PEYAMİ BEY’İ ANLAMAK VE YEŞİL BAŞLI GÖVEL ÖRDEK

Türk edebiyatının usta isimlerini hakikaten tanıyor muyuz diye düşünüyorum bir vakittir.
Eskiden iyiden iyiye keskin sınırlarla çizilmiş muharrir muhitlerinde zemin hafifçe kaymaya, okur kitlesi birbiriyle kaynaşmaya ve “çizgisi belli” yayınevleri hiç olmayacak isimleri basmaya başlasa da edebiyatımızda tarafgirliğin tümden yok olduğunu söylemek imkansız.
Şeker arkadaşım Ülkü Burhan, edebiyatçıları yakinen tanıyan, gündelik hayatlarını, huylarını sularını araştırıp bilen biri olduğu için bana da karşısında kurabiye yiyip bu ziyadesiyle zevkli yaşamların renkli hatıralarını dinlemek kalıyor ve elbette kitaplarını sevdiğim yazarların hayatlarını öğrendiğimde yazdıklarını çok daha iyi anlamaya başlıyorum.
Henry David Throeau “Bir kitap yazıldığı ruh haliyle okunmalıdır.” der. El artırıyorum ve bir kitap yazarının hayatı, yediği içtiği, sevdiği sevmediği bilinerek okunmalıdır, diyorum.
Böyle okuyunca eserlerin tadı katlanıyor çünkü.


Bu minvalde geçtiğimiz ay, Peyami Safa’nın Sözde Kızlar kitabını yeniden okudum.
Peyami Bey, edebiyat tarihimizin hakkı yeterince teslim edilmemiş yazarlarından biri. İnsan tabiatı tahlilindeki ustalığı nasıl keskin oysa! Karakterlerini nasıl da röntgenlerine kadar tanıyor. Yaşadığı zamanı ve zemini gözlemlemekte nasıl mahir.
Sözde Kızlar, günümüzde artık sözü dahi edilmeyen sınıf farklılıkları üzerine kült bir eser. Yoksul mahallede büyüyen gençlerle varlıklıların hayatlarındaki kesişmeleri gösterirken aslında günümüzde de her şeyin aynî olduğunu hissettiren zamansız bir roman.
Biz üç kuruş kazanıp marketten aldıklarımızla karnımızı doyurunca ya da gençler Spotify üzerinden aynı müzikleri dinleyince eşit olmuyor. Eşitlendiğimizi sanmamıza sebep olan illüzyonlar bunlar.
Eskiden sınıf farklılığı görünür bir şeymiş, grev yapma, isyan etme, sorgulama ve dolayısıyla kader sanılan koşulları değiştirme şansı daha yüksekmiş.
Şimdi ülkece ne kadar fakirleştiğimizi fark etmiyoruz bile.
Ülkü’nün hep tatlılıkla bahsettiği, adadaki çay partilerini anlatırken beni güldürdüğü Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan bir roman tanıtmak da gelecek aya nasip olsun.
Edebiyatımız çok zengin, edebiyatçılarımız pek renkli, okura ne mutlu.
Bir de bu okur hak ettiği gibi yaşasa, başka bir derdi olmasa da rahat rahat okusa, okuduğundan zevk alsa, mutlu olsa.



“Çevreciliği” bulan insan: Aldo Leopold 

Aldo Leopold’ün Dünyayı Değiştiren 10 Kitap arasında gösterilen Bir Kum Yöresi Almanağı Türkçe’de.
Aldo Leoplod’ü Amerikalılar’ın tanıdığını sanıyorum. Ama onu Türkiyeli okura biraz anlatmak gerekebilir. Kendisi bir ekolojist. Yale Üniversitesi’nde orman bilimi eğitimi almış, Alman büyükbabasının ona çok küçükken zerk ettiği doğa sevgisi içinde hiç sönmediği için, hayatını yabani çiçeklere, bozulmuş arazilerin ıslahına, şimal çamlarına, orman tavuklarına, erkenden kalkıp rüzgarın uğultusunu dinlemeye, yani doğaya ve doğanın kendi kendisini tamir etme işine el atmaya adamış.
Ekoloji bilimini, edebiyat, felsefe ve tarihle bağlantılandıran Leopold, yaşadığı bölgenin doğal değişimlerini günlüklerinde kayda alırken, kaleme aldığı Toprak Etiği makalesiyle mevcut değerler sistemini kökünden değiştirmiş. Bugün herkes bir araziye hükmetme hayaliyle yaşasa da o toprağa hiçbir zaman sahibi olamayacağımızı bu makalesinde tane tane anlatmış.


Doğayla ve canlılarla kurduğu empati öyle yüksek ki yazdıklarını okurken insan kendisini bir su kıyısındaki ördeği izlerken buluyor, yanağını rüzgarlar okşuyor, başının üstünden bulutlar geçiyor.
Kitapta Leopold’ün çizdiği doğa eskizleri de bulunuyor.
Şu anda kendi adına kurulmuş Leopold Vakfı’nda ailesi tarafından devam ettirilen doğa koruma mücadelesi tüm dünyadan binlerce kişi tarafından destekleniyor.
2015 yılında The Guardian tarafından Dünyayı Değiştiren 10 Kitap arasında seçilen Bir Kum Yöresi Almanağı’nın, saatlerce televizyon izlemektense yeşil başlı gövel ördekleri izlemeyi tercih edecek herkesin başucu kitaplarından olacağına eminim.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın