DOST DEDİĞİN ANSIZIN GELİR

Peron Dokuz Üç Çeyrek

Olcay Mağden Ünal

magdenolcay@gmail.com

Çocukların arkadaşlıkları öyle birdenbire gelişiverir; hesapsız, plansız ve hatta destursuz. Kumsalın birinde bir çocuk kovasını alır, diğeri küreğini, sessiz sedasız yanaşırlar birbirlerine. Ezgisiz bir şarkı gibi çömelip işe koyulurlar. Ara ara bir bakış atarlar. Biri diğerine kovasını uzatır, diğeri küreğini. Sonra yine hiç ses etmeden denizden su almaya giderler. Böyledir işte, çocuklar biz yetişkinler gibi durmadan konuşmaya ihtiyaç duymazlar, birbirlerine yardım etmek için çıkar yarışına girmezler. Biri, diğerinin hayatında öylece bitiverir. 

İşte Nadine Brun-Cosme’un yazıp Olivier Tallecin resimlediği ve Ali Nesin’in dilimize kazandırdığı Büyük Kurt & Küçük Kurt hikâyesi de böyle gelişiyor. Beklenmeyen Misafir adındaki ilk kitapta Küçük Kurt tepedeki bir ağacın altında tek başına oturan Büyük Kurt’un hayatına öylece giriveriyor. Küçük Kurt çok uzaklardan yürüyerek geliyor ve Büyük Kurt’un ağacının dibine kadar giriyor. İkisi hiç konuşmuyorlar, tek yaptıkları birbirlerini göz ucuyla süzmek, üstelik “içlerinde kötülük barındırmadan.” Küçük Kurt gece bastırdığında bile ağacın dibinde kalmaya devam ediyor. Büyük Kurt sessiz sedasız yorganından bir parça uzatıyor ona. Ertesi gün Küçük Kurt, Büyük Kurt’un peşinden koca ağaca tırmanıveriyor. Yine hiç ses etmeden spor yapıyorlar birlikte. Ardından Büyük Kurt kahvaltı etmeye koyuluyor. Bir tabak da Küçük Kurt’a hazırlıyor. Sonra Büyük Kurt, Küçük Kurt’u ağacın altında bırakıp yürüyüşe çıkıyor, ancak geri döndüğünde orada kimseyi bulamıyor. “Ne büyük ne küçük... Her şey eskiden olduğu gibiydi. Tek fark, Büyük Kurt’un hüznüydü.” Küçük Kurt, Büyük Kurt’un kalbinde öyle kocaman bir yer ediniyor ki, yalnız kalan Büyük Kurt ne uyuyabiliyor ne de yemek yiyebiliyor. Hâlbuki onunla tanışmadan önce her şeyi bir başına yapıyordu. Büyük Kurt beklemeye koyuluyor ve beklerken Küçük Kurt dönerse onunla yapacağı şeyleri düşünüyor. Derken bir gün, Küçük Kurt çok uzaklarda, yine küçücük bir nokta olarak beliriveriyor. İşte o an Büyük Kurt’un kalbi adeta tutuşuyor.

Düşmek Bilmeyen Yaprak adlı ikinci kitapta aralarındaki sevginin ağırlığı iyice gün yüzüne çıkıyor. Küçük Kurt, Büyük Kurt’tan ağacın en tepesindeki küçük yaprağı onun için almasını istiyor, o yaprağı yemek için can atıyor. Büyük Kurt ise biraz daha beklemesini, nasılsa yakında kendiliğinden düşüvereceğini söylüyor. Mevsimler geçiyor, kış tüm ağırlığıyla bastırıyor, ancak yaprak yine de düşmüyor. Ve Büyük Kurt bir sabah ağaca çıkmaya karar veriyor, sırf “Küçük Kurt’un gözlerindeki parıltıyı görmek için...” Ancak Büyük Kurt bu soğukta ağacın en tepesine tırmanırken epey zorlanıyor. O sıra Küçük Kurt içinden o küçücük yaprak için tüm bunlara değip değmeyeceğini sorguluyor. İşte o küçücük yaprak, iki arkadaş arasında kocaman bir bağ kuruyor. 

Büyük Kurt ve Küçük Kurt, Güzelim Portakal adlı üçüncü ve son bölümde kendilerini “beton ormanda,” yani şehirde buluyorlar. Bir sabah ikisi de muhteşem bir portakal görüyor. Portakalı önce Büyük Kurt kapıyor, ama Küçük Kurt’un o hüzünlü iç çekişine dayanamayıp ona doğru fırlatıyor. Ancak portakal hızla beton ormanın derinliklerine gidiyor, Küçük Kurt da peşinden. Büyük Kurt ağacın dibinde sakince beklemeye koyuluyor, ama saatler birbirini kovalarken Küçük Kurt’tan ses çıkmıyor. İçini bir endişe kaplıyor ve beton ormanın yolunu tutuyor. Burası epey tehlikeli bir yere benziyor, “toprak yok, gökyüzü yok, dallar yok.” Zavallı Küçük Kurt’u bir daha göremeyeceğini düşünüp kahroluyor. Derken önünde uzanan bir karanlığa rastlıyor. Küçük Kurt’suz, bir başına kalma düşüncesi onu öyle üzüyor ki korkusunu yenip kendini karanlığın içine bırakıyor. “Çünkü o güne dek hiçbir kurt, bir küçük kurdu bu kadar sevmemişti.” 

Büyük Kurt & Küçük Kurt, yakın zamanda yayımlanmış bir seri değil, aslında neredeyse bir buçuk yıldır Ali Nesin’in çevirisiyle ve Nesin Yayınevi etiketiyle dilimize kazandırılmış hâlde. Yine de bu kitapları yazmak istedim, çünkü üç başlığa yayılan bu dostluk hikâyesi, zamanı ve mekânı aşan o muhteşem eserlerden. Her biri, üzerine konuşulacak onlarca duyguyu açığa çıkarıyor. Kullanılan çizgiler ve renkler ile yaratılan atmosfer, kalbi ve beyni aynı anda çalıştırıyor; her sayfa bir tablo gibi incelenme fırsatı sağlıyor. Bu iki dostun baharına, kışına ve yazına eşlik etmek insanı sarıp sarmalıyor. 

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın