YAZIN REHAVETİNDEN SONRA NİHAYET SONBAHAR!

Tuğçe'nin Kitaplığı

Tuğçe Nida Gökırmak

tugcenidag@gmail.com

Her ne kadar havalar henüz yazdan çıktığımızı tam olarak belli etmiyor olsa da sonbahar etkilerini ufak ufak hissettirmeye başladı: Okullar açıldı, günler giderek kısalıyor ve tabii ki yepyeni kitaplar raflardaki yerlerini hızla alır oldu. Hem genç hem de yetişkin edebiyatında, Jay Kristoff, Stephen King, Margaret Atwood gibi bir sonraki kitabını sabırsızlıkla beklediğimiz yazarların yeni kitaplarının yanı sıra Tamsyn Muir, David Yoon, Lara Prescott, Kassandra Montag gibi daha önce adlarına pek de aşina olmadığımız ama tanışmamız gereken yazarların yeni kitapları bu Eylül ayında yurtdışındaki okurlarla buluşuyor.  

Lara Prescott’ın 2018 yayıncılık kulislerinde oldukça hararetli sohbetlere konu olan, köklerini yaşanmış bir olaydan alan romanı The Secrets We Kept, merkezinde kadınların yer aldığı, Soğuk Savaş’a post-feminist bakış açısıyla yaklaşan bir casus hikâyesi. Olaylar yavaş bir daktilograf olmasına rağmen kendisi için başka planlar sözkonusu olduğundan işe alınan Amerikalı genç Rus, Irina; onu eğitmekle görevlendirilmiş  fakat kendisini ona kaptıran deneyimli casus Sally ve çocukları dahil hayatındaki her şeyi ikinci plana atarak varlığını evli bir yazara adayan, Boris Pasternak’ın metresi Olga etrafında dönüyor. Elbette roman, 1950’lerde CIA’in görevlendirdiği kadınlara ve onların Boris Pasternak’ın yasaklı başyapıtı Dr. Jivago’nun Sovyetler Birliği’nde yaygınlaşmasına dair çabalarına yepyeni bir bakış açısı sunuyor. 1949 yılında ilk kez yakalanarak Pasternak’ın üzerinde çalıştığı eseriyle ilgili sorguya çekilen Olga, çalışma kampında geçirdiği üç yılın ardından romanını Sovyetler Birliği’nde yayımlatma imkânı bulamayıp İtalyan bir yayıncıya ulaştıran yazar ile yeniden bir araya gelir. Washington’da bulunan Irina, denizaşırı göreve çıkar ve bir rahibe gibi giyinerek Venedik Ticaret Fuarı’nı ziyaret eden Sovyet vatandaşlarına Dr. Jivago’nun Rusça kopyalarını CIA için el altından dağıtmaya başlar. 

Yazar: Lara Prescott, Yayınevi: Knopf

Etraflıca araştırılmış, zekice yapılandırılmış, ustalıkla resmedilen ve Sovyetler Birliği ile Washington arasında gidip gelen bir roman bu. İlk baskısı 200.000 adet olarak duyurulan kitap, bir casus hikâyesi, yayıncılığı konu alan bir gerilim romanı ve kıvrak bir tarihi kurgu olarak öne çıkıyor. Edebiyat tarihinin az bilinen bölümüne hevesle tutulmuş bir ışık. 1950’lerde yazılmış olsa muhtemelen yazarının mahlas kullanması beklenecekken, günümüzde yılın en büyük çıkış romanlarından biri olarak anılıyor.

Şüphesiz yılın en iddialı ve ürkütücü suç romanlarından biri ise The Chestnut Man. Jo Nesbo, Stieg Larsson ve Lars Kepler hayranlarının ağzını sulandıracak cinsten bir İskandinav suç hikâyesi. Kitabın yazarı Søren Sveistrup aynı zamanda son dönem İskandinav polisiyesini tanımlayan, Netflix’te de popüler olan dizi The Killing’in ve Jo Nesbo’nun Kardan Adam’ının uyarlamasının da senaristi. Hâl böyle olunca uzun, karanlık ve dikkat çekici bir hikâye de kaçınılmaz.

Yazar: Søren Sveistrup, Yayınevi: Michael Joseph 

Kırsal alanda vahşice öldürülmüş genç bir kızın cesedinin bulunduğu, dehşet dolu bir sahneyle açılıyor roman; elbette rahatsız edici detaylar kaçınılmaz ancak asla gereksiz değil. Polis cesedin yakınlarında kestane ve kibrit çöplerinden yapılmış bir bebek bulur. Ardından benzer şekilde öldürülmüş bir kadın cesedi daha bulunur, yakınlarında da yine kestane ve kibrit çöplerinden yapılmış bir bebek… Giderek karmaşıklaşan ancak inandırıcılığını kaybetmeyen hikâye ağı, polis soruşturmaları, politika ve olayların etrafında döndüğü kişilerin hayatlarıyla yavaş yavaş örülüyor. The Chestnut Man, sayfaları çevirirken tereddüt edeceğiniz şekilde giderek hareketleniyor, şiddetin dozu artıyor ve beklenmedik dönemeçler alıyor. Sveistrup’un kestane bebekleri Nesbo’nun kendiliğinden ortaya çıkan kardan adamından çok uzak olmasa da The Chestnut Man, yazarın katmanlı anlatımı, tüyler ürpertici atmosferi ve sürprizleriyle herhangi bir karşılaştırmanın üstesinden ustalıkla geliyor diyebilirim. 

Kısa kısa… 

Stephen King’in bana göre en ürkütücü romanları, genellikle kendimizden bir parça görebileceğimiz, içimizde olmasından endişe ettiğimiz kötülüğün yansımalarına rastlayabileceğimiz, doğaüstü güçleri olmayan sıradan kişilerin hikâyeleridir. Yazarın ABD’de 10 Eylül’de yayımlanan yeni kitabı The Institute da tam olarak bu sınıfa giriyor. İçinde vampirler, şeytani yaratıklar ya da hayaletler yok, işkence gören masum çocuklar var ve bunu bizim gibi insanlar yapıyor. Bu ay için bahsedilmesi gereken bir başka büyük yazar da Margaret Atwood. Damızlık Kızın Öyküsü’nün merakla beklenen devam romanı, geçtiğimiz günlerde Man Booker Ödülü finalisti olmasıyla da gündeme gelmişti. The Testaments ile Gilead’e dönmeye hazırsanız, hikâye üç yeni karakterle birlikte on beş yıl sonrasından devam ediyor. 

Gençlik edebiyatında da türün okurlarını birçok iddialı kitap bekliyor, bunlardan biri Jaf Kristof’un ülkemizde de çok sevilerek okunan Evernight üçlemesinin son kitabı: Yurtdışında 3 Eylül’de satışa sunulan Darkdawn. Bu karanlık ve oldukça kanlı serinin macera dolu yeni romanında, hayranları birkaç sıkı sürpriz de bekliyor. Fantastik gençlik edebiyatında heyecan verici yepyeni bir üçleme de ay başında raflardaki yerini aldı. There Will Come a Darkness, Age of Darkness [Karanlık Çağı] üçlemesinin ilk kitabı. 

Devam kitaplarının bir diğeri de Rainbow Rowell’in Asla Vazgeçme’sine ait, Simon Snow’un hikâyesi Wayward Son ile devam ediyor. Gençlik edebiyatında heyecanla beklenen bir isim de David Yoon’du. Her Şey Her Şey’in yazarı Nicola Yoon’un da eşi olan yazar, Frankly in Love adıyla raflardaki yerini alan romantik komedide, Kore asıllı Amerikalı Frank’in ilk aşkını keyifli bir dille anlatıyor. Elizabeth Strout da yalnızlığın, kaybın ve sevginin anlatıldığı bağlantılı on üç hikâyeden oluşan Olive, Again ile 2008 yılında Pulitzer kazanan romanı Kül Mevsimi’ne geri dönüyor. Tutkunun âdeta satırlarda hissedildiği, fazlasıyla dokunaklı bu roman bütünüyle etkileyici. 

Yeni kitapların okurla buluşmak için birbiriyle yarıştığı bugünlerde güzel bir uyarlama da hiç fena olmazdı ancak daha önce 27 Eylül’de gösterime gireceği duyurulan ve Amy Adams, Julianne Moore, Gary Oldman gibi büyük isimlerin rol aldığı A.J. Finn’in Penceredeki Kadın’ı Mayıs 2020 tarihine ertelendi. Henüz bu Hitchcockvari psikolojik gerilim romanını okumadıysanız, işte size fırsat…   


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın