Yeraltı edebiyatında başı çeken on eser

 

Yeraltı edebiyatı dili tüm kısıtlamalardan ve baskılardan kurtarma düşüncesiyle ortaya çıkan özgürlükçü bir harekettir. Yeraltı edebiyatçılarıysa bu dünyanın asi çocukları. İşte Ajan Literer’in derlediği on yeraltı edebiyatı şaheseri.

1- Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk

İlk kez yayımlandığı 1996’dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan ve sinemaya da aktarılan Dövüş Kulübü, bir anti ütopya öyküsünü anlatıyor. Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı hâline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç bir adam. Aynı dayanışma gruplarının bir başka müdavimi, toplum kaçkını bir genç kadın. Ve Tyler Durden; yalanlar ve mutsuzlukla dolu bir dünyaya kendi yöntemleriyle saldıran yarı çılgın bir kurtarıcı, baştan çıkarıcı bir intikam meleği. Tyler’ın felsefesine göre, tüketim kültürünün uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolu, fiziksel acıyla tanışarak yeniden doğmaktır. Çok geçmeden, gecenin geç saatlerinde bar bodrumlarında toplanan gizli bir “dövüş kulübü”, ülkenin dört bir yanını saracaktır. Ama Tyler’ın dünyasında sınırlara ve kurallara yer yoktur. Kendi bedenini örseleyen bir müritler ordusu, toplum düzenini ve konformizmi imha etmek üzere Tyler’ın peşine takılır... Chuck Palahniuk’un ilk romanı, tüketim kültürüne, hırs ve üstünlük duygusuna, güzellik idealine ve iş dünyasına zehir zemberek bir eleştiri yöneltiyor. Palahniuk, karanlık bir mizahla desteklediği güçlü ve çarpıcı üslubuyla, yaşadığımız dünyanın çirkin suretine ayna tutuyor. Son dönemin en özgün, en sarsıcı romanları arasında sayılan Dövüş Kulübü bir klasik eser düzeyine ulaşıyor.

2- Ninni, Chuck Palahniuk

Dil uzaydan gelme bir virüstür! Chuck Palahniuk Ninni'de William Burroughs'un bu sözlerinin devamını getiriyor: Sallanmakta olan bir gevezelik kulesinde yaşıyoruz. Doğal yaşam katledildiği için yalnızca dilin kargaşa dolu dünyası kaldı elimizde. Ve bir de ölüm şarkısı... Gazeteci Carl Streator, âni bebek ölümleri üzerine bir yazı dizisi hazırlamakla görevlendirilir. Araştırmaları sırasında, ölümler arasında meşum bir bağ keşfeder: Ölüm Şarkısı. Aklından geçirildiğinde bile ölümcül bir silahtır bu. Şarkının hâkimiyetine giren Streator, istemese de bir seri katildir artık. Amacıysa daha fazla insanı öldürmek değil, şarkının yayılmasını engellemektir. Hayaletli evlerin emlakçısı Helen Hoover Boyle ile birlikte, şarkıyı avlamak için ülke çapında bir yolculuğa çıkarlar.

3- Trainspotting, Irvine Welsh

Trainspotting, dibe vurmaktan çekinmeyenlerin öyküsü. Kısa ve hayal kırıklıklarıyla dolu hayatların baştan kabulü… Trainspotting, şimdi ve her zaman, bir iş-bir eş-bir yuva masallarıyla doymaktansa hayatın gerçekleriyle aç kalmayı seçenlerin gün sonu özeti.
Yaşamlarını kariyerle ya da ilişkileriyle anlamlandırmaya çalışanlara inat, bambaşka şeylerin üzerine şeytan arabalarıyla tam gaz gidenlerin çarpıcı, unutulmaz, kafası güzel ve hazmı zor hikâyesi Trainspotting.

4-Toza Sor, John Fante

Çölde bir toz bulutuna kapılıp giden muhteşem bir aşkın öyküsü... Charles Bukowski gençlik yıllarında kütüphanede tesadüfen kitaplarını keşfettiği Fante'yi hiç unutmamış. Tanınmış bir yazar olunca, Fante'yi keşfinden 39 yıl sonra, 80'li yıllarda, kitaplarını basan yayınevine önermiş. Fante hayattayken kitaplarının yeniden basıldığını görmüş. Charles Bukowski, "Fante benim tanrı'mdı," diyor Toza Sor'un önsözünde. John Fante gerçekten de iyi bir yazar. Kendi yaşamından yola çıkarak yazıyor eserlerini. Toza Sor'da yazarlık yaşamının, gençliğinin ilk yıllarını anlattığı dörtlemesinin en tanınmış romanı. Çölde bir toz bulutuna kapılıp giden muhteşem bir aşkın öyküsünü anlatıyor. Toza Sor'u okuduğunuzda gerçekçi anlatımı sizleri de etkileyecek ve Bukowski'ye hak vereceksiniz.

5- Piç, Hakan Günday

Bu çağın zor ve acımasız şartlarından kendi şartlarını yaratan dört genç... Onların farklı, heyecanlı, düzensiz dünyası. Düzenin dışında, karşısında kurmuşlar hayatlarını. Onlar, yazarın deyimiyle, birer piç. Babaları belli olmadığı için değil, babalarının yaşam şartlarını reddettikleri, babalarına ihanet ettikleri için. Hakan Günday, Türkçe edebiyatın genç ve Batılı sesi olduğunu bu yeni romanında da bir kez daha gözler önüne seriyor. Piç, onun XXI. yüzyıl gençlerinin dünyasına içerden ve zaman zaman dışardan bakışının romanı. Gerçekçi ve akıcı diyaloglarla güçlendirdiği anlatımında kişilikleri de detaylı ve özenli bir biçimde ortaya koyuyor Günday. Romanı okurken, piçlerle dost oluyorsunuz, tabiî kimi zaman da düşman. Değişik ve çarpıcı bir ritmi var bu romanın. Bazen bu dört gencin macerasına kaptırıyorsunuz kendinizi, bazen de aniden olayların dışında buluyorsunuz. Çünkü Hakan Günday olay örgüsünü zaman zaman piçlerin tanımlamalarıyla kesmeyi tercih etmiş. Onların neyi neden yaptığını açıklıyor bize. Kahramanlarını ait oldukları topluluğun özellikleriyle ortaya koyuyor.

6- Yolda, Jack Kerouac

Kafaları dumanlıydı, hayatın sillesini yemişlerdi belki, iflah olmaz hayalperestlerdi... Yaşam yazılacak bir şiirdi onlar için ve beklemezdi. Gökyüzü bunca geniş, hayat bunca kısa, hayaller bunca sonsuzken yol özgürlüktü. Yol dostluktu, maceraydı; sonsuz olasılığın toplamı, yaşamın kaynağıydı. Yolun sonunda aşk vardı, söz vardı, ses vardı; başlangıçlar hep şen, hep heyecanlıydı. Hızla giden bir arabanın dikiz aynasına yansıyordu hayatın anlamı, öyle bir şey varsa tabii; tan kızıllığında, gecenin bağrında, bir dostun yanı başında. Hareket hâlinde olan için ölüm yoktu, tasa yoktu; devinim vardı sadece, dünyayı berraklaştıran, yaşamı anlamlı kılan. Yıldızların altında, hızla giden arabaların arka koltuklarında, kaçak atlanan tren vagonlarında, çadırlarda, barakalarda, uzak diyarlarda kutsal yaşam vardı ve yüreklerindeki coşkuyu daracık bir dünyaya sığdıramayanlar, yollarda şahlandı. Nereye olursa... Bir caz melodisi gibi kıvrak ve neşeli, bir esrimeydi hayatın kendisi, tıpkı bir düş gibi ve tüm gerçekler, hızla giden bir aracın tekerleklerini öpen asfalt misali önlerine seriliverdi. Jack Kerouac, bir döneme damga vuran Yolda'da kendi hikâyesini anlatıyor. Sansürsüz, yalansız, olduğu gibi. Belge niteliğinde bir roman, aynı zamanda bir şarkı bu belki de; özgürlüğün, arayışın, dostluğun, kayıp babaların ve küskün oğulların, onulmaz yaşam hasretinin şarkısı. Yaşama ve aşka saygıyla: Yolda!

7- Zen Kaçıkları, Jack Kerouac

Yaşamın şiiri, varlığın safsatası ve delilerin bilgeliği... Kerouac, Beat Kuşağı’nın kutsal kitapları arasında yer alan Zen Kaçıkları’nda gerçeğin, gerçeklerin peşinde; tayfa toplanmış yine, zihinler hiç olmadığı kadar berrak, keyifler yerinde; insanlığın geçmişi ve geleceği, şimdi ile birlikte tek bir ânın içinde. Dünya keşfedilmeyi bekliyor, tren rayları düşlerin mavi ormanlarına koşuyor ve onlar, coşkunun kucağında dağlara, dostluğa ve dere tepe düz gidilen yollara sığınıyor. San Francisco’nun şiirli şaraplı gecelerinden ıssız mı ıssız zirvelere uzanan, Meksika çılgınlıklarıyla, doğanın duruluğuyla, trenlerde kaçak seyahat ederken yaşanan aydınlanmalarla beslenen bir macera bu ve sevgi başrolde. En arı, en vurucu, en doğal hâliyle. Kerouac, Gary Snyder ile dostluğundan ilhamla yazdığı bu kült romanda zihnin sır perdesini aralıyor. Gerçeğin özü Zen’de ya da bir kuş kanadının havada bıraktığı belli belirsiz izde sadece ve yaşam zor olsa bile, görkemli yine de.

8- Ekmek Arası, Charles Bukowski

"İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlar adına uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi."

9- Arabölge, William S. Burroughs

J. G. Ballard'ın "İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en önemli yazarı" olarak tanımladığı, Beat hareketi yazarlarının da büyük hayranlığını kazanmış William S. Burroughs'un ilk dönem yapıtlarından oluşan Arabölge, yazarın edebî evrenine eşsiz bir girizgâh niteliğinde. Burroughs cinsel konularda sözünü sakınmaması, uyuşturucu bağımlısı olarak deneyimlerini açıkça anlatması nedeniyle "katışıksız deneyim edebiyatının peygamberi" olarak kabul edilir. Büyük ölçüde özyaşamına dayanan Arabölge'nin ilk iki bölümünü oluşturan Öyküler ile Lee'nin Günlükleri'nin antikahramanları, içinde yaşadıkları gerçeklikle gelecekte yeni bir hayat düşü arasında sıkışıp kalmış, sürekli çuvallayan, her daim kaybeden üçkâğıtçılar, fahişeler, kaçakçılar, hırsızlar, uyuşturucu müptelaları, kısacası bir bekleme odası olarak Arabölge'nin müdavimleridir. Bu "yeraltı" insanları, kökleri muğlak mülksüzler olarak hareketsizlikte, pasiflikte ya da dumur hâlinde asılı kalmış, her gün yeniden üretilmesi beklenen sistemin uyumsuz, "arızalı" parçalarıdır. Yazarın geleneksel roman biçimine yıkıcı bir müdahale olarak dili görsel imgelerle tahrif eden üslubu, saplantılı öfkesi kitabın son bölümü Kelimeler'de en üst noktaya ulaşır.

10-  Mruphy, Samuel Beckett

Murphy, bir Beckett antikahramanı. Belli bir eğitimden geçmiş. İrlandalı. Yalnız, edilgen ve tekbenci. Bir işte çalışmıyor. Tek mutluluğu sallanan bir koltuğa kendini çırılçıplak bağlamak, iç dünyasına çekilip orada yolculuklara çıkmak... Celia, Murphy'ye âşık. Fahişe. Bedensel bir aşkla sevilen ve dış dünyaya ait olduğu için Murphy'nin reddetmek istediği bir kadın... Mruphy peşini bırakmayan dış dünyadan kaçarken, sığındığı akıl hastaları tarafından da dışlanır... Kitabın trajikomik öyküsü bu merkezi çelişki etrafında gelişir. Descaretes'ın 'ruh-beden' ikiliğinden etkilenen Beckett, bu ilk romanında, ruhla bedenin, iç dünyayla fiziksel dünyanın kaynaşma zorunluğundan uzakta, bir arada yaşayabileceğini göstermek ister. Doğu mistisizminden hareketle, bedenin, ait olduğu fiziksel dünyada asla tam özgür olamayacağı, gerçek özgürlüğün düşüncelerde yaşanabileceği fikrini ana izlek hâline getirir. Bu anlamda, Murphy Beckett'in daha sonraki romanlarında sadece düşünerek ve konuşarak, sözcük üreterek, dili kullanarak var olabilen antikahramanlarının ilk örneğidir... Murphy karamsarlıktan alaya, komikten trajikomiğe, hayatın ruhsal ve fiziksel alanlarını kapsayan izlekleriyle tüm yaşamın deliliğini veya insanın insanlığını seslendirerek eğlenen bir roman. Düşünmek veya düşünmemek isteyenlere... İnsanlara...


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın