Mutlaka okunması gereken 10 yeraltı edebiyatı eseri

 

Yeraltı edebiyatı, dili tüm kısıtlamalardan kurtarmak için 19. yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan özgürlükçü bir edebiyattır. Yeraltı edebiyatçılarıysa bu dünyanın asi çocuklarıdır. İşte Ajan Literer’in derlediği 10 yeraltı edebiyatı şaheseri.

Acı Düşler Bulvarı, Cumhur Orancı

Yıllar önce işlenmiş bir travesti cinayeti etrafında gelişen zincirleme olaylar, İstanbul'dan New York'a kadar uzanan kirli ilişkiler, hiç kimsenin masum olmadığı bir kurmaca dünyası. Haber peşinde koşan gazeteciler, Osmanlı hanedanı mirasçıları, güzel kadınlar, zengin işadamları, tuhaf dedektifler, dedektifliğe soyunan işsiz güçsüz bir Ermeni, Meksikalı uyuşturucu kaçakçıları, azınlık mensuplarının mallarına el koymak için zehirli kırmızı örümcek, mantar ve metanfetamin gibi silahlarla donanmış mafya üyeleri, şantaj, adam kaçırma ve bir dizi cinayet... Acı Düşler Bulvarı'nda Cumhur Orancı, tüm bu kokuşmuşluğu yenilikçi bir kurgu ve akıcı bir dille anlatıyor. Gizemli olaylar bir bir çözülürken ileri doğru atılan her adım olayları daha da karmaşık hâle getiriyor. Ve son sayfaya kadar soluk soluğa ilerleyen hikâyenin bütün düğümleri çözüldüğünde büyük bir sürprizle karşılaşıyoruz.

 Daha, Hakan Günday

Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikâye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gazâ. Babası bir insan kaçakçısı, Gazâ da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta.

El Sürçmesi, Patricia Highsmith

Smith'in büyük bir ustalıkla kurguladığı bu buluşma ile Dostoyevski'den Nietzsche'ye kadar birçok fikir adamını meşgul eden "suç", "ceza", "adalet" ve "vicdan" kavramları hayattaki karşılıklarını bulup, yaşamaya başlarlar. Afrika güneşinin saklanmayı imkânsızlaştıran aydınlığı yalnız ve sevgisiz yaşayan ama kibirlerinden vazgeçmeyen aydınları bu hesaplaşmaya zorlar sanki. Üstelik bu, klasik polisiyenin vazgeçilmez öğeleri olan kan, silah ve kahramanlık figürlerine başvurulmadan yapılır. Edebî ve diri bir gerilimle insanlar hem kendi içlerindeki hem de ait oldukları kültürlerin derinliklerindeki "kara ayrıntılar"la yüzleştikleri bir yolculuğa çıkarlar.

 Gösteri Peygamberi, Chuck Palahniuk

Yalnızlık, yabancılaşma, şiddet, pornografi, tüketim ve şöhret açlığı... Televizyon kanallarından boca edilen sayısız yalanla kirlenmiş, hiçbir şeyin dolduramadığı bir boşluk... Gösteri Peygamberi, yeni bir binyılın başındaki modern dünyanın ürkütücü çılgınlığına ilişkin karanlık bir taşlama; medya, şöhret ve pop kültürüne yönelik sivri dilli bir aşağılama... Chuck Palahniuk, önlenemez kaderine doğru nefes kesici bir hızla sürüklenen kahramanının gözünden tüketim toplumunun hastalıklı ve anlamsız yaşam biçimini bize bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Dövüş Kulübü'nün yazarından, en az ilki kadar çarpıcı bir roman, benzersiz bir yeraltı edebiyatı örneği.

Görkemli Kaybedenler, Leonard Cohen

60'lı yılların en önemli deneysel romanlarından sayılan Görkemli Kaybedenler Leonard Cohen'in en cüretkâr bir o kadar da serkeş romanıdır. Bir yüzleşme yazısıdır. Kanada'nın Hıristiyanlaştırılması, Cizvitlerin din uğruna yaptıkları, Kızılderililere yapılanlar üzerinden genel insanlık tarihinin utanç verici yüzü… Bütün bunları azize sayılan Mohawk kızı Catherine Tekakwitha'nın öyküsüyle birleştirip bir aşk üçgenine yerleştiren Cohen, anlatı tarzıyla okura bir yandan meydan okuyor, diğer yandan okuru hüzünle gülümsetebiliyor.

 Kinyas ve Kayra, Hakan Günday

Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı'nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ama hayattayım. Kayra, bir gün bana 'Mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun' demişti."

 Ölüm Pornosu, Chuck Palahniuk

Palahniuk'un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kâbuslarına mı demeliydik? Palahniuk bu defa romanının odağına başka bir "marazi" karakteri, porno kraliçesi Cassie Wright'ı oturtmuş; ama bir nesne olarak. Çünkü her ne kadar konu, onun, efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak istemesi olsa da, bu rekoru kırmasında ona yardımcı olacak tali oyuncuların, yani "damızlık erkekler"in anlatımıyla şekilleniyor roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600'ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Ve bununla birlikte, onların trajikomik hayat hikâyeleri de, bir rekordan ziyade ölüm pornosuna dönüşecek çekimler sırasında bir bir dökülüyor ortaya. Anlayacağınız, derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden, çatlatırcasına güldürürken aynı zamanda yüreğinizi dağlayacak bu çılgın romanla, porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Chuck Palahniuk.

 Yatak Odasında Felsefe, Marquis de Sade

Madam De Saint-Ange’ın “cinsel” eğitim vermek için evine davet ettiği on beş yaşındaki Eugenie ile geçirdiği iki günde yaşananları diyaloglar hâlinde anlatan kitap, metafizikten estetiğe, felsefeden tarihe kadar birçok konuda okurları düşünmeye zorluyor. Sade ise hem döneminin siyasetini yerden yere vurup hem de çağdaşı filozoflara eleştiriler getirirken, yazılmasının üzerinden 200 seneyi aşkın bir süre geçmesine rağmen okurları şaşırtmaya, etkilemeye ve onlara keyif vermeye devam ediyor.

Yengeç Dönencesi, Henry Miller

Akıntıya kapılmış, dümensiz bir gemi. Anahtarı olmayan bir delik. Haz, hüzün, hezeyan. Zamanın çarkında, medeniyetin kokuşmuş sularında sürüklenen, çivisi çıkmış bir dünya burası. Birileri tüller, kadifeler içindeyken diğerleri balçıklara gömülmüş debelenmekte. Zaman geçip gidiyor. Ne dün var ne yarın. Ve Henry Miller, çorak topraklar üzerinde yeraltı baharlarının peşinde.

 Zen Kaçıkları, Jack Kerouac

Yaşamın şiiri, varlığın safsatası ve delilerin bilgeliği... Kerouac, Beat Kuşağı’nın kutsal kitapları arasında yer alan Zen Kaçıkları’nda gerçeğin, gerçeklerin peşinde; tayfa toplanmış yine, zihinler hiç olmadığı kadar berrak, keyifler yerinde; insanlığın geçmişi ve geleceği, şimdi ile birlikte tek bir anın içinde. Dünya keşfedilmeyi bekliyor, tren rayları düşlerin mavi ormanlarına koşuyor ve onlar, coşkunun kucağında dağlara, dostluğa ve dere tepe düz gidilen yollara sığınıyor. San Francisco’nun şiirli şaraplı gecelerinden ıssız mı ıssız zirvelere uzanan, Meksika çılgınlıklarıyla, doğanın duruluğuyla, trenlerde kaçak seyahat ederken yaşanan aydınlanmalarla beslenen bir macera bu ve sevgi başrolde. En arı, en vurucu, en doğal hâliyle.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın