Sinema ve edebiyat el ele: Beyazperdeye uyarlanan 15 roman

 

Her ne kadar farklı sanat kolları gibi görünse de sinema ve edebiyatın birbirini beslediği inkâr edilemez. Bizler de bu yedinci sanat dalına esin olmuş klasik ve çağdaş eserleri okurlar için derledik. Keyifli okumalar, iyi seyirler.

Keskin Şeyler, Gillian Flynn

Kelimeler gazeteci Camille Preaker'ın zorlu geçmişine uzanan bir yol haritasıydı.
Akıl hastanesindeki kısa misafirliğinden sonra Camille, çalıştığı ikinci sınıf gazetedeki görevi gereği, iki küçük kızın cinayetini araştırmak için, istemeye istemeye büyüdüğü kasabaya gidecekti. Camille kasabadan ayrılalı sekiz yıl olmuştu ve o zamandan beri nörotik, kuruntulu annesi ve doğru dürüst tanımadığı, tüm kasabayı parmağında oynatan, on üç yaşındaki üvey kardeşiyle neredeyse hiç konuşmamıştı. Şimdi ailesiyle birlikte kaldığı süre boyunca, hafızasından silip atmaya çalıştığı çocukluk trajedileriyle yeniden yüzleşecekti. Genç kadın, vahşi cinayetleri araştırırken kurbanların hikâyelerine kendini fazlaca kaptıracaktı. İçindeki şeytanlardan kurtulamayan Camille, ailesinin evindeki bu ziyareti sağ salim atlatmak istiyorsa geçmişiyle yüzleşmek zorundaydı.

Penceredeki Kadın, J. Finn

New York’taki evinde yalnız yaşayan Anna Fox kendini tamamen evine kapatmıştır. Asla dışarı çıkmaz. Tüm günü  içerek (bazen çok), eski  filmleri seyrederek,  eski zamanları anarak geçirir. Bir de komşularını  röntgenleyerek. Bir gün tam evinin karşısına Russell’lar taşınır. Bir baba, bir anne ve bir oğuldan oluşan muhteşem bir ailedir. Ama Anna, bir gece penceresinden onların evini gözlerken  görmemesi gereken bir şey görür. İşte  bundan sonra tüm dünyası altüst olur. Tüm sırları  önüne dökülür. Gerçek nedir? Hayal olan nedir? Kim tehlikededir? İpler kimin elindedir? Bu sürükleyici psikolojik romanda hiç kimse ve hiçbir şey göründüğü gibi değil.

Otomatik Portakal, Anthony Burgess

“Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine hâline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…” Karabasan gibi bir gelecek atmosferi… Geceleyin sokakları terörize eden, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler ve bu hikâyenin anti-kahramanı Alex... Yayımlandığı günden bu yana “kült roman” özelliğini kaybetmeyen Otomatik Portakal’ın 15 yaşındaki kahramanı, “iyi ya da kötü nedir?”, “İnsan özgür iradesiyle kaderini seçebilir mi?” gibi soruların yanıtlarını kurcalarken, şiddet dolu sahnelere Beethoven’ın, Mozart’ın müziği eşlik ediyor; Alex ve “çete kardeşleri” Pete, Georgie ve Aptalof, yarattıkları yepyeni dilin kelimelerini okurun zihnine kazıyorlar. Ünlü yönetmen Stanley Kubrick tarafından 1971’de filme de çekilen Otomatik Portakal tüm zamanların en sarsıcı romanlarından. “Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. ‘Uqueer as as clockwork orange’. Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya’da ‘canlı’ anlamına gelen ‘orang’ sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve kokusu hoş bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm.”

- Anthony Burgess 

Çizgili Pijamalı Çocuk, John Boyne

Bruno, henüz dokuz yaşındadır. Annesi, babası ve Gretel adındaki ablası ile birlikte Berlin’de büyük bir evde yaşar. İkinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü o yıllarda Almanya’da Führer hüküm sürmektedir. Bruno’nun babası ise bir Nazi subayıdır. Bruno, bir gün akşam yemeğinde Führer’i evlerinde ağırlayacaklarını öğrenir. Bu, o ve ev ahalisi için oldukça heyecan vericidir çünkü söylenilenlere göre Führer önemli bir kişidir. O akşam yemeğinde ise Bruno’nun babası terfi alır. Bu durum, oldukça sevindirici bir haber olsa da Bruno için değildir. Çünkü ailenin Auschwitz’e taşınması gerekmektedir. Bu da Bruno’nun çok sevdiği evinden ve arkadaşlarından ayrılması anlamına gelir. Yeni ev, Bruno için oldukça sıkıcıdır. Evlerinin etrafında askerler dışında hiçbir ev yoktur. Bruno ise askerlerden nefret etmektedir. 12 yaşındaki ablasıyla birlikte Bruno, Berlin’e büyük bir özlem duyar. Bir gün Bruno, camdan bakarken tel örgülerin ardındaki çizgili pijamalı adamları ve çocukları fark eder. Babasına onların kim olduğunu sorduğunda Yahudi oldukları yanıtını alır. İçindeki meraka yenik düşen Bruno, bir öğle saatinde tel örgü boyunca bir gezintiye çıkar. Bu gezinti, daha sonraları çok seveceği arkadaşı Schmuel ile tanışmasına vesile olacaktır.

Adınla Çağır Beni, Andre Aciman

Aşk birden çıkar insanın karşısına; yakalamak ya da ıskalamak size kalmış. Bazen aşk olduğunu anlamazsınız, bazen de anlasanız bile onu tutmak, kendinize saklamak zordur. Adınla Çağır Beni, delikanlılık çağındaki bir gençle, ailesinin yazlığında kısa süreliğine kalmaya gelen bir konuğun arasında gelişen beklenmedik, bir o kadar da güçlü aşkın öyküsü. Sevdiği kişiyi sadece bedeninin değil ruhunun da bir parçası yapmanın etkileyici bir tasviri. Saf tutkunun dönüştürücü etkisini olağanüstü bir üslupla kaleme alan André Aciman, iki erkeğin gözlerinden damarlarına akan bir aşkı okuyucuya yaşatıyor. Adınla Çağır Beni, ince detaylarıyla insanı saran bir roman.

Medyum, Stephen King

Jack Torrance’ın Overlook Oteli’nde işe başlaması, yaşamında yepyeni bir sayfa açabilmesi için bulunmaz bir fırsattı. Mevsim sonunda müşterilerin uğramadığı bu eski otelin bekçiliğini yaparken, ailesiyle bolca birlikte olabilecek ve romanını yazabilecekti. Ama sert kış havası kendisini göstermeye başlayınca, bu sakin mekân iyice ıssızlaştı... Uğursuz korkunç güçlerin Overlook Oteli’ni sarmaya başladığını yalnızca eşsiz bir yeteneğe sahip olan beş yaşındaki Danny Torrance fark etti. “Edgar Allen Poe’dan bu yana ıssız mekânları, sınır tanımayan korkuları en iyi anlatan yazar.

Gülün Adı, Umberto Eco

Gülün Adı, tümüyle Orta Çağ zihniyetinin hâkim olduğu 13’üncü yüzyılda geçiyor. Mekân olarak da Katolik Hristiyanlığın kalesi konumundaki İtalya’yı merkeze alan roman, genel bağlamda İmparatorluk ile Papalık arasındaki anlaşmazlıkları konu ediniyor. Romanın çekirdek olay örgüsünde ise büyük bir manastırda işlenen cinayet şüphesi yer alıyor. Eserin ana kahramanı olarak okurları, aynı zamanda anlatıcı konumundaki Dom Adso adlı genç bir Hristiyan karşılıyor. Üstadı Baskerville’li Rahip William ile birlikte bir manastıra gitmekle görevlendirilen Adso, yaşadıklarını tüm detaylarıyla sayfalara aktarıyor. Adso’nun gözlemleri ile yedi günlük bir zaman dilimini kapsayan roman, etkileyici tasvirleri ve dönemi yansıtan dili ile okurlarını tam anlamıyla bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck

Kitaptaki olay örgüsü ana karakterler George Milton ile Lennie Small etrafında şekilleniyor. Hayallerini gerçekleştirmek için para biriktirmeye çalışan bu iki arkadaş, aynı zamanda gerçek bir dostluk hikâyesini de gözler önüne seriyor. Hüzünlü ve trajik sonu, okuyucuda biraz hayal kırıklığı yaşatsa da geriye, yalnız kalmamak için insanların verdiği tavizleri, dostluğu ve insanların hayallerine ulaşma çabalarını yeni baştan sorgulatacak güzel bir hikâye bırakıyor.

Bülbülü Öldürmek, Harper Lee

Tüm zamanların en sevilen hikâyelerinden biri olan, kırktan fazla dile çevrilen, Oscar ödüllü bir sinema filmi için temel oluşturan ve yirminci yüzyılın en iyi romanlardan biri seçilen Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek, Amerika’nın acımasız bir önyargı ile zehirlenmiş güneyinde geçen, sürükleyici, yürek burkan ve dikkat çekici bir büyüme hikâyesi. Büyüleyici güzellikler ve vahşi eşitsizlikler dünyasında haksız yere korkunç bir suçla suçlanan bir “zenci”yi savunmak için her şeyi riske atan bir adamın hikâyesi çocuk kahramanın gözünden anlatılıyor.

1984, George Orwell

Distopya olarak nitelendirilen George Orwell’ın bu şahane eseri, geçmişin aslında ne kadar da gelecekten izler taşıdığını ortaya koyuyor. 1948’de kaleme aldığı bu eser ile Orwell, günümüz modern dünyasına bir protesto bırakıyor. Her ne kadar kitabında 1984 yılını tasvir etse de kitabın derinliklerinde bugünden izler de bulabilmeniz mümkün. Bu durumda elbette ki George Orwell’ın ileri görüşlülüğü etkili. Sovyet Rusya’ya bir eleştiri niteliğinde olan bu kitap, günümüz siyasetinin baskısı, toplumdaki adaletsizliği, insanların tek tipleştirilmek istenmesi, zihnin kontrolü ve bireyselliğin yok edilmesi gibi kavramlar üzerinde de duruyor. Ütopik olduğu kadar gerçekçi yönlere de yer veren roman, sizi yaşadığınız toplum düzeni içerisinde de düşünmeye davet ediyor. Önlem alınmadığı takdirde nerelere sürüklenebileceğimiz konusunda ipuçları veren bu romanı, elinizden bırakamayacaksınız.

Selvi Boylum Al Yazmalım, Cengiz Aytmatov

“Ya insanın yaratılışından bu, ya da ben böyleyim; hep bir şeylerin eksikliğini duyuyordum. […] Anarhay’da geçirdiğim son bir buçuk yılda oğlumun ve karımın özlemine dayanamaz olmuştum. Geceleri gözüme uyku girmiyordu. Samet’in gülümseyişi, tombul bacakları üstünde düşecekmiş gibi duruşu gitmiyordu gözlerimin önünden. Hele o körpe bebek kokusu sanki içime sinmişti.” Kırgız halkının yaşadığı sancılı süreçleri çeşitli hayat hikâyeleri üzerinden işleyen Aytmatov, bu romanında hızla gelişen teknolojinin halkın yaşamına yansıyan olumsuz etkilerine odaklanıyor. Okur, birbirini seven, talihsiz bir olay sonucu yolları ayrılan ve en sonunda garip bir tesadüfle tekrar karşılaşan iki insanın parçalanmış hayatlarına tanık olurken, dönemin geniş toplumsal manzarasına da çeşitli açılardan bakma imkânı yakalıyor.

Solaris, Stanislaw Lem

20. yüzyıl bilim kurgu edebiyatının başyapıtlarından sayılan Solaris, insanlığın bilimle ve başka gezegenlerle ilişkisini ele alıyor. Kris Kelvin, Solaris'in yüzeyindeki okyanus üzerinde araştırma yapmak ve evreni anlamak üzere bu gezegene gelir. Çalışmalarına başlayınca, bastırılmış anılarla yüklendiği acılı bir deneyim yaşamaya başlar. Bir süre sonra, yalnız olmadığını, diğer araştırmacıların da benzer şeyler yaşadığını görür. Okyanusun, kimsenin kaynağını ve sebebini bilmediği bu anıları yaratan canlı bir organizma olduğu fark edilince, bilim insanları araştırmalarının odağını değiştirerek kendi içlerine yönelirler... Solaris, Freud'dan Jung'a uzanan süreçte farklı psikanalitik kuramları üstü örtülü bir biçimde tartışırken, insanoğlunun başka dünyalara dair duyduğu merakı ve bilimsel-teknolojik hırsını sorguluyor.

Muhteşem Gatsby, F. Scott Fitzgerald

Toplumu Sarsan Yasaklar, Sindirilmemiş Özgürlükler, Caz Ve Bir Amerikan Rüyası Trajedisi Muhteşem Gatsby, F. Scott Fitzgerald'ın kariyerinin en büyük başarısı olarak kabul ediliyor. Caz Çağı'nın bu en önemli eseri, on yıllardır her yaştan okurun beğenisini topladı. 1920'ler Amerikasında, The New York Times'ın, "Cin ulusal içkimiz ve seks ulusal saplantımızdı!" dediği bir dönemde geçiyor bu ustalıkla kaleme alınmış hikâye. Sınıflar arasındaki derin uçurumları gözler önüne sererken okura eşi bulunmaz bir edebiyat şöleni sunuyor. Varlıklı Jay Gatsby ve güzeller güzeli Daisy Buchanan arasındaki aşk, Long Island'daki gösterişli partiler, baş döndürücü bir atmosferde çağını aşan bir sesle okura ulaşıyor.


Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde

Oscar Wilde'ın tek romanı ve en bilinen eseri olan Dorian Gray'in Portresi, güzelliğiyle herkesi etkileyen ama yozlaşmış bir adamın kötülük, aldatmaca ve skandallarla örülü hikâyesini gözler önüne seriyor. Kendisi yerine portresinin yaşlanmasını isteyen Dorian'ın bu dileğinin gerçekleşmesi üzerine tüm hayatı değişir. Bu sırrın ağırlığı gün geçtikçe arttığından, Dorian'ın zulümleri ve ahlâksızlığı da aynı derecede artar.

Koku, Patrick Süskind

Patrick Süskind’in başyapıtı olarak değerlendirilen Koku romanı, 1700’lü yılların Paris şehrinde geçiyor. Roman, başkahramanı Jean Babtiste Grenouille’un doğum anından itibaren başından geçen olayları anlatıyor. Pis bir balıkçı tezgâhının yanında dünyaya gelen Grenouille, annesinin ölümü üzerine çocukluğunu farklı evlerde geçiriyor. Ancak kokusu olmadığı için hiç kimse tarafından benimsenemiyor. Bunun üzerine ilk gençlik yıllarına sevilmemiş ve sevmemiş bir çocuk olarak adım atıyor. Çok geçmeden fark ettiği müthiş yeteneği, olağanüstü çabalarının ardından Grenouille’ın hayatını değiştiriyor. Bir parfümcü dükkânında çalışmaya başlayan başkahraman, çok geçmeden kendini ustalık derecesini dahi aşacak kadar geliştiriyor. Başarısını kanıtladıktan sonra ise insanlardan ve kokulardan sıkıldığı için sahip olduğu her şeyi arkasında bırakıp yola koyuluyor. Peki, Grenouille uzaklarda aradığını bulabilecek mi dersiniz? Ya arzuladığı şey aslında dehşet verici bir tutku ise?

 


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın