OKUMA YAZMA GÜNÜ’NDE, DÜNYA EDEBİYATINDAN BİR SEÇKİ

Bugün 8 Eylül, Dünya Okuma Yazma Günü! UNESCO tarafından ilan edilen bu özel gün, okuryazarlığın temek bir hak olduğunu vurgulama amacı güdüyor. Bilgilenmenin ilk adımı olan okuryazarlığa adanmış bu anlamlı tarihi elbette kitaplarla kutluyoruz. Hayatımıza yön veren yazarlar ve en çok okunan eserlerini sıralayan bir listeyle kutlamalara katkımız olsun istedik. Takdir edersiniz ki seçmesi çok zordu; üzerine konuşmak istediğimiz kitapları listelemeye sayfalar yetmez. Yine de “kısa” bir dünya turu atıp bugünün anısına hatırlatmak istediğimiz kitapları bir araya getirmesek olmazdı.

Orhan Pamuk – Benim Adım Kırmızı

Yeni Türk edebiyatının dünya çapında en çok okunan ve sevilen romanı Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk’un tema ve olay örgüsü bakımından en pozitif romanı olarak tanımlanıyor. Zengin anlatım gücü ve usta tekniğiyle yerli edebiyatın en başarılı isimleri arasında yer alan Pamuk, Benim Adım Kırmızı’da Türk romanının temel konularından biri olan Doğu-Batı medeniyetlerinin kapsamlı bir karşılaştırmasını yapıyor.

Yayımlanmasını takip eden süreçte Fransa ve İtalya’da “yılın kitabı” seçilen Benim Adım Kırmızı, yazarın en çok dile çevrilen eseri olarak farklı kitleleri ortak beğenide bir araya getiriyor. Okurlarıyla ilk olarak 1998 yılında buluşan eser, yazara Uluslararası IMPAC Dublin Ödülü’nü de kazandırmış olmasıyla edebiyat alanında Türkiye’nin en önemli değerleri arasında yer alıyor.

Yaşar Kemal – Tek Kanatlı Bir Kuş

Tek Kanatlı Bir Kuş, Yaşar Kemal'in 1969'da yazdığı yazdığı ve 2013'te yayımlamaya karar verdiği romanıdır. "Korku üzerine bir eser" olarak tanımlanan romanda, "halkı tarafından terk edilen Yokuşlu kasabasına tayini çıkan, eşi Melek Hanım'ı da yanına alıp yola koyulan posta müdürü Remzi Bey'in hikâyesi" konu edilmektedir.

Yaşar Kemal, eserini şu sözlerle anlatmıştı: “Ben hep korkudan korktum. Korkudan çok korktum. Roman yazdığım zaman içimde bir korku istemezdim. O yüzden bu kitapta da korkuyu anlattım. Kayseri'de askerlik yaptığım kasabanın üzerinde büyük bir taş vardı ve bütün kasaba bu taşın üzerilerine düşeceğinden korkuyor, düşmesin diye taşı demir zincirlerle bağlıyorlardı. Madem korkuyorsunuz o zaman çekin gidin derdim. Seneler senesi bu korkuyu yazmak istedim.”

Virginia Woolf – Kendine Ait Bir Oda 

Kadın hareketinin elden düşürmediği önemli kitaplardan biri olan Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf'un belki de en kolay okunan kitabıdır. Kolay okunur, çünkü konu çok somuttur: "Kadın ve edebiyat". Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları "ezeli" ve de "ezici" bir soru vardır. "Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?" İşte Virginia Woolf bu "yakıcı" soruya, tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten ve de kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor. Ve şöyle sesleniyor kadınlara: "Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!"

Franz Kafka- Dönüşüm

Kumaş pazarlamacısı olan Gregor Samsa’nın uykusundan kocaman bir böceğe dönüşerek uyanmasıyla başlayan Dönüşüm, giderek gerçeklikle kurmacanın sınırlarını zorlayan müthiş bir anlatıma dönüşür. Praglı yazar Franz Kafka’nın en uzun ve en tanınmış öyküsü, ilk kez 1915’te, “Die Weissen Blaetter” adlı aylık bir dergide yayımlanmıştı ve yüzyıl sonra, hâlâ en çok okunan kitaplar arasında.

Ernest Hemingway – Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Amerikalı yazar Ernest Hemingway, döneminin birçok sanatçısı gibi İspanya İç Savaşı’na katılmıştı ve 1940’ta yayımlanan Çanlar Kimin İçin Çalıyor’da bu savaşı anlattı. Çok geçmeden sinemaya da uyarlanan kitap, Hemingway’in diğer eserlerinden daha güçlü, kapsamı daha geniş ve çok daha duygusal olması yönüyle, tüm zamanların en iyi savaş romanlarından biriydi…

Marcel Proust – Kayıp Zamanın İzinde

Kayıp Zamanın İzinde, Fransız yazar Proust’un hayatının son 17 yılında yazdığı yedi kitaptan oluşan “dev bir roman”. Proust, annesinin ölümünün ardından 1905’te yazmaya başladığı “Swann’ların Tarafı” adını verdiği serinin ilk cildini, 1913’te yayımladı. Seriyi sırasıyla “Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde”, “Guermantes Tarafı”, “Sodom ve Gomorra”, “Mahpus”, “Albertine Kayıp” ve “Yakalanan Zaman” izledi. Proust, bu eserin son düzeltmelerini yaparken 1922’de hayata veda etti.

Dostoyevski – Suç ve Ceza

Rus yazar Dostoyevski’nin ülkesini ve halkını gözlemleyerek içlerinden çekip çıkardığı Raskolnikov, hem yazarın hem de edebiyat tarihinin en karanlık karakterlerinden biridir. Yoksulluğunun güzel ve parlak bir hayat kurmasına izin vermeyeceğine inanan genç bir hukuk öğrencisinin, yaşlı tefeci kadını öldürüp parasını çalmayı planlamasıyla başlayan hikâyesi, Raskolnikov’un ikilemlerinden, iç çatışmalarından hareketle insanlığa sorduğu ahlaki ve felsefi sorularla edebiyatı başka bir boyuta taşımıştır. Suç ve Ceza, yayımlandığı 1866 tarihinden bu yana, modern insana yaklaşımıyla ve sorduğu can alıcı sorularla güncelliğini hiç kaybetmediği gibi, edebiyatın çıtasını erişilmesi güç bir seviyeye yükseltmiştir.

Amin Maalouf – Afrikalı Leo

Çağımızın çok okunan yazarlarından Amin Maalouf’un sevilen eserlerinden biri olan Afrikalı Leo, gerçek bir yaşam öyküsünden çıkarılmış düşsel bir yaşamöyküsü ve yazarın ilk romanı.

Kitap, Gezgin Afrikalı Leo’nun (Hassan el-Wazzan) hayatında önemli değişiklikleri yaratan dört şehre adanmış dört bölümden oluşuyor: Granada, Fes, Cairo ve Roma.

Paulo Coelho – Simyacı

Dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho, Simyacı’yı, Mevlana’nın Mesnevi’sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazdı. Simyacı, 1996’dan bu yana Türkiye’de de severek okunan bir klasik hâline geldi. İspanya'dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamını anlatan Simyacı, mistik bir peri masalına benziyor ve insana kılavuzluk ediyor.

Gabriel Garcia Marquez – Yüzyıllık Yalnızlık

Ülkemizde de çok sevilen kitaplarıyla yer eden Kolombiyalı yazar Marquez, en özel romanlarından Yüzyıllık Yalnızlık’ı şöyle anlatıyor:

"Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım.

Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın