Klasik Köşe

Asuman Kafaoğlu Büke tarafında hazırlanan “Klasik Köşe”nin bu ayki konusu, Amin Maalouf’un son eseri Empedokles’in Dostları oluyor.

Beklenmeyen Misafirler

İnsanoğlu binlerce yıllık uygarlığını korumayı başarabilecek mi?” sorusu, son zamanlarda okuduğum birçok romanın ana teması. Distopik bir romanın içine sıkışmış gibi yaşadığımız bu günlerde zaten başka bir tema da düşünemez olduk. Ülkemizde yabancı yazarlar arasında en sevilenlerden biri olan Amin Maalouf, yeni romanı Empedokles’in Dostları’nda bu konuyu ele alıyor: Uygarlığımızı nasıl koruruz?

Aslında soru biraz daha derinlikli. İki uygarlık karşı karşıya geldiğinde, üstün silahlara sahip olan, karşısındakini anlamaya başlamadan önce onu yok etmekle uğraşır; tarih boyunca da bu böyle olmuş. Aztek uygarlığı ile karşılaşan ilk Avrupalıların yaptığı gibi. Ancak karşılaşılan uygarlık tehdit oluşturmadığında kültürü, tarihi ve arkeolojisiyle ilgilenilmeye başlanmış.

 Empedokles’in Dostları günlük formunda yazılmış bir roman. 9 Kasım Salı gününden, 9 Aralık Perşembe gününe dek süren, bir aylık süre boyunca anlatıcının tuttuğu günlük, anakaraya yakın Atlantik okyanusunda bir adada geçiyor. Anlatıcı, çizimlerini Alec Zander olarak imzalayan, gazete ve dergilere siyasi karikatür çizen elli üç yaşında bir adam. Ailesinden kalan bu ada üzerinde, insanlardan uzak, tamamen kendi başına yaşıyor Alec; sadece bir komşusu var, o da insanlardan uzak yaşamak için oraya sığınmış Ève adında bir romancı.

 Ève otuz yedi yaşında. Sadece bir tek roman yazmış ama bu eserine ilgi o denli büyük olmuş ki, okurun gözünde efsaneleşmiş bir yazar. Adaya sığınmasının, insanlardan kaçmasının nedeni de bu gibi görünüyor; aşırı ilgiden bunalmış, yeni bir eser yazamayacağı korkusuyla yalnızlığı seçmiş biri. Ève ile Alec aynı adayı paylaşıyorlar ama her ikisi de münzevi hayatını tercih ettiğinden, on üç yıldır komşu olmalarına rağmen, görüşmüyorlar.

Üzerinde yaşadıkları bu ada bir köprü ile anakaraya bağlı fakat denizde sular yükseldiğinde köprü sular altında kalıyor, bu yüzden de suyun çekilme saatlerinde ancak bisikletle ulaşabilir oluyor uygarlık onlar için. Amin Maalouf, kadın kahramanına Ève (Havva) adını vererek Âdem ile Havva’nın cennette –en azından kendi yarattıkları cennette– yaşamlarına gönderme yapıyor. Ve tabii Âdem ile Havva’nın efsanesinde olduğu gibi bu cennetlik ada, günlüğün başladığı 9 Kasım günü cennet olmaktan çıkıyor. Maalouf romanında olayların hangi yıl geçtiğini söylemiyor fakat 9 Kasım 2021 bir Salı gününe denk geleceği için, çok yakın bir gelecekten, bu yıldan söz ettiğini düşünmemiz yanlış olmaz. Teknolojik olarak da bugünün âletlerine sahip kahramanlar; cep telefonları, internet, gibi günümüzün gelişimlerini kullanıyorlar.

Alec’i günlük tutmaya iten olaylar şöyle başlıyor: “Tavandaki iki yüz vatlık lambam cılız bir kilise mumu gibi titredi, sonra da söndü.” Dışarıda fırtına patlak verdiğinden ve Atlantik Okyanusu kıyısındaki bu ada için yağmur, fırtına ender olaylar olmadığından, Alec ilk başta telaşlanmıyor fakat radyo dalgalarının hepsi aynı anda kesilip, telefonlar da işlemez olunca endişelenmeye başlıyor. Bütün bu felaketlerin bir buçuk ay kadar önce yaşanan nükleer patlama ile bağlantı olma olasılığı endişesini artırıyor. Hiç görüşmediği komşusu Ève’in evine gidip sohbet etmek de onu rahatlatmıyor.

Empedokles

İnsanlık tarihinde bazı dönemler vardır, sanki dünyaya uzaydan parıltılar düşmüş gibi, belli bir coğrafyada insanlığın geliştiğini görürüz. Milattan önce beşinci yüzyılda Ege Denizi kıyılarında, daha önce ve daha sonra benzerine rastlanmayan böyle bir uygarlık yeşermiş. Felsefe, sanat, mimari, drama, şiir, tıp ve bilimlerde tarihin en parlak dönemlerinden biri yaşanmış. Nitekim kölelik olmasaydı, kadınlar da erkekler gibi vatandaş sayılsaydı kuşkusuz daha bile gelişirdi ilkçağ uygarlığı fakat bu hâlinde bile tarihin en parlak dönemlerinden biri olduğundan şüphe edemeyiz.

Maalouf, romanında bu dönemden miras kalan soyu devam ettiren, bizim bugünkü uygarlığımızdan çok daha gelişmiş bilgiye, zihne ve duygulara sahip “kardeşlerimiz”le yüzleştiriyor bizi. İlkçağ filozoflarının ve kahramanlarının adlarını taşıyan bu insanlar paralel bir şekilde iki bin yıldır bizimle yan yana yaşıyorlar ama ancak uygarlığımız tehdit altına girince kendilerini göstermek zorunda hissediyorlar.

Amin Maalouf, her zamanki zarif anlatımıyla distopik bir dünyayı, aşkın ve dostluğun zaferiyle güzel bir geleceği müjdeleyecek şekilde yansıtıyor. Bizi de düşünmeye itiyor: Zengin ülkeler tarafından silahlanmaya harcanan para ile dünyadaki yoksulluğu azaltmak ya da tıbbi gelişmeleri artırmak mümkün değil mi? Aslında soru çok basit, yanıtı da aynı şekilde basit fakat dünyanın en naif insanı bile bu ütopik hayalin gerçekleşmeyeceğini bilir. Olamayacağından değil, olmasına asla izin verilmeyeceğinden.

Empedokles’in Dostları, Amin Maalouf

Türkçesi: Ali Berktay                                                                              

Yapı Kredi Yayınları


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın