Bir muharririn günlüğünden: “Muharrir: Yazar, düşgören, yataktan düşen”

Az önce bir kitap bitirdim. “Ah Adnan!” diye diye okuduğum… Adnan; 1940’ların Eskişehir’inde muharrir olma arzusuyla yanıp tutuşan, gündüz düşlerini gerçek sopalarla değişen, eşek sütünden haz etmeyen, içinde kopan fırtınalara rağmen hinlikten de geri durmayan on beşlerindeki Adnan.

Dersleri kötüdür Adnan’ın, arkadaşım diyebileceği bir ismin yanı sıra yoldaşım diyebileceği birçok roman kahramanı vardır hayatında. Talihsiz bulduğu hayatını yazdığı günlüğüne şöyle not düşer: “Şu dünyada başkalarının başına gelen talihsizliklere sevinenlerin toplamı kaçtır?” Adnan bugüne kadar sigara içerken hiç yakalanmamasını polisiye romanlardan öğrendiği dikkatine borçlu. Öğrendiklerini tatbik etmesi yakalanmamaktan ibaret değil tabii, bir de gizliden yazdığı romanı var. Elbette polisiye.

Akbaba Dergisi’ni su içer gibi okuyan, mahlasların ardındaki kalemlerin her yazdığını yalayıp yutan, babasına göre işe yaramazın teki olan Adnan, gündüzleri roman kahramanlarının konuşmasına izin verir… Bir kahvaltı masasında ortaya çıkar kahramanlardan biri. Adnan’ın ona yazdığı karakterden memnun değildir. Muharririnin daha iyisini yapabileceğini bilen ve onun hayatını irdeleyen roman kahramanları ansızın çıkabilir karşınıza.

Bu noktada hikâyenin tadını ve büyüsünü fazlaca kaçırmadan dikkatinizi başka yere yöneltmek isterim: Nazlı Akalın’ın muzip karakterine yakışan oyunlarla kurguladığı Kısa Günler Bitmek Bilmez, kendi içinde iki romandan oluşuyor. Bu yüzden okurlara tavsiyem Adnan’ın sesine karışan roman kahramanlarının sözlerini yabana atmamaları. Zira Kara Maça kendini bir polisiye olarak gösterdiği satırlarda Adnan tamamen susuyor ve biz hayatından, düşlerinden ve sevdiklerinden parça parça topladığı polisiye romanını okuyoruz. Yalnızca bu da değil, zaman zaman annenin zihnine girip onun ağzından Adnan’ı dinliyoruz. Ancak bu öyle bir hikâye ki, yalnızca bildiklerimizin değil, satır aralarında dokunduğumuz her kişinin, bazen oradan öylesine geçerken fotoğraf karesinde kendini bulan bir adamın öyküsünü de biliyoruz…

Hayatta çarptığımız, görmeden geçtiğimiz, dikkat etmediğimiz herkesin hayatının birer öykü olabileceğini hatırlatıyor Akalın. Yalnızca anlatıcının anlattığı kadarını bileceğimiz değil, kimsenin görmediklerini de aktarabilen, her şeyi gören göz olarak anlatıyor hikâyesini…

“Tüm hikâyelerin bir başlangıcı bir sonu bir de imkânsızı vardır,” diye anlatıyor Akalın, Adnan’ın imkânsızının bir aşk olduğunu bilerek. Her gün kapısının önünden geçse de kendini yeterince gösteremediği “nadide” bir aşkı. Elbette Kara Maça, romanında yer alması gereken detaylardan yalnızca biri.

Kısa Günler Bitmek Bilmez bir ilk roman. Karakterinin ustalıkla seslendirildiği, satır aralarına binbir oyun gizlendiği ve sonunda belki de Cingöz Recai’ye selam çakan bir polisiyenin yer aldığı, bir nefeste okumak istemeyeceğiniz ve umarım yazarının adını daha sık duyacağımız bir ilk roman.

 

 


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın