Hepimiz bazen biraz delirebiliriz: "Sapık"

“Müthiş bir film yapmak için üç şeye ihtiyacınız var: Senaryo, senaryo ve senaryo.”

       – Alfred Hitchcock

Genellikle suç türünde roman ve kısa öyküler yazan Robert Bloch; 6. romanı olan Psycho’yu, 42 yaşına girdiği 1959 yılında yayımlar. Kariyerine Lovecraft’tan esinlendiği korku hikâyeleri ile başlayan Bloch, zaman geçtikçe daha çok psikolojik katmanı olan suç ve korku hikâyelerine odaklanmaya başlamıştır. Sapık romanını yazmaya başlamadan önce “küçük bir kasabada yaşayan sıradan bir adamın bile şüphe çekmeden bir canavara dönüşebileceği” fikri üzerine çalışırken ABD’nin en ünlü seri katillerinden Ed Gein’in, yaşadığı yere sadece 56 km uzaklıkta yakalanması ile tamamen bu alana yönelir. Gein’in hikâyesindeki birçok unsuru birkaç yıldır kendi yaptığı çalışmalarla birleştirerek belki de kariyerinin en önemli eseri olan Sapık’ı vücuda getirir.

 

Bu esnada altınçağını yaşayan bir diğer isim olan Hitchcock, kendi sinema tarzına yakınlığı ve içinde büyük bir sürpriz barındırmasının da etkisiyle Robert Bloch’un romanını okur okumaz film haklarını $9,000 karşılığında satın alır. Romanı, o zamanlar henüz sadece bir filmin senaryosunu yazmış olan 39 yaşındaki genç yazar Joseph Stefano’ya emanet eder. Filmin sürpriz sonunu seyirciden saklamak amacıyla romanın piyasadaki tüm baskılarını toplar. Hatta bu gizemi çekimlerde de sürdürerek film ekibiyle bile senaryoyu gerektiği kadar paylaşır.

Sonunda “Psycho (Sapık)” vizyona girer ve büyük bir etki yaratır. Akademi Ödülleri’nde en iyi yönetmen kategorisi dahil olmak üzere tam 4 dalda Oscar’a aday gösterilir. Peki, sıradan bir psikolojik-suç romanı olmaktan öteye gidemeyen bir metni Alfred Hitchcock sinema tarihinin en önemli yapıtlarından birine nasıl dönüştürmüştür? Tabii ki Hitchcock’un eşi benzeri olmayan hikâye anlatıcılığının bunda payı çok büyüktür, fakat senarist Joseph Stefano’nun da hakkını vermeden geçemeyiz. Özellikle romanı filme uyarlarken Stefano ve Hitchcock’un verdikleri başlıca iki karar, filmin başarısında epey etkili olmuştur: Robert Bloch, romanda Norman Bates’i kısa, şişman, 40’lı yaşlarının başında ve sevimli olmayan bir görünüşle betimler. Karakter tam bir kitap kurdudur ve pornografiden, Inca dönemindeki insanların canlı canlı katledilişinin anlatıldığı eserlere kadar uzanan geniş yelpazede kitaplar okur. Devamlı sarhoş gezen bir küfürbaz olan bu adam, annesiyle de devamlı ağız dalaşına girerek onunla sık sık kavga eder. Bloch’un aksine Hitchcock ve senarist Stefano, film uyarlamasında Bates’i 20’lerinin ortasında, uzun boylu, yakışıklı ve sempatik olarak göstermeye karar verir. Bu ana kuzusu ve efendi karakter, tam bir örnek vatandaş ve kızların onu görünce hemen vurulacağı bir portre ile önümüze sunulmuştur. Bloch’un yarattığı Bates’in aksine, Hitchcock’un Bates’i, annesinden değil, onun hastalığından nefret eder. Hitchcock, filmde Bates’i yakışıklı ve naif bir adam portresi üzerinden anlatmayı tercih ederek seyircide beklenmedik bir etki bırakmayı planlar. Çünkü bu şekilde görülen bir adamın psikopat bir katil olması beklenmez ve sonrasındaki aksiyonları bu nedenle seyircide çok daha korkutucu ve beklenmedik bir etki yaratır. Bu anlamda Hitchcock, Bloch’un yarattığı stereotip katil karakterini budayarak Norman Bates’i bambaşka bir yorumla sunar bize.

Hitchcock ve Stefano, kitabı filme uyarlarken anlatıcı bakış açısını da tamamen değiştirir. Kitap, paralel bir kurguyla hem Norman Bates’in hem de Marion Crane’nin hikâyesi anlatır. Hitchcock ise filmin ilk yarısını tamamen Marion’ın gözünden seyirciye aktarmayı seçmiştir. Bu tercihle birlikte sinema tarihinde ilk defa ana karakterin filmin ortasında öldüğüne tanıklık ederiz.

Son olarak filmin müziklerini besteleyen Bernard Hermann’dan kısaca bahsetmek istiyorum. Filmin çekimlerinin tamamlanıp kurgusunun başlaması ile birlikte Hitchcock gördüklerinden pek memnun olmaz. Başlarda filmin sinema salonlarında gösterilmek için yetersiz olduğunu düşünen yönetmen, filmi televizyonda gerçekleştirdiği dizinin bir parçası olarak kullanmayı bile düşünür. Fakat yönetmen, sahneleri Hermann’ın bestelediği parçalarla beraber izlediğinde sonuçtan çok memnun kalır ve filmin sinemalarda gösterime girmesine karar verir.

Farklı bir bakış açısı tercihi, Norman Bates karakterinin profilinde yapılan değişiklikler ve Bernard Herrmann’ın film için bestelediği müzikler bir araya gelerek Psycho’yu sıradan bir roman olmaktan çıkarıp adını sinema tarihine altın harflerle yazdıran bir başyapıta dönüştürmüştür


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın