MUHTEŞEM TUHAFLIK

Nazlı Berivan Ak

Masal, pulp ve bilinçaltı tortularından müteşekkil bir kurgu.

Görünür olmaktan, tanınmaktan ve tanıtılmaktan pek de hazzetmeyen bir yazar. 

Yayınlandıktan yıllar sonra şansı dönen bir roman. 

Rachel Ingalls imzalı Bayan Caliban’ın hikâyesine geçmeden, romanın yayım hikâyesini konuşalım. 

Rachel Ingalls’ın novellası 1982 yılında okurla buluşuyor. Yayımlandığında neredeyse hiç ilgi görmeyen kitabın kaderi 1986’da değişiyor, British Book Marketing Council, II. Dünya Savaşı sonrası kaleme alınmış en önemli 20 Amerikan romanı arasında Bayan Caliban’ı da gösteriyor. Yine de geniş kitlelerce tanınıp okunması için yazarın uzun yıllar beklemesi gerekecek. 2017 yılında New York merkezli New Directions adlı yayınevi, romanı ‘tekrar keşfediyor’. Yeni bir kapak, Rivka Galchen imzalı önsöz, vurucu arka kapak yazısı, geniş tanıtım, önemli isimlerden övgüler... Yayıncılığın tüm gerekleri yerine getiriliyor, bu kez "sağlam’"oynanıyor ve sonunda, Bayan Caliban edebiyat okurunun da market okurunun da radarına giriyor, dünya dillerini dolaşmaya başlıyor. Roman, Türkçede Jaguar Kitap etiketiyle Mart 2020’de yayınlandı, Prospero Kitaplığı’nın beşinci kitabı. 

Jaguar, son dönem edebiyat okurlarının gözde yayınevlerinden. Jaguar etiketi yeterince dikkat çekerken ve ilgi görürken, bir de Prospero Kitaplığı başlığı altında özel metinler yayımlamaya başladılar. Max Blecher, Sergio Chejfec, Albert Sanchez Pinol ilk isimlerdi. Kitaplığın isminin hikâyesine gelince... Shakespeare’in Fırtına’sında Prospero, kızıyla birlikte on iki yıl yaşamak zorunda kaldığı adadan ayrılırken sihirli asasını ve kitaplarını gömer. Prospero’nun kayıp kitaplarından mahrum kalan insanlığın kendi rüyalarını (ütopya), kâbuslarını (distopya), hayallerini (fantastik) ve geleceğini (bilimkurgu) yazmaktan başka çaresi kalmamıştır artık. 

Bayan Caliban, Prospero’nun kayıp kitaplarından biri, şüphem yok. Ütopik... Vahşi insanın karşısına ondan farklı olanı koyup yaşayabileceğini bir an için düşündürüyor. Distopik çünkü bu dünyada ne yerliler ne misafirler için huzur da yer de yok. Fantastik, ne de olsa her gün mutfağımızda yeşil, ayak ve elleri perdeli bir "canavarla" karşılaşmıyoruz ve bilimkurgunun tüm gereklerini yerine getiriyor: Tuhaf bir bilim enstitüsünden kaçış, sadistik deneyler, kalpsiz bilim adamları, geldiği yere dönmeye çalışan, bu dünyadan olmayan bir varlık... 

Orijinal arka kapakta Bayan Caliban’ı okuyanların çağrışım dünyasında beliren düşünce baloncukları havalanıyor: King Kong, Poe’nun öyküleri, David Lynch filmleri, Güzel ve Çirkin, Oz Büyücüsü, E.T., B sınıfı korku filmleri, tekinsiz masallar... 120 sayfalık bir roman nasıl bunca çağrışım uyandırır sorusunun yanıtı da romanın biricikliğinde, bir tek kendine benzemesinde saklı. 

Eşitsiz Bir Dünyada Bir Gün...

Yaşadığı büyük travmanın izlerini taşıyan Dorothy, günlerini tekdüze geçiren, kocasının işten dönmesini bekleyen, radyo dinleyerek ve yemek hazırlayarak, sayılı arkadaşıyla benzer konuları konuşarak yaşayıp giden bir kadın. Eşitsiz bir dünyada, eşitsiz ilişki dinamikleri üzerine kurulu evliliği soğuk, sevgisiz, sıkıcı. İstediği köpeği seçip alması bile bir kriz sebebi olabiliyor, kocası Fred ile arasında neredeyse hiç iletişim yok. Arada kravatını bağlıyor, çoğunlukla “Hayır,” yanıtı aldığı sorular soruyor. Dorothy, yine bir gün radyo dinlerken kararlı ve net bir ses yayına ara verildiğini çünkü önemli bir duyurunun paylaşılması gerektiğini söylüyor. Jefferson Deniz Bilimleri Araştırma Enstitüsü’nden son derece tehlikeli bir yaratık, Canavar Adam Aquarius kaçmış!

Çok geçmeden, bir gün kızaran peynire zamanında yetişmek için hızla mutfağa girdiğinde karşısında buluyor bu devasa yeşil canavarı. Herhangi bir yerinde saç ya da kıl yok, kahverengi yeşil renkte, ayak ve elleri hafif perdeli olsa da aslında yapılı iri bir adamdan farksız. Aquarius enstitüdekilerin ona taktığı isim, aslında adı Larry, kereviz başta olmak üzere sebzeye bayılıyor, Dorothy’nin hep meşgul, pek meşgul kocasından farklı olarak dinlemeyi seviyor, sorular soruyor, bu dünyaya ait değil ve merak ettiği çok şey var. Üstelik çok kibar, içten gelen bir inceliği, iyiliği var bu yaratığın. Dorothy’nin genç kızlık zamanlarından beri hayalini kurduğu her şeyi de yapmayı çok seviyor: arabayla turlamayı, sahile gitmeyi, çimlerde el ele yürümeyi. 

İki farklı dünyanın kesişimi önce şaşkınlığı, devamında adım adım alışmayı ve kontrollü mutluluğu getiriyor, Dorothy, çocuğunun kaybından beri ilk kez bu kadar iyi hissediyor. Larry için de bu kesişme çok güzel, sadistik işkencelerin ardından sığındığı bu yeni hayat ona ve yalnızlığına iyi geliyor. Bir noktaya kadar. “Yalnız hissediyor olmalısın,” diyor bir gün Dorothy. Larry, “Her şeyden çok. Açlıktan da çok. Açlık bile bazen geçiyor ama bu geçmiyor,” diye yanıtlıyor.

Larry’nin soruları da Dorothy’nin kabuğunu yavaş yavaş çatlatıyor.  

Çocukları sevmiyor değilim,” dedi. “Bir tane görmek isterdim. Onları televizyonda gördüm. İlginç olurdu. Bakmam için bana bir tane getirebilir misin?”

“Larry, canım,” dedi Dorothy, “sokak köşelerinde öyle başıboş dolaşmıyorlar ki. Bebekler insanlara aittir. Yalnız kaldıkları tek an, annelerinin alışveriş torbaları taşımaktan yorgun düşüp onları bebek arabalarına geri koydukları andır ki o da sadece birkaç saniye sürer. Bunlar şimdiye kadar duyduğum tek bebek kaçırma vakaları.” 

Larry bebeklerin neden çalındıklarını sorunca Dorothy’nin yanıtı “Çünkü kadınlar yalnız,” oluyor. 

Bir Yabancıya Yalnızlığı Anlatmak

Yalnızlığı, bu dünyanın yalnızlığını Larry’e anlatmak kolay olmuyor Dorothy için. Larry dünyayı ve gökyüzünü kucaklayacak gibi kollarını iki yana açıyor ve “Bütün bunlara sahipsin ve burada yaşıyorsun. Burası senin evin,” diyor. Dorothy "bütün bunların" paylaşacak biri olmadığında pek de işe yaramadığını anlatmaya çalışıyor Larry’e.

Elbette bu yalnız dünya, farklı olan için çok tehlikeli ve Larry gözlükler, şapkalar ve sandaletlerle her ne kadar saklanıp görünmez olmaya çalışsa da bir noktada dünyanın düzenini dengede tutma misyonunu kendiliklerinden benimsemiş bıçkın delikanlılarla, gönüllü dünya muhafızlarıyla karşılaşacak, Dorothy için de Larry için de her şey değişecek. Romanın sürprizini kaçırmayalım ve Ingalls’a dönelim. 

Belli Bir Akıma Hapsedilemeyen Yazar

Akademi ödülü alan Guillermo del Toro’nun The Shape of Water adlı filmini izleyen ve Bayan Caliban’ı çoktan okumuş okurların gözü jenerikte, bültenlerde ve Toro ile yapılan söyleşilerde Ingalls ismini aradı başlarda, ne de olsa çok benzer bir yaklaşım, neredeyse aynı izlek vardı bu filmde de. Enstitü, dev yeşil canavar, onunla iletişim kurmayı başaran yalnız bi kadın, korkunç bilim adamları... Toro’nun ilham kaynaklarından biri miydi roman, bilinmez ama bu tartışmaların en azından kitabın daha çok okura ulaşmasına yaramış olduğunu umalım. 

Ingalls karanlık ve oyuncu bir yazar. Toplumların örgütlenme biçimlerine, aile denen kuruma, evliliğe dair düşüncelerini 120 sayfalık bir novellada okuruna ustalıkla aktarıyor. Baskıcı aileyi, kocasını bekleme göreviyle lanetlenen eşi, kaybının yasını tutmasına bile izin verilmeyen kadını süssüz, pozsuz anlatıyor. Modern bir tragedya kaleme alıyor, okurunu heyecanlandırıyor, endişelendiriyor ve öyle bir noktaya getiriyor ki, rahatlamanın tek yolu tüm karakterlerin ölmesi, her şeyin yok olup bitmesi. Ingalls’la yapılan az sayıda röportajdan Ibsen’i ve Shakespeare’i iyi çalıştığını, çok sevdiğini biliyoruz, mitik öğeleri sıradan karakterler üzerinden anlatma becerisinde, aile tarafından öğütülen kadını betimleme gücünde klasiklerin büyük etkisi var. 

Jaguar ekibi, sitelerinde, yayınladıkları kitapların tanıtım bilgilerine yer vermekle kalmıyor, “Bu kitabı neden yayımladık?” açıklamalarıyla eserleriyle kurdukları ilişkiyi de okurla paylaşıyor. Bayan Caliban için şöyle bir açıklama yapmışlar:

“Rachel Ingalls'ın bu ünlü romanı genellikle kadın, toplumsal cinsiyet, evlilik, aşk vb. gibi konular üzerinden defalarca yorumlanmıştır. Bunun yanında Bayan Caliban adeta bir modern peri masalı. İnce bir melankolinin ve bize "üzülme yaratık, evet, bu dünyada sana yer yok ama bizlere de yok" dedirtecek kadar gerçekçi bir peri masalı. Aynı zamanda bu serimizin adının geldiği Fırtına'daki Caliban'a bir gönderme olması bizim için hoş bir rastlantı...”

Özge Çağlar Aksoy’un müthiş çevirisiyle, Berk Çetin’in tam yerinde eklediği notları, editörlüğüyle, Prospero Kitaplığı’nın beşinci kitabı Bayan Caliban raflarda. Fırtına’nın Caliban’ıyla karşılaşmak hoş bir rastlantı okur için de. Bir diğer akıl egzersizini de ana karakterin ismiyle yapalım: Oz’a sürüklenen Dorothy’nin Kansas’a dönmeye çalışması hikâyesiyle, kendine ve Larry’e şu koca dünyada bir ufacık yer bulamayan Dorothy’nin hikâyesi bir yerlerde kesişiyor mu? Eve dönmeye çalışan yalnızca Larry mi, yoksa Dorothy’nin Oz’u da gönüllü hapsedildiği o çok kutsanan evi ve evliliği mi? Yoksa zamansız kaybettiği, basit bir ameliyatın ters gitmesiyle ölen çocuğuna dönüş mü onun yolculuğu? Ingalls’in roman evreniyle tanışmayı geciktirmeyin.

Satın almak için tıklayınız.



Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın