HAYATIN YAPBOZ PARÇALARI

Büyük büyük büyükdedelerimiz ya da büyük büyük büyükannelerimizden biri, çok çok eskiden mutlaka lanetli bir hazineye rastlamış ya da girmemesi gereken bir yere burnunu sokmuş olmalı. Bu sebeple hepimiz lanetlenmişiz. Bunca pisliğe şahit olup yine de almak zorunda kaldığımız nefesle lanetlenmişiz. Yaşanan tüm zulümden kendimizi bir şekilde sıyırabilmekle lanetlenmişiz; yine de gülebilmekle, sebep olduğumuz çeşit çeşit vahşeti yoksayabilmekle, huzurlu bir şarkıya eşlik ederken aynı anda kaç çocuğun öldürüldüğünü, kaçının tecavüze uğradığını, kaçının savaştan kaçarken denizde boğulduğunu düşünüp aklımızı yitirmemekle. 

Geride bıraktığımız kış, yaşadığım şehirde çocukları mevsimsel hastalıklara yakalananlardan hep benzer şeyler duydum: “Suriyeliler yüzünden! Her yerdeler!” Onlara göre, kendi günahsız çocuklarının ateşlenmesinin sebebi başka çocuklardı. Varsın, bombalardan kaçmış olsunlar. Varsın, anne babalarını yitirmiş olsunlar. Varsın, azgın dalgaları beşik yapıp sonsuz uykulara dalmış olsunlar. Üstelik bu ve bundan çok daha vahim cümleleri kendi çocuklarının yanında sarf ediyorlardı. Parklarda, okullarda, hastanelerde hep sesli harfleri kibir, sessiz harfleri aşağılama yüklü bir "Suriyeliler!" çığırtkanlığı vardı. 

“Bütün dünya, evim diyebileceği bir yer arayan kalplerle doludur. Ama mülteciler farklıdır, çünkü onların aradığı şey yalnızca bir ev değildir, barıştır. Onun için de onların kalpleri bütün kalplerin en özelidir.”

 

Onjali Q. Rauf imzalı Arka Sıradaki Çocuk, bize mülteci bir çocuğun hikâyesini dokuz yaşındaki bir başka çocuğun, Aleksa’nın gözünden anlatıyor. Londra’da yaşayan Aleksa ve arkadaşlarının hayatı, sınıfa yeni gelen Ahmet isimli çocukla tümden değişiyor. Hiç kimseyle konuşmayan, asla gülmeyen ve teneffüslerde ortadan kaybolan bu çocuk başta tüm çocuklara epey tuhaf gelse de, Aleksa ve arkadaşları onunla dost olmaya karar verince mesele açığa çıkıyor: Ahmet bir mülteci, Suriye’deki savaştan kaçmış ve Londra’ya kadar gelmeyi başarmış. Ancak geride bıraktığı uzun yolculuk hiç de kolay geçmemiş, üstelik annesiyle babasının da nerede olduğunu bilen yok. Bir gün Aleksa ve arkadaşları, bindikleri bir otobüste geçen konuşmaya kulak misafiri oluyor. Denilene göre, İngiltere sınır kapılarını mültecilere kapamak üzere. Yani Ahmet’in annesiyle babasını bulmak için önlerinde çok az günleri var. Bir plan yapıyorlar ve harekete geçiyorlar. Böylece kendilerini birden saraya varan, soluksuz bir maceranın içinde buluyorlar.

Kitabın hemen başında, Ahmet’in sınıfta ortaya çıkışının ardından iki veli (Bay Brown ve Bayan Grimsby) arasında geçen bir konuşmayı alıntılamak istiyorum:

“O çocuk sorun çıkaracak. Demedi demeyin. Buraya bizim işlere konmak için geliyorlar!”

Bay Brown omuzlarını silkti, sonra da “Eğer şu haberlerdeki korkunç savaştan kaçıp geldiyse ona acıyorum. O ölüm tuzağından kurtulmak istediği için kimseyi suçlayamam,” dedi.

Bayan Grimsby, “Hıh!” dedi. “Hepsi baş belası! Hiçbirini asla sevmiyorum. Bakın görün; bu işin sıkıntısını bizim çocuklar çekecek, bunlar gelip burada istedikleri gibi yayılacaklar...”

Etrafımız ne yazık ki Bayan Grimsby’den geçilmiyor, sesi kötülüğün ve bana kalırsa maalesef insanın özünün ortak dilinde çıkıyor. Oysa bir çocuk kendi koca yüreğiyle, kendi masum aklından şundan başkasını geçirmez: “Kötülerden ve bombalardan kaçan birinden insan nasıl nefret edebilir ki?” Çocuklar etiketlemeyi bilmez, sınıflara ayırmaz, bölüp parçalamaz. Onların etiketleri biz yetişkinlerin matbaasında basılıp alınlarının gerisindeki zihinlerine yapıştırılıyor. 

“Dünyada bir sürü kafası karışık insan var; kendileri gibi görünmeyen, kendileri gibi giyinmeyen, onlarla aynı şeyi yemeyen herkesten ödü kopan, korktukları için de onlara, sadece bir çocuk bile olsalar, bir sürü saçma isim takan insanlar var.”

Nihal Tokinan Gökçe’nin çevirisiyle dilimize kazandırılan Arka Sıradaki Çocuk, yüzümde mahzun bir tebessüm bırakıp bitti. Yazarın kurduğu sınıf atmosferi, çocukların Ahmet’i gördüklerinde verdikleri tepki, Aleksa’nın kendi hikâyesinin ardındaki derinlik; hepsi gerçekçi ve samimi bir dille aktarılmış, üstelik hüzün de tam dozunda bırakılmış. Ayrıca çok incelikli düşünülmüş, küçücük detaylar da kurguya kuvvet vermiş. Bunların yanı sıra kitaptaki çok hoşuma giden bir başka içerik de sonda yer alan “Derin Derin Düşünmen İçin 7 Soru” kısmı. Bana kalırsa buradaki yedi soruyu çocuklardan çok yetişkinler cevaplamalı. Bu yedi soru her evde ve okulda en az bir kere sorulmalı. Açlıktan, yoksulluktan, savaştan, ölümden kaçmanın ne demek olduğu mutlaka tartışılmalı.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın