“Fırtınaya karşı duramayan, koyamayan bir yaprak”

Sayfalarını size ağrılı bir yuva yapmış Selim İleri romanının etkisini anlatırken sözcükleri seçmek hiç kolay değil. Bu yüzden Selim İleri’nin kelimelerine sığınmak ilk tepki. Sadece ismiyle bile okura nüfuz edeceklerin habercisi Yaşadınız Öldünüz, Bir Anlamı Olmalı Bunun. İsmin peşi sıra yazarın arka kapaktaki notu: “Bu romanı hayatla öldürülenlere yazdım. Bu romanı, burada yazdıklarımı yalnız onların okuyacaklarını biliyorum.”

Yaşadınız Öldünüz, Bir Anlamı Olmalı Bunun “iç dünyaya” dair daha önce okuduğum hiçbir metne benzemiyor. Selim İleri yeni kitabında; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yazdığı romanların, öykülerin, karakterlerin (en çok da Sabri’lerin, dört Sabri’nin), mektupların, güncenin ve yazarın duygusal yorgunluklarla savrulmuş yaşamının izinde Tanpınar’ın kişiliğinin peşine düşüyor.

Edebiyatımızın bu büyük yazarına yaklaşım baştan sona Selim İleri’nin duyuşu, açıklığı ve detaycılığıyla örülüyor. Okura “tek bir Tanpınar” olmadığını gösteriyor Selim İleri. Bunu yaparken de Tanpınar’ın savruluşlarının duygusal, yaşadığı dönemin sosyolojik gerçeklerini acıtan bir anlatım biçimine dönüştürüyor.

Yaşadınız Öldünüz, Bir Anlamı Olmalı Bunun’u on iki yıl önce yazmaya başlayan Selim İleri hayatında iz bırakmış Tanpınar’ı hesaplaşmalarla, muhasebelerle çepeçevre kuşatıyor. Örtük bir yaşamı, kalabalık sofraların ardındaki yalnızlığı, edebiyattaki iddiaları ve kıskanışları, çıkar ilişkilerini anlatıyor.

Roman kahramanı Tanpınar’a yazdıklarını, yaptıklarını hatırlatıyor Selim İleri. Bu hatırlatışlar Tanpınar’ın karakterlerini işleyiş biçimlerinden, kurduğu arkadaşlık ilişkilerinden destek alıyor çoğu zaman. Selim İleri’nin Tanpınar’ın iç dünyasının ayrıntılarını incelikli sunuşu, eleştirisi başta kızabildiğiniz Ahmet Hamdi Tanpınar’ı acı dolu bir okumanın öznesi yapıyor. Ve elbette Selim İleri kendi hesaplaşmalarını da Tanpınar’ınkinin yanına iliştirmekten çekinmiyor.

“Başkasının hayatını yaşamak istediniz. İkimiz de başkasının, olmayan kişinin, olamadığımız, rüyamızdaki kişinin hayatını yaşamak istedik.”

“Biz yenik düşmüşler –birçok balo sahnesi yazdım-, hayat mağlupları, bu yüzden düşkünüzdür balo sahnelerine, orkestra çalmaya başlamış!, birkaç sayfamızda kıpkısa mutluluk, orkestra çalmaya başladı, iç çekmiyor, yine aldatıyor...”

Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu yayınlandığında 29 yaşındaki Tanpınar’ın “itirazlarla, durduramadığı dokundurmalarla” apaçık kıskanarak yazdığı Peyami Safa eleştirisini ona hatırlatırken kendi 29 yaşının eleştirisini de es  geçmiyor. “(Hatırlayınca canım sıkkın, yirmi dokuz yaşımdaydım, küçük salon devrimcisi, bilgiçliklerle, toptan inkârlarla Çağdaşlık Sorunları’nı apar topar yazdığımda.)”

Kuşkusuz romanın en etkileyici yerlerinden biri 27 Mayıs bölümü. Selim İleri, mevzuyu Tanpınar’ın “acıma duygusunu yitirdiği konu” olarak tanımlıyor ve hasıraltı edilemeyeceğinin altını çiziyor. Bir şairin idam üzerine yazdığı gazete yazılarını bir cinnet olarak yorumluyor. Turan Emeksiz’in ise bu yazılarda geçmediğinin altını çiziyor. “Sonra Şehir Hatları’nda bir vapurun ismi oldu. Sonra git git unutuldu. Bordadaki Turan Emeksiz’in kim olduğu artık bilinmiyordu.”

“Öldünüz kurtuldunuz”

Selim İleri’nin işaret ettiği bazı “hiçlik” noktalarını düşündüğümüzde bu romanın biricik bir Tanpınar okuması olmasının yanında başka boyutlar taşıdığını da söylemek gerekir. Tanpınar’ın Doğu-Batı bileşimi, birleşimini o günlerden bugünlere yorumladığında Selim İleri’ye katılmamak imkânsız: “Bileşim birleşim gerçekleşmedi, dileğiniz tutmadı. Şark da Garp da sonrasız hortlaklar bugün.” İleri’nin işaret ettiği başka önemli bir nokta Tanpınar’ın “Sağ taraf kendinden görmüyor beni” ve  Sol için “Beni sevmediler, yeterince kendilerinden saymadılar,” demesi. Bugün de ezberden kurtulamamış, ezbere sıkışmış ideolojiler aynı hislere savurmuyor mu yazarları, sanatçıları, kişileri! O günlerden bugüne Selim İleri bir önemli ayrıntıyı daha gün yüzüne çıkarıyor. Tanpınar’ın kadın cinayetlerine 1958 yılında yazdığı şu cümlelerle dikkat çektiğini işaret ediyor: “Cinayetler çok kötü. Her gün birisi öldürülüyor. Ve kadınlar öldürülüyorlar. Erkek emancipée kadında ölümle intikam alıyor. Korkunç!”

Aradan geçen onca zamana rağmen bu ülkenin iç dünyasının değişmeyen gerçekleri insanı okurken epey hırpalıyor. Romanda yer alan “Öldünüz kurtuldunuz” cümlesine bir de böyle bakınca acı büsbütün artıyor.

Selim İleri’nin, Tanpınar’ın Madrit’te izlediği Boğa güreşini Tanpınar’ın ömrünü anlatmak için etkileyici bir sahneye dönüştürüşü ise romanın en unutulmaz bölümü.

Alkışlara ıslıklar karışıyor artık, yükselen uğultu, yükselen haykırışlar. Dinliyorsunuz. Bu yalan heyecanı tanır gibi oluyorsunuz.

Toreador “mütemadiyen” hamle ediyormuş. Bu hamleler de tanıdık geliyor size. Madrit’te, Corrida’da değil, Şehzadebaşı’ndasınız, yeni doğdunuz. Kerkük’tesiniz, “viran bir bahçe”de, konuşacağınız kimse yok, yeşil kuyruklu tuhaf kargalar uçuşuyor. Konya’dasınız, istasyonda tek başınıza; asker yüklü vagonlar geçiyor. Musul’dasınız, annenizi toprağa veriyorsunuz; unutmuşum, kaç yaşındaydınız. Madrit’te değil -arada Ankara, Erzurum, bütün şehirleriniz, bütün arenalarınız- Narmanlı Yurdu’nun kepenkli odasındasınız, kepenkleri indiriyorsunuz. Kılıç hücumları başladı.
Kılıç saplandı, “fakat düştü”.
Kızıştırıcılar örtüleri şalları sallıyorlar. Boğa, “boynundan aşağısı kan içinde”, geri çekiliyor.
Kılıç saplanıyor, yeniden fırlıyor.

İnsan ölürken bütün hayatı gözünün önünden geçermiş. Boğanın da- -

(...)

“Zavallı boğa”, biliyorsunuz artık ona benzediğinizi, onunla bire bir özdeşliğinizi, biliyorsunuz artık o olduğunuzu, öne, arkaya, sağa, sola hücum ediyor, bütün bunların başına niye geldiğinden habersiz, “ortada simsiyah, sade güzellik”, “hiç kimseye düşmanlığı yok”. Kimseye düşmanlığınız yoktu, öfkeleriniz, kırgınlıklarınız olabilir. Canınız yanmasına rağmen “bu işlerin biteceğini” umuyordunuz; yarın her şeye yeniden, dostça.

Boğada yarınsızlığınızı, yarınsızlığı görüyorsunuz. Kılıç üçüncü kez saplandı. Boğa kılıçla dolaşıyor. Boynunun iki yanı kan içindeymiş. Hâlâ sağa sola, öne arkaya debeleniyor. Hâlâ “her şeye imkânsız şeyler gibi bakıyor”.

Yaşadınız Öldünüz, Bir Anlamı Olmalı Bunun fırtınaya karşı duramayan, koyamayan bir yaprak”ın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın olduğu kadar bir ölüyle konuşmanın, işte bu iç dünyaların romanı. “Diriler belki okur diye.”

“Hayatla öldürülenleri” unutmadığı ve “hayatla öldürülenlere” edebiyata sarılabilme imkânı verdiği için nasıl teşekkür edilir ki Selim İleri’ye.

 


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın