BEYAZ KİTAP: ÖLÜM VE YAŞAM ARASINDAKİ ÇİZGİNİN YİTİRİLİŞİ

“Ölme, yalvarırım ölme. Zayıf bir sesle ağlayan, avuç içi kadar bebeğini kucaklayıp tekrar tekrar mırıldanmış. İlk başta sımsıkı kapanmış bebeğin gözleri bir saat geçince mucize gibi açılmış. Annem, kara gözlere bakıp tekrar mırıldanmış. Yalvarırım ölme. Oysa bir saat sonra bebek ölmüş. Ölen bebeğini göğsüne yaslayıp ufacık bedeninin gittikçe soğumasına katlanmış. Artık gözyaşı dökmüyormuş.”

Vejetaryen ve Çocuk Geliyor eserleri ile tanıdığımız Man Booker ödüllü Güney Koreli yazar Han Kang’ın yeni romanı Beyaz Kitap, April Yayıncılık etiketi ile raflarda yerini aldı. Han Kang’ın yaşamını derinden inceleyebileceğimiz bu otobiyografik roman, yalın bir anlatıma sahip olsa da son derece sarsıcı, yıkıcı ve politik. Beyaz ile nitelenebilecek sözcüklerin yer aldığı liste ile başlayan, insan ruhunun yası ve yeniden doğuşu üzerine bir kitap…

“İnsan, kendi kendisinden saklamaya çalıştığı yanını sevmez,” der Albert Camus. Yazarın macerası, Camus’nun sözünü bitiren nokta ile başlıyor. Beyaz Kitap ile birlikte kendi geçmişiyle yüzleşiyor. En derinlerinde gömülü olan yaşanmışlık kırıntıları, bir rengin ardına takılıp sözcüklerle gün yüzüne çıkıyor.

Yazar, Ağustos ayında taşındığı evinin kirli kapısını beyaza boyarken, aslında kendi geçmişindeki lekelerin üzerinden geçiyor. Kalbini ve sözcükleri, kirli kapı gibi beyaza boyuyor. Her fırça darbesi eski günlerden arta kalan; yitik, hüzünlü anılara denk geliyor. Kore kültüründe barışı ve saflığı temsil eden bu rengi, geçmişi ile savaşında kullanıyor.

Han Kang

Ölü Kız Kardeş Tarihi Ölümle Kaplı Bir Şehirde Yeniden Canlanıyor

Kang, II.Dünya Savaşı'nın unutulmaz izlerini taşıyan bir şehir manzarası boyunca seyahat ediyor. Beyaz kırılganlığın kıyılarında dolaşıyor. Annesinin anılarından tanıdığı, yerkürede iki saat dahi yaşama fırsatı bulamamış kız kardeş, yazarın zihninde can buluyor. Eski yapıtlar gibi kız kardeşinin varlığının da tarihin bir parçası olduğunu anlıyor ve ölümü hakkında yazarak, hatta kendisinin yerine “O”nu koyarak ona benzersiz bir yaşam hediye ediyor. Şehri de ölü kız kardeşi ile birlikte diriltiyor.

Roman, birinci ve üçüncü tekil şahıslardan oluşan bölümlerle süsleniyor, “ben” ve “kadın” arasında gelgitler yaşanıyor. Otobiyografik roman zaman zaman biyografiye dönüşüyor. Bunu yaparken; yazar ve kız kardeşle birlikte, yaşayanlar ve ölüler arasındaki ince çizgi de yavaşça çöküyor. Kız kardeşin doğumu alternatif bir tarihte yeniden gerçekleşiyor ve kardeş, yazarın yerine geçip şehri keşfediyor: O, bu şehrin ana caddelerinde yürüyor. Kavşaktaki kırmızı taşlı duvara bakıyor. Bombalı saldırıda yıkılan eski binanın restorasyonunda, Alman askerlerinin halkı kurşuna dizdiği taş duvar sökülüp bir metre kadar ileriye taşınmış. Küçük bir anıt taşın üstünde bu bilgi yazıyor. Onun önüne bir çiçek saksısı konmuş ve içinde birkaç beyaz mum yanıyor.”

İnsanlığın doğumundan ölümüne kadar başucundan ayrılmayan beyaz, kitabı sarıp sarmalasa da ara sıra başka bir renk, bu paleti kesintiye uğratıyor: Kız kardeşinin siyah gözleri tüm beyazların içinde parlıyor ya da kırmızı ayaklı bir kuş aniden beliriveriyor.

Korece aslından Göksel Türközü tarafından tercüme edilen Beyaz Kitap, Han Kang'ın acıyı renkle aşma konusundaki arzusunu yansıtmayı başarıyor. Alışılmadık anlatılar içinde çarpıcı ve zevkli bir yolculuğa çıkmaya hazırsanız Beyaz Kitap okuyucularını bekliyor!

Beyaz Kitap

Han Kang

Çevirmen: Göksel Türközü 

April Yayıncılık

152 Sayfa 

Hazırlayan: Gülçin Aras


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın