BİR ÖMRÜN SON UĞULTUSU

Akşamlar Artık Serin’in iki kapısı var. Romana ön kapıdan girdiğimizde “erguvanların çıldırdığı ilkbahar günü” bir aşk başlıyor. Ama şunu da söylemeli, ön kapıdan girerken içimiz o kadar rahat değil. Çünkü yazar bize acıların bu romanın vazgeçilmezi olacağını sezdiriyor, hatta sezdirmekten öteye geçiyor ve bu sayfalarda bir şeylerin yolunda gitmeyeceğini anlatan huzursuz bir sahneyle açıyor hikâyesini. Romanın arka kapısından içeri girinceyse taraflardan birine “ömrümün son uğultusu” dedirten imkânsız bir aşk başlıyor.

Bilgehan Uçak, Akşamlar Artık Serin’e genç fotoğrafçı Selim’in Müjgan’a, bu genç çiftin birbirlerine âşık olmasıyla başlıyor, ancak bu onların değil, Türkân’ın romanı. Türkân kim? Mutsuzluğun, mecburiyetlerin, evliliğinin koğuşunda mahkûmluğunu sürdüren, yaş almış bir kadın. Müjgan’ın annesinin arkadaşı, Müjganların komşusu.

Gitgide tırmanan bir üslup ve ritim

Yazar, romanın ilk bölümünde Selim ile Müjgan’ın heyecanlı günlerini anlatırken Selim’in hassasiyetlerinin yaşıtlarından daha farklı olduğuna dair ipuçlarını okurdan esirgemiyor. Nitekim bu hassasiyetlerin sonu Türkân’a varacak. Kitabın ikinci bölümü Türkân’ın günlüklerinden oluşuyor ve roman “ansızın makas değiştiren bir tren gibi bambaşka bir raya” giriyor. İkinci bölümde yazarın üslubu, romanın ritmi gitgide tırmanıyor. Bilgehan Uçak, güya yaşayan, her zaman toplumun onu görmek istediği gibi bir kadın olmuş, sanatından bile uzaklaşmış Türkân’ı başarıyla çiziyor. Yazarın bir diğer başarısı da yaş almış bir kadının, bedeninin gerçekleriyle yüzleşmesini anlatışındaki gerçeklik. “Onların ilişkisiyle benim ne alakam vardı? Sevgilisinin annesinin komşusu bir kocakarı! Dış kapının mandalı bile değil. Mandallar renkli olur, diri olur. Oysa ben, aynadaki aksim? Fena değil, denmesine muhtacım.”

Türkân, önceleri “çocuğu yaşında” oluşunu hatırlayıp Selim’i düşüncelerinden kovmaya çalışsa da, saklı saklı yazdığı günlük, onun kuyudan çıkardığı hayatı oluyor. Etrafının görmek istediği kadın olmaktan vazgeçip kendi olma kararı ise Selim’le ilişkisini başlatıyor.

Günlüklerde; Türkân’ın, Selim’le gelen tutkulu, coşkulu yaşamını ve bir ölü evini hatırlatan evlilik hayatını yan yana okuyoruz. Bilgehan Uçak, Türkân ile Cemal’in ilişkisizliklerini, iki kişilik yataklarındaki yalnızlığı, tek taraflı isteklerin öldürücülüğünü anlatarak bir kadının cendere altındaki hayatını müthiş ortaya koyuyor. Arzularının peşinden gidip kendine bir fırsat veren Türkân’ın resme, yaşama dönüşünün ve belli saatlere sıkışmış mutluluğunun sonunda ise maalesef hep aynı umutsuzluk var.

“Burada yaşamak çok zor Selim. Burada birini sevmek ve o sevdanın peşinden gözü kara gidebilmek de çok zor. Bugün, hayat karşısında süngüsü düşmüş bir asker gibi yenilgiyi kabullendim. Sen daha çok gençsin. Bunu yapamazsın. Benim de senden böyle bir kahramanlık yapmanı istemeye hakkım yok. Hoş, sen yapsan bile ben sana yaptırmam. (…) Bunu ben de yapamam. Yapamayacağımı biliyorum. Seninle o hayalini kurduğum şekilde, sokaklarda el ele dolaşamam. Dışlanma korkum, sana olan sevgimden ve hatta yaşama isteğimden daha baskın. Korkuyorum. (…) Aramızda handiyse yirmi yaş var. (…) Belki başka zamanda, başka bir yerde tanışsaydık… Şu Göztepe’nin ara sokaklarında değil de Montmarte’da karşılaşsaydık, elinde lilyumlar, belki birer kadeh şarap içerken senin resmini çizerdim.”

Akşamlar Artık Serin, yaşamın, toplumsal kuralların ve ezberlerin getirdiği imkânsızlığa yenik düşüşünün romanı. Bilgehan Uçak, gerçekliğini dayatan değil yaşatan bir acı hikâye bırakıyor okurun kucağına.

Akşamlar Artık Serin
Bilgehan Uçak

Everest Yayınları

200 sayfa


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın