CHARLES BUKOWSKI YAZMAK VE KEDİLER ÜZERİNE NE DÜŞÜNÜYORDU

Charles Bukowski, Sean Penn

Kadınlar, Sarhoş Çal Piyanoyu, Parmaklar Biraz Kanamaya Başlayana Dek, Ölüler Böyle Sever, Güneşe Uzan gibi pek çok eser veren Charles Bukowski, Türkiye’de ilk kez Sokak Dergisi’nde çıkan öyküleri ile tanınır. Özgün dili ve kendine has tarzı ile Amerikan edebiyatının önde gelen yazarlarındandır. Eylül 1987’de aktör Sean Penn’e verdiği bir röportajda edebiyattan şiire, ölümsüzlüğün keşfinden kedilere, yalnızlıktan tembelliğe, kadınlardan kavgaya dek pek çok konu üzerine kendine has şaşırtıcı fikirlerini paylaşır. Bukowski’nin özellikle yazmak ve kediler üzerine olan düşüncelerini yıllar öncesinde yapılmış bir röportajdan aktarıyoruz…

Bukowski’nin yazma rutini

Küçük bir kıza tecavüz eden bir tecavüzcünün gözünden bir öykü yazdım. Bu yüzden insanlar beni suçladı. Sorgulandım. “Küçük kızlara tecavüz etmek mi istiyorsun?” dediler. “Elbette hayır! Sadece hayatın bir resmini çekiyorum.” dedim. Yaptığım ettiğim birçok şeyde başım belaya girdi. Öte yandan bela bazı kitapları sattırır, ama en nihayetinde yazarken bunu kendim için yapıyorum. (Sigarasından derin bir nefes çekiyor.) İşte bunun gibi. “Nefes” benim için, kül, kül tablası için… Kitap yayımlamak böyle bir şey.

Gündüz asla yazmam. Alışveriş merkezinde giysilerin olmadan koşmak gibi bir şey. Herkes seni görebilir. Gece… İşte gece asıl maharetini, büyünü gösterdiğin zaman.

Bukowski şiir hakkında ne düşünüyor

İlkokulun bahçesindeyken “şair” ya da “şiir” sözcüğü telaffuz edildiğinde bütün çocuklar gülüp alay ederlerdi. Şimdi anlıyorum nedenini, çünkü sahte bir üründür şiir. Yüzyıllardır sahte, züppe ve kökleşmiş. Aşırı hassas, aşırı değerli. Çöp yığını bana sorarsan. Yüzyıllardır şiir niyetine çöp üretiliyor. Sahtekarlık, kalpazanlık.

Birkaç iyi şair var tabii ki, beni yanlış anlama. Li Po adında Çinli bir şair var örneğin. Çoğu şairin kendi bokuyla on iki-on dört sayfada katamayacağı kadar duygu, gerçeklik ve tutkuyu dört-beş yalın dizeye sığdırabilen bir şair. Şarapçıydı da üstelik. Şiirlerini tutuşturup nehirde yüzdürür, şarap içermiş. İmparatorlar onu çok severmiş, çünkü ne dediğini anlarlarmış. Ama tabii ki sadece kötü şiirlerini tutuştururmuş. (Gülüyor)

Benim yapmaya çalıştığım, hayatın fabrika işçisi boyutunu edebiyata katmaktır… İşten eve döndüğünde dırdır eden karısı, sıradan insanın gündelik gerçekliği… Yüzyılların şiirinde pek söz edilmeyen bir şey. Yüzyılların şiirinin bok olduğunu söylediğim kayıtlara geçsin. Utanç verici.

Bukowski’nin gözünden kediler

Kedilerin arasında olmak çok iyidir. Kendini kötü hissediyorsan kedilere bakar ve kendini çok daha iyi hissedersin, çünkü onlar her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu bilirler; öyle fazla heyecanlanmak ya da üzülmek için bir neden yokOnlar bunu bilirler. Kurtarıcıdır kediler. Ne kadar çok kedin varsa o kadar uzun yaşarsın. Yüz kedin varsa on kedin olduğunda yaşayacağının on katı daha uzun yaşarsın. Bu gerçek bir gün keşfedilecek ve herkesin binlerce kedisi olacak ve kimse ölmeyecek.

İnsanlar hakkında ise şöyle düşünüyordu

İnsanlara fazla bakmıyorum. Rahatsız edici. “Birine çok fazla bakarsan ona benzemeye başlarsın.” derler. Zavallı Linda. Genellikle insansız yapabiliyorum. Bende bir boşluğu doldurmuyorlar, aksine bir boşluğa neden oluyorlar. Kimseye saygı duymuyorum. Benim de böyle bir sorunum var. Yalan söylüyorum, ama inan bana, doğru.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın