estetik dokusunu oluşturur. Romanın esas karakteri Newman, Fransız aristokrat sınıfıyla temas kuran, meraklı, davranışlarında rahat bir karakterdir. He ne kadar varlıklı olsa da hoşlandığı kadınla evlenmesinin önünde yığınla engel vardır; kültüre düşkün, sanata meraklıdır ama nihayetinde bir "lord" değildir, alaya alınır, yer yer gururu incinir, ama ısrarcıdır da.

6-Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy

Anna girdiği her ortamda dikkatleri üzerine çeken güzel bir kadındır, üstelik zenginlik içinde geçen hayatında arzu ettiği her şeye sahiptir. Üst düzey bir devlet görevlisi olan nazik eşi Aleksey Aleksandroviç ve oğluyla yaşadığı hayat günbegün ona sıkıcı gelmeye başlar ve kendini derin mutsuzluğun koynunda bulur. Bir gün abisinin ve eşinin aralarını düzeltmek üzere Moskova’ya gittiğinde orada zengin bir subay olan Kont Vronski’yle tanışır. Anna, Rusya’da kapitalizmin ve burjuvazinin altın çağını sürmeye başladığı bir dönemde, yasak aşkını kimseden çekinmeden ve saklanma gereği duymadan yaşamaya başlar. Onun dışlanması ise ahlak kurallarına bağlı kalmaması yüzünden değil, burjuvazinin ikiyüzlülüğüne bağlı kalmaması sebebiyle olur.

7-Buddenbrooklar, Thomas Mann

Mann'ın 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldığı roman, Kuzey Almanya'da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır. Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsü. Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar...

8- Uğultulu Tepeler, Emily Bronte

İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romanını okurken, muhteşem kurgusu sayesinde, Uğultulu Tepeler'in insanı büyüleyen rüzgârı da hissedilir. Yazarın yarattığı atmosfer, bu intikam hikâyesini anlaşılır kılan bir düğümle okura bağlar. Yeryüzünün en yabani, en merhametsiz, bununla birlikte en tutkulu aşığı Heathcliff'in bir lanet gibi taşıdığı sevdasının ağırlığıyla etrafındakileri sürüklediği bataklıkta boğulmayan kalmaz. Sonraki nesilleri de etkileyen kin ve haset dolu aşkta, Catherine'le birlikte en çok kendisi boğulur aslında. Diyaloglar sayesinde lirik bir esere dönüşen romanın belki de en can alıcı yeri, aşktan kaçarken o aşkın pençesine defalarca düşen âşıkların, duygularını ilk kez apaçık birbirlerine açtıkları bölümde saklıdır.

9-Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy

Savaş ve Barış dünyanın bütün edebiyat otoriteleri tarafından 'en büyük roman' olarak kabul edildi. Evet, en büyük roman, ama aynı zamanda en sağlam ve en açık seçik bir tarih felsefesi de. Romanda betimlenen beş yüze değin kahramanın barıştaki ve savaştaki yaşam pratiklerini ve düşünsel eğilimlerini capcanlı izliyoruz.

10- Karamazov Kardeşler, Fyodor Dostoyevsky

Dostoyevski, yaşamının son yıllarında başyapıtı Karamazov Kardeşler'i tamamladığında, Rus yazınında felsefe düzeyinde roman-tragedya denen türün de temelini attığının bilincinde değildi. Dostoyevski'nin yaşam birikiminin tümünü ve sanat gücünün doruğunu içeren bu roman, gerçekte insanı insan yapan ne varsa, onlara adanmış bir destan niteliğini taşır. Yazar, hiçbir romanında Karamazov Kardeşler’de olduğu denli insan ruhuna inmemiş, insanoğlunu bu denli kesitler biçiminde, içgüdülerinin ve istencinin tüm görünümüyle sergilenmiştir. Bir aileyi konu alan ve bir felaketler zinciri olarak gelişen olay örgüsü, bireysel öğelerin yanı sıra, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki Rus toplumunu da geçirdiği sarsıntıların tümüyle, dünya edebiyatında bir eşi daha bulunmayan bir sanat aynasından yansıtır.

 

 


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın