İnsan“oğlu”nun tanımını değiştiren kadın: Jane Goodall

“Bir şeyi çok istersen, yeterince çalışırsan, fırsatları değerlendirirsen ve hiçbir zaman pes etmezsen bir yolunu bulursun!”

Bazı kitaplar, birkaç sayfadan ve bir kapaktan çok daha fazlasıdır. Çoğunun başka dünyalara açılan bir kapı olduğunu herkes bilir, ancak içlerinden birkaçı bir yandan da zihnimizi ve gözlerimizi açar. Belki de bu yüzden ben bazı kitapları elime aldığımda gözyaşlarımı tutamam, ne de olsa suyun bulduğu her delikten sızma gibi bir huyu var. İmkânsızı mümkün kılan hikâyeler, kalbimin içinde volkanlar patlatır ve beni öyle güçlü kılar ki, yeterince istersem hiç kimsenin ya da hiçbir şeyin bana engel olamayacağının yine ve yeniden farkına varırım.

 Yaşayan bir efsane: Jane Goodall. Dünyanın hatırına döndüğü, süper kahramanların gerçekten var olduklarının kanıtı o müthiş insanlardan. Henüz 10 yaşındayken, büyüyünce Afrika’ya gitmeye ve orada hayvanlarla birlikte yaşayıp onlar hakkında yazmaya karar verdi. Etrafındaki herkes ona bunun imkânsız olduğunu söyledi, üstelik bu hiç de “kızlara” göre bir gelecek sunmuyordu. Bir tek annesi onu hayallerinin peşinden gitmesi için cesaretlendirdi ve ona şöyle dedi: “Jane, bir şeyi çok istersen, yeterince çalışırsan, fırsatları değerlendirirsen ve hiçbir zaman pes etmezsen bir yolunu bulursun!” Ve Jane yolunu buldu; 1957 yılında Afrika’ya gitti ve orada ünlü antropolog Louis Leakey’nin asistanı olarak çalışmaya başladı. Bu gelişme hayatının dönüm noktasıydı. Goodall, 1960’ta Tanzanya’da, bugün Gombe Ulusal Parkı olarak bilinen yerde şempanzeler hakkında çalışmalar yapmaya başladı. Hiçbir deneyimi yoktu, ancak Louis Leakey ondaki tutkuyu görmüştü. Böylece Jane’in uzun yıllara yayılan araştırma süreci başladı; küçükken hayalini kurduğu yerde, hayvanların arasındaydı ve şempanzelerin kendisine alışmalarını sağlayacaktı. En önemli araştırmalarından birinin sonucunda, şempanzelerin araç-gereç yapabilme ve kullanabilme becerilerinin olduğunu keşfetti. Şempanzeler ince bir dal parçasını termit yuvasını sokup çıkararak termitleri avlıyorlardı, üstelik farklı bölgelerdeki şempanzeler bunu farklı şekillerde yapıyorlardı; dolayısıyla aralarında kültürel farklılıklar da vardı. Bu keşif, bilim dünyasını temelinden sarstı, ne de olsa o zamana dek bilim“adam”ları sadece insanların araç-gereç kullanabildiklerini savunuyorlardı. Oysa Jane’e göre tek yapmaları gereken, zahmet edip ormanda yaşayan insanlarla konuşmaktı; onlar şempanzelerin bu özelliklerine aşinalardı.

Deutsche Welle’nin hakkında yaptığı bir yayında dendiği gibi, Goodall sayesinde artık şempanzelerin kendilerine has kişilikleri olduğunu ve duyguları hissettiklerini, ayrıca farklı şempanzelerin farklı kültürlere sahip olduklarını biliyoruz. Farklı şekillerde avlanıyor, bazıları yuva inşa ederken diğerleri mağaralarda yaşıyorlar. Ve anne ile yavru arasındaki bağ hakkında da çok daha fazlası biliniyor artık. Ancak şempanzelerin sayısı giderek azalıyor, etleri için vuruluyor, hayvan kaçakçılığına kurban gidiyorlar; yaşam alanları da insanlar tarafından giderek daha fazla istila ediliyor. Jane Goodall Enstitüsü’ne göre 20. yüzyılın başında dünyada yaklaşık bir milyon şempanze varken bugün sayıları üç yüz binden az.

Hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki buraya sığdırmak mümkün değil. İşte bu yüzden yakın zamanda Türkçeye kazandırılan Meav Yayıncılık etiketli ve Patrick McDonnell imzalı Ben... Jane kitabının önemi çok büyük. Bu, küçük Jane ve onun biricik oyuncak şempanzesi Jubilee’nin hikâyesi, Jane’in Dr. Goodall’a dönüşme serüveni. Meraklı bir kız çocuğunun gözlemlerinin, azminin, sabrının, hepsinden önemlisi keşfinin öyküsü. Bu keşif, kitapta geçtiği hâliyle ve sevgili Gökçe Gökçeer’in çevirisiyle şöyle anlatılabilir:

“Bu dünya, neşe ve sürprizlerle dolu, büyülü bir yerdi. Jane bunun bir parçası olduğunu ta derinden hissetti.”

Bir tavuğun yumurtlaması, ağaç kabuğunun altından süzülen öz, vücudun içinde atan kalp; tüm bunlar ne büyük mucizeler.

Küçük Jane, Edgar Rice Burroughs tarafından yazılan Tarzan maceralarının hayranıydı, aslında Dr. Goodall’ın söylediğine göre 10 yaşlarındayken Tarzan’a âşıktı ve onun yanlış Jane ile evlendiğini düşünüyordu. İşte bu yüzden Tarzan gibi Afrika ormanlarında, hayvanlarla bir arada yaşamak istiyordu.

Muhteşem çizimler, harikulade görseller ve insanı duygulandıran resimler… Genç Jane ve minik şempanzenin yakınlaşma ânının fotoğrafı seneleri hiçe sayıyor, insan karşıdan bakarken onlarla Afrika’da olduğunu hayal ediyor. Dr. Goodall’ın dediği gibi: “Her birimiz fark yaratırız. Yaşadığımız dünyaya etkimiz olmadan tek bir gün bile yaşayamayız ve nasıl bir fark yaratabileceğimizi seçme şansımız var.”

Jane Goodall’ı çocuklarımıza tanıtmak, hayallerini serbest bırakmalarını sağlamak ve onlara koşulsuz desteğimizi sunmak için Ben... Jane’i okuyun. İmkânsızın dilde bir sözden öteye geçemeyeceğini unutmayın. Bu kitabın dilimize kazandırılmasını sağlayan herkesin eline, emeğine sağlık!


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın