Yalnızlığın Patolojisi: Taksi Şoförü!

“Ajan Literer” dergisinin “Filmin Anatomisi” adlı köşesinin bu ay mercek altına aldığı film: Taksi Şoförü!

“Şimdi bunu açıkça görüyorum. Tüm hayatım tek bir yöne işaret etti. Benim için hiçbir zaman bir seçim olmadı.” – Travis Bickle

Paul arkasında tonlarca tavuk olan kamyonetini Los Angeles sokaklarında sürerken bir anda taksi şoförü olabileceğini düşündü. Tavuk restoranı zincirinde teslimatçı olmak pis bir işti, devamlı aynı kişilerle muhatap olmak zorundaydı, ne kadar çalışırsa çalışsın maaşı aynı kalacaktı. Hâlbuki taksi şoförlüğü öyle miydi? Başkasına ait olsa bile aracın içindeyken patronu kendisiydi. Farklı insanlarla tanışıp onları hayatından çıkarması kolaydı ve ne kadar çalışırsa o kadar kazanabilirdi. Bunları düşünürken 6 ay önce Amerikan Film Enstitüsü’nden kovulduğunu hatırladı. Boşanma sürecindeydi, kız arkadaşı onu reddetmişti ve şu an eski kız arkadaşının yanında kalmak zorundaydı. Neredeyse hiç arkadaşı kalmamıştı ve bütün bunların arasında bir tavuk nakliyat kamyonunun içerisinde taksi şoförlüğünün ne kadar güzel bir meslek olduğunu düşünüyordu.

O akşam mesai çıkışı eve dönmeden önce porno filmler gösteren bir sinemaya gitmek istedi. Bir bilet alıp filmi izlemeye koyuldu. Yarım saat sonra sıkıldı ve filmin ortasında sinemadan ayrıldı. Sinemanın karşısındaki büfeden o günün gazetesini aldı. Yoldan yürürken devamlı kafasını kurcalayan teorisi aklına geldi. Bazı genç adamların kendi izolasyonlarını sağlamak adına başkalarını kendilerinden uzaklaştırdığını fakat kendi acılarının da tam olarak bu izolasyondan kaynaklandığını düşünüyordu. Kendisi de o “bazı genç adamlar”dan biri olabilir miydi?

Eve geldiğinde yatağına uzandı ve büfeden aldığı gazeteyi okumaya başladı. Gazetede bir haber dizisi gözüne çarptı. Gazete, başkanlık için adaylığını koymayı düşünen George Wallace’ı vurmaktan hüküm giyen Arthur Bremer’in günlüğünü yayınlamıştı. Arthur, Paul gibi 26 yaşındaydı. Paul bir-den kendini garip hissetti. Hemen yatağından kalktı. Bolca kâğıt alıp daktilosunun yanına bıraktı. Çekmeceden Smith & Wesson Model 29’unu çıkarıp onu doldurdu. Silahı masaya koyup daktilosunun tuşlarına basmaya başladı. Ya bir hafta içerisinde başlığına “Taksi Şöförü “ yazdığı bu senaryoyu bitirecekti ya da biraz evvel doldurduğu silahı kafasına dayayacaktı.

Amerikan Sinema tarihinin en önemli senaryolarından biri, Paul Schrader tarafından bu şekilde yazılmaya başlanmıştı. Genelde bir yazara veya senarist adayına verilen ilk öğüt bildiği veya deneyimlediği konular üzerine yazması olur. Bu şekilde küçük ayrıntılar daha kolay yerine oturacak ve yazı daha inandırıcı görünecektir. Schrader da Taksi Şoförü’nün hikâyesini oluştururken son aylarda bildiği ve deneyimlediği en önemli şey üzerine yazmaya karar vermişti: Yalnızlık.

Schrader’in karakteri Travis Bickle bir nevi kendisinin yansıması olacaktı. Fakat bunun tek başına yeterli olmayacağını düşündü. Bu sebeple Bickle’ı bir Vietnam gazisi yapmaya karar verdi. Vietnam savaşı yeni bitmiş sayılırdı ve birçok genç adam savaşın getirdiği travmalarla yeni hayatına adapte olmaya çalışıyordu. Bu durumun Bickle’ın paranoyak psikozuyla mükemmel bir şekilde uyacağını düşündü.

Schrader, Travis’i toplumun diğer kısmından ayıran iletişimsizlik üzerinden yola çıkarak yalnızlaştırdı. Travis’i hitabet sanatından mustarip, kendini ifade etmekte ve başkalarının söylediklerini anlamakta zorlanan bir karaktere dönüştürdü. Derin bir iç dünyası olmasına rağmen eğitimsizliği ve yetiştiği çevre buna neden olmuştu. Etrafındaki dünyayı kavrayamıyordu ve bu da onun diğer insanlardan kendini soyutlamasına neden olmuştu. İster istemez ötekileştirilmişti.

Travis’in filmde iç sesi ile bize aktardığı “Yalnızlık hayatım boyunca beni her yerde takip etti. Barlarda, arabalarda, kaldırımlarda, mağazalarda, her yerde. Kaçış yok. Ben Tanrı’nın tek adamıyım,” repliğinden anlaşıldığı üzere Shrader karakteri ile ilgili son noktayı onun bu yalnızlığının farkında olmasını sağlayarak koydu. Paul Travis karakterini yaratırken yalnızlık üzerine yazmayı planlamıştı. Son yazıklarını okurken anladı ki yazdığı şey yalnızlık değil, yalnızlığın patolojisi üzerineydi.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın