Haruki Murakami: Japon Edebiyatının Olağan dışı Yazarı

Haruki Murakami: “Kurgu yazmaya başladığım zaman, ruhumdaki en garip ve en gizemli yerlere inip oraları keşfediyorum.”
Popülerliğin sınırlarını zorlayan kurgu yazarı Murakami… Onu böyle bir kalıba sığdırmak haksızlık olur çünkü eserlerinde gerçeklik ve sürrealite, sıradanlık ve olağandışılık arasındaki o hassas dengeyle âdeta bir cambaz gibi oynuyor. Gündelik hayatın olguları ve en beklenmedik olayları bir araya getiriyor. 


 Gerçeklik ile rüya âlemi arasındaki sınırın uçlarında dolanmaktan keyif alan yazar, müjdeyi de verdi: Ülkesinde çok sevilen eseri First Person Singular, Philip   Gabriel tarafından İngilizceye çevrilecek. 6 Nisan 2021’de yayımlanması beklenen kitap, anı ve kurgu türünün bir araya geldiği sekiz öykülük bir koleksiyon   olacak.

 İşte, gerçek ve rüya arasındaki sınırın usta cambazı Haruki Murakami ile ilgi çekici bir röportaj…

 Yazma süreci sizi zorluyor mu?

 Kendi eserlerimi yazmadığım zaman, yani çeviri yaptığımda, bu süreci kendi lehime çevirebiliyorum. Evet, bir kitap yazıyorum ama bu kitap benim kendi   kitabım olmuyor. Dolayısıyla bu süreç daha çok kendi eserimi yaratmaya hazırlık dönemi gibi geçiyor. Ayrıca tüm bunların yanı sıra günlük işlere kendimi   kaptırarak uzun yürüyüşlere çıkıyor, plaklarımı dinliyor ve ütü yapmakla uğraşıyorum. Yani yazım ve yaratım sürecinde karmaşık bir zihin yapısı içinde   olmuyorum, aksine, çok keyif alıyorum.

 Hakkınızda yazılan değerlendirmeleri okuyor musunuz?

 Ben değerlendirmeleri asla okumam, pek çok yazar da böyle söyler ama tüm eleştiri ve değerlendirmeleri okurlar. Ben yalan söylemiyorum: Okumam! Fakat eşim istisnasız her değerlendirmeyi okur, en olumsuz eleştirileri de yüksek sesle bana okur; kötü eleştirilere açık olup kabul etmeliymişim. İyi eleştirilerin beni olduğum yerden daha ileriye götüremeyeceğini söylüyor.

“HER KİTAP BİR MECAZDIR”

Eserleriniz genelde sürrealite ve olağandışılık üzerine kurulu. Kendi hayatınız da böyle mi?

Aksine, ben oldukça gerçekçi ve pratik biriyim ama konu kurgu yazmaya gelince, ruhumdaki en garip ve gizemli yerlere inip oraları keşfediyorum. Aslında yaptığım şey, kendi içimde kendimi aramak. Eğer gözlerinizi kapar ve kendi benliğinize dalarsanız, tamamen farklı bir dünya keşfedebilirsiniz. Tıpkı evreni keşfeder gibi ama bu, içinizdeki evreni keşfe çıkmak oluyor. Yalnız şunu bilmekte fayda var ki varacağınız yer oldukça farklı, tehlikeli ve ürkütücü. Bu nedenle dönüş yolunu da bilmek oldukça önemli.

Eserlerinizin alt metni hakkında konuşmak sizin için oldukça zor olsa gerek.

Herkes bana kitaplarım hakkında,  “Burada ne demek istedin, şurada bunu mu kastettin?” şeklinde sorular soruyorlar. Ama onlara hiçbir şey açıklayamıyorum. Ben kendimi anlatıyorum, dünyayı mecazî bir gözle ele alıyorum. Mecazları analiz etmek ya da açıklamaya çalışmak çok yersiz. Onları olduğu gibi kabul etmek zorundasınız. Her kitap bir mecazdır.

Muhteşem Gatsby’i yaklaşık 10 yıl önce Japoncaya çevirdiniz. Gatsby’nin “Amerikan Rüyası”nın limitleri hakkına trajik bir hikâye olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kitabın sizin eserlerinize yansıması nedir?

Muhteşem Gatsby benim en sevdiğim eserdir. 17 ya da 18 yaşlarındayken, okulun şart koşması olmadan, kendi isteğimle okudum. Öyküsü beni kendimden geçirdi ve derinden etkiledi çünkü bu öykü, bir rüya ve bu rüyanın kâbusa dönüşmesiyle yıkıma uğrayan insanları anlatıyordu. Bu benim için çok önemli bir konu. Aslında buradaki asıl meselenin “Amerikan Rüyası” olduğunu düşünmüyorum. Bu sadece genç bir adamın rüyası, basit bir rüya…

Peki, sizin rüyanız nedir?

Ayda belki bir ya da iki kere rüya görürüm. Çok rüya gören biri değilim, belki de hatırlayamayacak kadar çok rüya görüyorumdur. Ama rüya görmek zorunda değilim çünkü zaten yazabiliyorum.

Kaynak: www.independent.co.uk


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın