DANS DANS DANS DANS DARARARİRAM…

Japon yazar Haruki Murakami’nin Türkiye’de yeni yayımlanan romanı Dans, Dans, Dans’ı okurken, şunu fark ediyorum. Murakami okumanın zevki, anlattığı hikayenin sürprizleri ya da edebi cümlelerinin lezzetinde değil, ki bence Murakami romanları ne kadar ağır akarsa aksın sürprizli ve lezzetlidir de, en çok da onun evreninde soluk alıp veriyor olmanın özelliğinde saklı sanki.

Sohbetine bayıldığın birinin evinde geçirdiğin birkaç saat ya da bir filmin zamanına girip orada akan dakikalarla akmak gibi bir şey bu.

Kitabı okuduğum müddetçe, Murakamik ögelerle, ‘sandviç ve biradan oluşan basit bir yemek yemek’, ‘caz plakları’, ‘gözlüklü genç kadınlar’, ‘dolup boşalan viski kadehleri’, ‘kaybolan insanlar’, ‘güncel politik göndermeler’ ve nihayet ‘Koyun Adam’, dolup taşmak neşesi, herhangi bir okuma neşesinin ötesinde, berisinde.

Dans Dans Dans, 2008 yılında Türkçe yayımlanan Yaban Koyununun İzinde adlı romanın devamı niteliğinde bir roman ve her ne kadar Türkçe’ye yeni basılmış olsa da, Japonya’da Dansu Dansu Dansu adıyla 1988 yılında okurla buluşmuştu. 1994’te ilk kez İngilizce’ye çevrilen kitabı, Ali Volkan Erdemir’in temiz ve nefis Türkçe çevirisiyle okuyoruz şimdi.
“Adını bilmiyordum. Onunla aylarca birlikte yaşadığım halde. Aslında onunla ilgili gerçekte tek bir şey bile bilmiyordum. Pahalı bir telekız servisinde çalıştığı dışında. Servis, üyelik sistemiyle hizmet veriyordu; kimliği belli düzgün müşteriler dışında kimseyi kabul etmiyordu. Bunun dışında başka işler de yapıyordu. Normal iş saatlerinde küçük bir yayıncıda yarı zamanlı düzeltmenlik, ayrıca yarı zamanlı kulak modelliği.

Yemek dergileri için restoran değerlendirme yazıları yazan yalnız bir muhabirin, yıllar önce kaldığı Yunus Otel’e tekrar gitme arzusuyla başlayan hikaye, kısa sürede gizemli bir hale dönüşür. Ortadan kaybolan bir kadını aramaya başlayan muhabirin, otelin resepsiyonunda çalışan genç kadınla kurduğu münasebet ve birden bire ortaya çıkan eski okul arkadaşıyla birlikte yüzeye vuran anılarla aklı karışmış durumdadır.

Yolculuk, ıssızlık, yalnızlık ve masalsı bir atmosfer gibi Murakami’nin romanlarında kullanmayı çok sevdiği ögeler bu romanda da mevcut.

Ancak bu romanda diğerlerinde olmayan bir şey var ki o da okura sürpriz olsun.

Bu dünya Murakami’nin dediği gibi gerçekten de sandığımızdan daha kırılgan bir yer ve bu yüzden çok hassas olalım. Her bir şeye, yaprağa, rüzgara, kuşa, insanlara, kendimize, kalbimize hassas davranalım. Tarkan’ın dediği gibi ‘aşk incelik ister, hoyrat olmayalım, birbirimizi çok sevelim yeter, anlamaya çalışmayalım.’


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın