SAMANLIKTAKİ İĞNE

 

Kaybolacak güzel bir yer bulmak için geçtiğim her köprüyü yakıyorum.”

Elliott Smith

Sinema tarihindeki ikonik intiharları düşündüğümüzde Wes Anderson’ın 2001 yapımı olan filmi The Royal Tenenbaums’taki sahne, ilk akla gelenlerden biridir. Tenis kıyafeti içindeki bir adam, melankolik, soğuk mavi ışığın hâkim olduğu bir lavaboda saçlarını ve sakallarını tıraş eder. Aynaya bakıp “Yarın kendimi öldüreceğim” diye fısıldar ve platonik aşkı Margot’nun görüntüleri zihnine düşer. Hemen sonrasında saçla dolu beyaz lavabonun içine doğru bileklerinden süzülen kanı görürüz.

Yönetmen Wes Anderson’ın bu sahne için seçtiği sinematografi, mizansen ve kurgu tercihleri her ne kadar başarılı da olsa, bu sahneyi bu kadar unutulmaz yapan şey şüphesiz sahne boyunca arkada çalan Elliott Smith’in Needle in the Hay şarkısıdır. Ancak filmle beraber ünü artan Elliott Smith, intihar sahnesiyle şarkının bütünleşmesinden hoşnut değildir. Film vizyona girdiği tarihlerde yaptığı anlaşmalardan dolayı şarkının filmde kullanılması ile ilgili söz sahibi de olamaz. Şarkıda anlatmak istediği ile filmdeki sahnenin uymamasından rahatsız olur. Aslında şarkı, bir madde bağımlısının içsel arayışındaki beyhudeliği ve çaresizliği anlatmaktadır. Zira şarkıcının kendisi de hayatı boyunca benzer problemleri yaşamıştır ve şarkılarında bu temaya sık sık yer verir.

Elliott’ın şarkının kullanılması ile ilgili tek rahatsızlığı tematik meseleler de değildir. O dönemler ciddi bir depresyon ile boğuşmaktadır ve birçok kez intihar teşebbüsünde bulunmuştur. Hayatına son verme fikri pek de yeni değildir onun için.

Üvey babası tarafından cinsel tacize uğradığı Texas’ta geçen çocukluk yılları hiç kolay olmamıştır. 9 yaşında piyano çalmaya başlayan, 10 yaşındaysa gitarda kendini geliştiren küçük Elliott, yerel bir yarışmada yaptığı besteyle ödül bile kazanır. 14 yaşından sonra annesinin yanından ayrılıp Oregon Portland’a taşınır ve orada babasıyla birlikte yaşamaya başlar. Burada müzik çalışmalarına daha yoğun bir şekilde odaklanan Elliott, çeşitli gruplarla çalışmaya başlar. Onu ileride ölüme götürecek olan uyuşturucu ve alkolle tanışması da tam bu döneme denk gelecektir.

Heatmiser isimli grupları ile 1992-1996 yılları arasında 4 albüm çıkarırken bir yandan solo çalışmalarına devam eder.  Özellikle 95 yılında kendi adını taşıyan albümünün yayınlanması ile ismi iyice duyulmaya başlar. Genelde uyuşturcu ile alakalı olan şarkılardan oluşan albümün hit parçası, “Samanlıktaki iğne” anlamına gelen Needle in the Hay’dir.

1998 yılının şubat ayında yapılan Akademi Ödülleri töreni ile hayatı geriye dönülemeyecek şekilde değişir. Matt Damon ve Ben Affleck’in birlikte yazıp oynadığı küçük bir yapım olan Good Will Hunting (Can Dostum) filmi 9 dalda Oscar’a aday gösterilerek o yılki Akademi Ödülleri’nde büyük bir sürprize imza atmıştır. Elliott daha önce bestelediği üç şarkısını filmin soundtrack’ine verir ve bu filme özel olarak da “Miss Misery” isimli şarkısını besteler. Filmin bitiş jeneriğinde çalan şarkı, o yıl Oscar’a aday gösterilerek büyük bir başarıya imza atar.

Ödül töreni sırasında aday gösterilen şarkıların törene özel olarak performansı sergilenmektedir. Yapısı gereği sessiz ve naif olan Elliott törende şarkıyı söylemek istemediğini belirtir lakin yapımcısının “Sen olmazsan başkası söyler,” tehdidinden sonra şarkıyı söylemeyi kabul eder.

Ödül töreni sırasında kirli görünen saçları ve beyaz takım elbisesiyle o insanlarla aynı yere ait olmadığı hemen belli olan Elliott, olabildiğince yumuşak ve özgün sesiyle iyi bir performans gösterir. Daha sonrasında kendisine Oscar töreni ile ilgili tecrübesi sorulduğunda, “Oscar tecrübemi tek kelime ile ifade etseydim, “gerçeküstü” olurdu... Ben şarkılarımı bestelemekten keyif aldığım kadar onları performe etmekten de zevk alıyorum. Ama Oscar çok tuhaf bir şovdu, şarkımın iki dakikadan daha kısa bir süreye indirilmiş olduğu ve seyircinin beni dinlemeye gelmeyen pek çok kişiden oluştuğu garip bir gösteriydi. O dünyada yaşamak istemezdim ama bir gün de olsa ayda yürümek eğlenceliydi,” demiştir. Birçok kişi tarafından o yıl gönüllerin Oscar’ını kazansa da “Miss Misery” gerçek Oscar’ı Celine Dion’un seslendirdiği “My Heart Will Go On” şarkısına kaptırır.

Hem filmin başarısı hem de şarkısının Oscar adayı olması ile birlikte Eliott Smith bir anda dünya çapında tanınan bir müzisyene dönüşmüştür. Her ne kadar bir çok müzisyenin hayali olan noktaya henüz 29 yaşında ulaşmış olsa da bu içine kapanık ve depresif adamın şöhretle pek işi yoktur.

1998 yılında son albümü “Either/Or” ile yeni bir başarı sergilemesi üzerine DreamWorks ile önemli bir kontrat imzalar. Bu dönem aynı zamanda depresyonunun ağırlaştığı ve arkadaşlarına açıkça intihardan bahsettiği zamanlara denk gelir. O yıl sarhoş olduğu bir anda kendini bir uçurumdan atarak intihar girişiminde bulunur. Bir ağacın üzerine düşmesi ile kurtulan Elliott ciddi yaralanmış olmasına rağmen ölmemiştir. Bir yandan arkadaşları ile de devamlı intihar fikri hakkında konuşmaya devam eder. Arkadaşlarının bütün desteğine rağmen bir türlü Elliott’ta bir düzelme görülmez. O yıllarda Elliott bu durumu şöyle ifade eder: “Evet, bilmiyorum. Demek istediğim, çoğunlukla sadece bazı şeylerin farklı olduğunu biliyorum çünkü insanlar bana farklı sorular soruyor, ama bazı şeylerin çok değiştiğini düşünmüyorum. Demek istediğim, hala, daha önce yaptığım şeyleri yapıyorum… Aynı şeyleri düşünüyorum, bu yüzden… Gerçekten büyük ve ünlü olmak için yanlış biriyim.”

Yılın en iyi filmi Oscar’ını kazanan DreamWorks yapımı American Beauty filminin kapanış jeneriğinde Beatles klasiği Because’u yeniden yorumlar. Fakat bunca başarıya rağmen Elliott’ın depresyonu ciddi boyutlara ulaşır. Özellikle Dreamworks şirketinin kendisini 7/24 takip ettiğinden şüphelenmeye başlar. Yeme ve uyku problemleri baş gösterir ve ciddi bir kilo kaybına uğrar.

2001 yılında Wes Anderson, Elliott Smith’ten The Royal Tenenbaums filminin soundtrack’i için yine Beatles’a ait olan Hey Jude şarkısını yeniden yorumlamasını ister. Fakat fiziksel açıdan bitik olan Elliott, şarkının kayıtlarını zamanında tamamlayamaz. Bütün bunlara rağmen Wes Anderson, Richie Tenenbaum’un bileklerini kestiği sahnede Elliott Smith’in  Needle in the Hay şarkısını kullanır.

2002’de verdiği bir konser için birçok eleştirmen tarafından “şimdiye kadarki en kötü performanslarından biri” yorumları yapılır. Elliott o kadar kötü durumdadır ki o konserde sadece bir saat sahnede kalabilmiştir. Bir muhabirin “Elliott Smith'in bir yıl içinde ölmesi beni hiç şaşırtmaz,” yorumu ise âdeta olacakların habercisidir.

Elliott bütün rehabilitasyon süreçlerine rağmen ne uyuşturucu bağımlılığından ne de depresyondan bir türlü kurtulamaz. 21 Ekim 2003'te, 34 yaşında, göğsüne bıçak saplayarak hayatına son verir. İki sene önce The Royal Tenenbaums filmindeki sahnede şarkısının kullanılmasından rahatsız olan Elliott, ilginç bir benzerlikle hayatına son vermiştir.

Elliott hiç istemediği zirve basamaklarını çok hızlı tırmansa da hiçbir zaman o dünyaya ait olmak istememiştir. Onu hiç yalnız bırakmayan iyi dostlarına rağmen izole bir hayatı tercih etmiştir. “Öteki olmak”, birçok insanın aksine onun kendi tercihidir. Bir röportajında, “Stizlize ve mutlu müzikler yapmayan bir grupta çalmadığım için garip biri olduğumu düşünen insanlarla savaşmaktan yoruldum. Bana gerçekten tuhaf görünen insanlar, normal olduklarını düşünenler. Çoğu insanın yaptığı şeyleri yaparak normal olmanın mümkün olduğunu düşünen insanlar. Televizyon varmış gibi gösteriyor, ama bence bu sadece televizyonda olabilir,” der. Elliott özünde “Kaybolacak güzel bir yer bulmak için geçtiğim her köprüyü yakıyorum,” sözleriyle belirttiği gibi, unutmak istediği geçmişi için devamlı köprüler yakan ve kendi cennetini arayan bir yalnızdır.

 

 


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın