Susan Sontag olmak

Ben karşıt bir yazarım, polemikçi bir yazar. Saldırılanı desteklemek ya da alkışlanana saldırmak için yazarım.

      Susan Sontag/Bilinç Tene Kuşanınca

 

Yazar ve aktivist Susan Sontag’ın 16 yaşından ölümüne dek tuttuğu günlükleri ve defterleri kitap oldu. Yazarın seks hayatından annesiyle ilişkisine, politik fikirlerinden sevdiği yemeklere dek, hayatına dair pek çok ayrıntı bu kitaplarda…

Susan Sontag’ı Başkalarının Acısına Bakmak kitabı ile tanımıştım. Ölümünden bir yıl evvel (2003) yazdığı son kitap olması sebebiyle hem dünyada hem buralarda çok popüler ollan bu kitaptan sonra Fotoğraf Üzerine, Ölüm Tüneli, Rüyalarının Esiri, Yoruma Karşı, Satürn Yıldızı ve Ben Vesaire geldi.

Her biri, başka yazarlarda sık görmediğim türden büyük bir tutku, zekâ pırıltısı ve öncü bir dil barındıran bu kitaplarla Susan Sontag “benim yazarım” oldu.

Onu çok iyi anladığımı düşündüm, onun yazını benim anlam dünyamda geniş bir yer kaplıyordu artık.

Günlüklerini (Yeniden Doğan ve Bilinç Tene Kuşanınca) okurkense bir an durdum ve kendime Sontag’ı aslında hiç anlamamış olduğumu itiraf ettim.

İfade ettiği düşüncelerin kendi hayatındaki temsillerini gördükçe, kurgusal metinlerini yeniden okuma arzusuyla doldum.

Çünkü bazen bir yazarın özel hayatı sizi eserlerinden uzaklaştırırken, bazıları daha da yakınlaştırır.

Yeniden Doğan: 1947-1963

İlk günlük, yazarın Berkeley’deki üniversite yaşamına ve ilk aşkına odaklanıyor. Sontag bu kitapta eşcinselliğini keşfediyor ve okuru 1940’lar San Fransisco’suna götürüyor.

Partiler, kütüphaneler, dersler, edebiyat ve müzik dolu ortamlarda gezindikten sonra 1960’lı yıllarda yaptığı evliliğe ve çocuğunun doğumuyla beraber değişen hayatına geçiyoruz. Olaylar ne kadar değişirse değişsin, kendisiyle ve dünyayla çekişmelerinin, aykırı fikirlerinin, kültür eleştirilerinin ve yazmaya olan tutkusunun her dair devam ettiğini görüyoruz.

Genç Susan Sontag’ın aklı ve kalbi dünyayı daha adil, daha neşeli, daha iyi bir yer yapma fikirleriyle dolu.

Bilinç Tene Kuşanınca: 1964-1980

Bu kitap Sontag’ın 30’lu-40’lı yaşlarında tuttuğu günlüklerden oluşuyor ve oğlu David Reiff, yazarın politik fikirlerini açıkça yazdığı bu sayfaları bir çeşit “siyasi roman” olarak okuyabileceğimizi de söylüyor.

Reiff’in aynı zamanda bu günlükleri yayına hazırlayan kişi olduğunu ve Sontag’a en yakın isimlerden biri olarak günlüklerin annesinin neşeli ve esprili yanını pek yansıtmadığını ifade ettiğini de söyleyeyim.

Sontag günlüklerine genelde “üzgünken” yazarmış, bu yüzden sayfalarda elbette öfke, pişmanlık ve kırgınlık duygularının izlerini görmek mümkün. Ancak hemen her yazarın çok neşeliyken yazmak yerine yaşamayı tercih ettiğini düşünürsek tüm literatürün koca bir ağıt olduğunu varsaymak da mümkün.

Sontag’ın günlükleri burada bitmiyor, serinin son kitabı olacak üçüncü günlükler ve defterler derlemesi yoldaymış.

Bir yazarı günlükleri vasıtasıyla anlamaya yaklaşmanın kıymeti bambaşkaymış.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın