NEZİHE MERİÇ’İN ÇOCUK YANI

Yayıncılığımızın bazı fenerleri var. Işıklarını nereye tutarlarsa ya o görmediğimiz koyu karanlık yerleri aydınlatıyorlar ya loş olan yerleri hakkıyla görmemizi sağlıyorlar ya da aydınlığı artırarak o yerlerin inini dibini incelememizi sağlıyorlar. Her üçünün de kıymeti eşsiz. O fenerlerden biri, uzun yıllardır hazırladığı kitaplarla ve gerçekleştirdiği projelerle Seval Şahin. Seval Şahin’in son verimlerinden biri “Kimse Hikâyeyle Aramda Geçenleri Anlamıyordu”.  Şahin, edebiyatımızın üzerinde adeta bir spot ışığı gibi gezen kitapta, Nezihe Meriç’in söyleşilerini bir araya getirmiş.

“Kimse Hikâyeyle Aramda Geçenleri Anlamıyordu”, yazınıyla, tavrıyla Türkçenin sevinci Nezihe Meriç’in edebiyata karşı tutumunu, edebiyatını ve hayata bakışını anlamak için çok iyi bir toparlama. Şahin, yazdığı önsözde Nezihe Meriç’in düzyazılarını da bir araya getirdiği müjdesini veriyor. Umarım kısa zamanda onlar da kitaplaşır.

Söyleşilerinde capcanlı, yaşayan bir Nezihe Meriç var, öyle ki bir roman kahramanı gibi okuru ilk sayfadan son sayfaya dek götürüyor. Kitap, Nezihe Meriç’in edebiyat ve yaşam anlayışını sunarken edebiyatımıza dair de epey bilgi barındırıyor. Nezihe Meriç’in 2009 yılında Dünya Gazetesi kitap ekinde yayımlanan, kendisiyle yaptığı söyleşi mutlakla ama mutlaka okunmalı. Bir zekâ gösterisi, az bulunur bir eleştiri ve başkaldırı biçimi olarak paha biçilemez değerde.

Meriç’in röportajlarında anlattıkları ve tespitleri arasından bu yazıda aktarılabilecek sayısız bölüm var; yazmak, okumak, ödüller, yayıncılık, vitrinde olmak, sözcüklerin peşinden gitmek, kadın olmak üzerine… Ancak benim burada dikkate çekmek istediğim Meriç’in çocuk edebiyatı üzerine söyledikleri. Yapılan söyleşilerde dikkatimi çeken nokta şu oldu: Yazarın öykü kitabı Yandırma, 1998 yılında yayımlandıktan sonra tüm muhabirler dokuz yıl aradan sonra yayımlanan kitap olarak sunuyordu Meriç’in bu eserini ve ona soruyorlardı, neden bu kadar uzun bir ara? Nezihe Meriç ise her söyleşide haklı bir tepki veriyordu. Çünkü muhabirlerin bahsettiği dokuz yıl arada 9 çocuk kitabı (Küçük Bir Kız Tanıyorum adlı 7 kitaplık dizi, Dur Dünya Çocukları Bekle ve Ahmet Adında Bir Çocuk) ve 1 oyunu yayımlanmıştı (Çın Sabahta). “Çocuklar için yazdıklarım da benim edebiyatımın bir parçası” diyerek altını çiziyordu çocuk kitaplarının. Çünkü yazarın edebiyatından bahsederken yazdığı çocuk öyküleri pek de sayılmıyordu. Aslında daha doğru bir ifadeyle, çocuk edebiyatı yok sayılıyordu. Bu sebeple bu yazıda Nezihe Meriç’in çocuk edebiyatıyla ilgi fikirlerini ön plana çıkarmak istedim. Çarpıcı olan bir nokta da yazarın doksanlarda işaret ettiği bazı durumları aradan geçen otuz yılda hâlâ halledememiş olmamız.

Nezihe Meriç’in çocuklara yazma biçimini tarif edişi

“(…) Ben onlara, yaşadıkları bu günü, bu kültürü ayrıntılarıyla geçirmek istedim. Çevrelerindeki canlıları, onların varoluşlarını, yaşamı sürdürme biçimlerini, her şeyi. Ne yaşadıklarını, neler algıladıklarını, neler biriktirdiklerini, hele bir almaya başlasınlar diye düşündüm. ‘Alın size parlak, kırmızı, tatlı, sulu, güzel bir elma. Yiyin bakın, çok hoş’ diyerek. Elbette, ‘Elma çok faydalı bir yiyecektir. İçinde ABCÇDEF... vitaminleri vardır. Yiyin de büyüyün, cici çocuk olun, hadi bakiym!’ demeden.

Elmanın hamı tatsız olur. Bazıları kepeklidir, ne yenir ne yutulur. Tatlısı, mayhoşu, sulusu, ekşisi vardır. Çok yenirse dokunur. Üzerine su içmemek gerekir. Ayşe bunları büyüdükçe, yaşadıkça öğrenecek. Şimdilik elması parlak, kırmızı, tatlı.

Öyküleri bu genel anlamlamaya göre düzenledim. Onların pek küçük olduklarını gözden kaçırmamaya dikkat ederek.” s. 87 (Muazzez Menemencioğlu’nun söyleşisi 1994-1995)

“Kendini bilmezlerin bu işin ticaretini yapışını önlemek gerekir”

“Şimdi gelelim bu çocuklara kitap önermeye? Önerilecek sistemin bu sıfır noktasını göz önünde tutarak ayarlanması gerekir. Çünkü çocuk, altyapısı olmadığı zaman, kitabı sadece konu olarak görecektir. Onu sadece konu ilgilendirecektir. Konu zaten çevresinde, yaşadığı günlük hayatın içinde binlercesi bir arada var olan bir şey. O, sanatın düzenlemesine, konuyu verirken, –onun– yorum yapmasını da sağlamasına muhtaç. Okuduktan sonra, etkilenip düşünmek, tartışmak, fikir üretmek ihtiyacı içinde. Kendi bunun farkında olmasa bile, o yaşlardaki psikolojisi gereği bu böyle. Peki bunları bilen ve onlar için bunu böyle yazan yazarlar nerede?

Bence, gelişmiş ülkeler bunu her işte olduğu gibi çoktan çözmüş. Çoktan üretip duruyor. Dediğim gibi, önce Türkiye’deki çocuk yayınını bir ele alıp, kendini bilmezlerin bu işin ticaretini yapışını önlemek gerekir.” s. 132 (Can Kurultay söyleşisi, 1992)

“Okumayan annelerin babaların, okumayan çocukları yetişiyor”

“Edebiyatı edebiyatçılar yapar. Bizim edebiyatçılarımız arasında üç beş kişi varsa da çoğunluk, çocuk edebiyatıyla ilgilenmiyor. Böyle olunca, ‘Bizde çocuk edebiyatı gelişmemiştir.’ diyebiliriz. Basılan pek çok çocuk kitabı (neredeyse önüne gelen tarafından yazılarak), dilin işlenişi, konu seçimi, çocuğa yaşadığı kültürü, çevresindeki insanları tanıtması açısından yetersiz. Belli şablonların, taklitlerin içinde dönüp dolaşıyorlar. Toplumsal bilinci gelişmemiş, yazınsal değeri olmayan, yaşadığı toplumu, o toplumun insanını, aile yapısını, gelişimini, değişimlerini, değerlerini bunların evrelerini algılamış, özümlemiş, söz sahibi olmayan, neredeyse kulaktan dolma bir biçimde, tü kalem bir şeyler yazanların kuşatması altında bizim çocuk edebiyatı. Genç anneler babalar da son yarım yüzyılın büyük eğitim çöküntüsünden geldikleri için, onlar da çocukları için kitap seçerken zorlanıyorlar. Çünkü ne yazık ki okumuyorlar. Yazınsal değer hakkında, hemen hemen hiçbir bilgileri yok. Bu, çocuklarını da etkiliyor elbette. Okumayan annelerin babaların, okumayan çocukları yetişiyor.” s. 203 (Deniz Aktan söyleşisi, Vatan Kitap, 1992)

“Çocuk neyin neden, ne olması gerektiğini edebiyatla öğrenecektir”

“Çocuk da bilgi olarak edindiklerini, düzenlemeyi, üzerinde düşünmeyi, karar vermeyi, mantığını işletmeyi, yani neyin neden, ne olması gerektiğini (kalıcı oluşu, etkileyişi açısından) edebiyatla öğrenecektir. Edebiyat, ona çevresindeki insanlara, olaylara bakmayı, onlar hakkında düşünmeyi, etkileyerek öğretecektir. Bu etkileniş, en küçük imden, diyelim sabahın erken saatlerinde bir bebeğin cıvıltılı kahkahalarıyla uyanmanın getirdiği duygudan, anneyle babanın, avaz avaz çılgın kavgalarından sonra, birinin kapıyı vurup gitmesinin getirdiği duyguya dek, minimumdan maksimuma açılan bir yelpaze gibi çok ayrıntılıdır. Bu yüzden çocuk edebiyatı, çok önemlidir, çok zordur ve eğitim söz konusu olduğu zaman, çocuğu küçük yaşlarında eğitmek açısından çok fazla dikkat edilmesi gerekir.

Asıl önemli olanı, son söz olarak söyleyip noktalamak gerekirse, çocuklar için yazan yazarın, çocukları sevmesi, çocuk ruhlu olması, çocuğu (kendi içindeki, kaybetmediği çocuktan başlayarak) çok iyi gözlemlemesi, tanıması gerekir. 297-298 (Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nden gelen çocuk edebiyatı hakkındaki soruların yanıtları, tarihine ilişkin kayıt bulunmamaktadır.)

“Umut etmek yeterli değil, umut yaratmak zorunda, bu memleketin çocuk edebiyatını yapılandırmak isteyenler”

Memleketimizde çocuk edebiyatının yayımlanan binlerce kitaba rağmen, yok sayılacak derecede gelişmemiş olduğunu düşünüyorum. Yazarlar, çocuk edebiyatına pek gönül indirmiyorlar. Yazmaya kalkanların birçoğu çocukluk anılarını anlatmanın çocuk edebiyatı yapmak olduğunu sanıyor. (Keşke yazsalar da anılarını yazsalar.

Bu yoklukta o bile geçerli. Hiç olmazsa bir yazar dilinden geliyor.) Açık konuşmak gerekiyorsa, çocuk edebiyatı bir ticaret malzemesi gibi kullanılıyor. Pek çok kişi, bir şeyler uydurup, rastgele, sıradan bir şeyler yapıp, dağıtım işini de bir biçimde halledip okullara dağıtıyorlar. Bu iş çok tehlikeli, çok acıklı bir durum. Öncelikle çocukların iyi olanla, işe yaramaz, uyduruk olanları ayırmayı öğrenmesi gerekir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuda çok duyarlı, çok etkili olması, işe el koyması daha ne kadar beklenecek. Bu iş acilen yapılmalıdır. Toplum çok karışık, çok karmaşık, çok zor durumlardan geçerken, önerilen havada kalacağını düşünüyorum.

Bu işe gönül verenlerin başkaldırması, eylem üstüne eylem yapması, televizyon kanallarını, gazetelerin kültür sayfalarını ele geçirerek, bin koldan hücuma geçip yazılar yayımlaması gerekir. Umut fakirin ekmeği değil artık. Analar babalar da çaresiz. Bu işi bilenlerden faydalanmak, bilgi edinmek istiyorlar çocukları için. Umut etmek yeterli değil, umut yaratmak zorunda, bu memleketin çocuk edebiyatını yapılandırmak isteyenler. Tehlike çanları çok uzun zamandan beri çalıyor. İş, çocukları kurtarmak açısından, vatan borcu haline gelmedi mi? Ne yazık ki geldi.” s.298-299 (Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nden gelen çocuk edebiyatı hakkındaki soruların yanıtları, tarihine ilişkin kayıt bulunmamaktadır.)

Kimse Hikâyeyle Aramda Geçenleri Anlamıyordu 

Nezihe Meriç

Hazırlayan: Seval Şahin

Yapı Kredi Yayınları

S.: 304


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın