GAIMAN'I OKURKEN ÇOCUK EDEBİYATI İÇİN DERTLENMEK

Ayşe Başçı

Her şeyden önce şunu belirteyim: Bu yazının amacı sadece Neil Gaiman’ın İthaki Yayınları’ndan çıkan Odd ve Ayaz Devleri adlı kitabı hakkında birkaç kelam etmek değil. amazon.com’da 8-12 yaş grubuna yönelik olduğu belirtilen bu kitabın Türkiye’de neden çocuk edebiyatı çerçevesinde sınıflandırılmadığına, Nors (İskandinav) mitolojisinin neden bu topraklarda pek fazla bilinmediğine, ülkemizde fantastik edebiyatın ve korku edebiyatının neden daha üst yaş gruplarına uygun görüldüğüne dair biraz fikir jimnastiği yapmaya da niyetliyim. 

Öncelikle kitaba kısaca bir göz atalım. Neil Gaiman, yetişkinler arasında çok popüler olan bir isim. Fakat Odd ve Ayaz Devleri çocuklar için yazdığı bir kitap. Damakta masalsı-gerçeklik tadı bırakan kitap, özellikle Shakespeare çevirileriyle tanıdığımız Emine Ayhan’ın Türkçesiyle son derece akıcı ve zevkli bir okuma süreci sunuyor. 

10 yaşındayken babasını bir deniz kazasında kaybeden küçük Viking Odd, daha sonra babasının asıl mesleği olan odunculuk ve oymacılıkla uğraşmaya başlıyor. Ağaç keserken geçirdiği bir kaza sonucu bir bacağının kemikleri tuzla buz olan ve bu nedenle de ancak bir değnek yardımıyla yürüyebilen Odd, 12 yaşına geldiğinde annesi, üvey babası ve onun çocuklarıyla aynı evde yaşamaktan sıkılıyor. Üstelik o yıl kış nedense hiç bitmiyor. Tıpkı bugünlerde, yaşadığımız sokağa çıkma yasakları nedeniyle pek çok kişiden duyduğumuz şikayetlerin benzerleri İskandinav topraklarında da görülüyor: “Köyde insanlar birbirinin sinirine dokunmaya başlamıştı artık. Tam dört aydır koca salonda oturup birbirlerinin suratına bakıyorlardı. Oynadıkları oyunlar sıkmaya, yaptıkları espriler tatsızlaşmaya başlamıştı. Dövüşleri karşıdakini incitmek içindi.” Ve bu duruma daha fazla dayanamayan Odd, evden ayrılıp babasının ormanın iç kısımlarındaki kulübesinde yaşamaya başlıyor. Yardıma ihtiyacı olan bir ayı, bir tilki ve bir kartalla karşılaşmasıyla birlikte hayatının seyri tümden değişen Odd, ayının aslında gök gürültüsü tanrısı Thor, tilkinin kurnazlık tanrısı Loki, kartalın ise tanrılar tanrısı Odin olduğunu öğreniyor. Ayaz Devleri'nin Asgard’ı işgal etmesiyle yurtlarından kovulan bu tanrılara yardım etmeye karar veriyor Odd. Ve böylece hep birlikte Asgard’a, yani İskandinav mitolojisinde tanrıların ülkesine gidiyorlar. Sakat bir çocuğun, kocaman devlerle mücadelesinde en büyük silahı ne olabilir? Elbette ki zekâ ve içtenlik. 

Aslında Odd biraz Keloğlan’ı anımsatıyor. Fiziksel olarak dezavantajlı, yoksul, kimsenin çok da ciddiye almadığı, hatta çoğu kişinin sinir olduğu bir çocuk. Fakat samimiyeti, pratik zekâsı ve biraz da şansının yaver gitmesiyle boyundan büyük işleri başarabiliyor. Ve her şey bittiğinde, kendini gerçekleştirmiş, olgunlaşmış, fiziksel olarak da büyümüş bir genç olarak evine dönüyor. Masalın döngüsü tamamlanıyor. 

Bir çocuk kitabı olan Odd ve Ayaz Devleri'nin neden İthaki Çocuk yerine İthaki Yayınları tarafından yayımlandığı, benim için bir soru işareti olarak duruyor. Elbette Neil Gaiman’ın genel okur kitlesinden ya da yayınevinin iç dinamiklerinden dolayı böyle bir seçim yapılmış olabilir. Ama aklıma takılan başka şeyler de var.

Örneğin Türkiye’deki çocuk edebiyatında fantastik öğelere ve korkuya bakış açısı epeydir kafamı kurcalayan bir konu. Halk anlatılarımızda devanaları, tepegözler, hayvanlar tarafından büyütülmüş çocuklar gibi pek çok fantastik öğenin bulunduğunu biliyoruz. Çeviri masallarda da Grimm Kardeşler gibi “karanlık üstatlarının" yaygın şekilde okunduğu aşikâr. Dahası, nesiller boyunca özellikle anneler ve büyükanneler çocukları “çingeneler”, cinler, devler, umacılarla korkutmuşken, fantastik çocuk edebiyatının geleneksel anlatılara kıyasla dışlanmasının bir sebebi olmalı. 

Doktora çalışmasını Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde yapan Hakan İskender’in 2016’da “Ana Dili Eğitimi Dergisi”nde yayımlanan ‘Korku Türünün Dünya Çocuk Edebiyatındaki Yeri ve Türk Çocuk Edebiyatında Yaygın Olmamasının Nedenleri’ başlıklı makalesinde, çocuk edebiyatındaki değişim süreci hakkında şunlar ifade ediliyor: “Günümüzde çocuklara seslendiği düşünülen masal gibi birtakım geleneksel edebiyat türleri, aslında yetişkin-çocuk ayrımının yapılmadığı, çocuğun yetişkinlerden ayrı bir enformasyona ihtiyaç duyduğunun düşünülmediği çağların ürünleriydi. Bu bakımdan değerlendirildiğinde, kimi zaman okurları dehşete düşüren korkutucu ögelerin yer aldığı bu öyküler, yetişkinlere yönelik olduğu kadar toplumların ortak tecrübelerinin çocuklara aktarılmasında da işlevsel olarak kullanılıyordu.” İskender’e göre, Aydınlanma Çağı’yla birlikte çocukların farklı bir toplumsal sınıf olarak ele alınmaya başlaması sonucunda daha didaktik, eğitim odaklı bir çocuk edebiyatına odaklanıldı. Romantizmle birlikte ise fantastik öğeler (orta sınıf ahlakına uygun şekilde yeniden yapılandırılmakla beraber) çocuk edebiyatındaki yerine tekrar kavuştu.  

Türkiye’de ise son yıllarda fantastik çocuk edebiyatında bazı gelişmeler kaydedilmekle birlikte, daha ziyade fabl gibi türlere ya da öğretici metinlere olan ilgi sürüyor. Bu ilgide daha ziyade ailelerin ve eğitimcilerin rol oynadığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Hakan İskender’in makalesinde de benzer bir önerme sunuluyor: “Çocukların serüven isteklerinin ve keşif arayışlarının önemli bir yer tuttuğu dünyayı tanıma süreçlerinde, karşılarındaki bilinmezliğin verdiği korkuyla yüzleşme onları heyecanlandırmaktadır. Tekşan, Acar ve Yiğit (2012)’in çocuk edebiyatı eserleri oluşturulurken çocukların görüş ve isteklerinin belirlenmesi amacıyla 9-12 yaş arasındaki çocuklarla beraber gerçekleştirdikleri araştırmada katılımcıların çocuk kitaplarında korku ögesine yer verilmesini talep ettikleri görülmüştür. Bu çalışmada, çocukların ‘Hayalinizdeki kitap nasıl olmalıdır?’ sorusuna yönelik olarak tasarladıkları kitapların başlıkları arasında ‘Okulda Hayaletler, Okulumuzun Hayaleti, Okul Hayaleti’ gibi isimlere rastlanmaktadır.” Dolayısıyla çocukların beklentileri ile ülkemizde sunulan kitaplar her noktada örtüşmüyor gibi görünüyor. 

Aklıma takılan bir başka konu ise genel anlamda mitolojinin, özelde ise İskandinav mitolojisinin çocuk dünyasından mümkün mertebe uzak tutulması. Çocuklara mitolojiyi ve mitolojik kahramanları anlatmaya yönelik çalışmalar son yıllarda biraz arttı. Yine de odak noktası daha ziyade Yunan mitolojisi. Elbette bu, Cumhuriyet öncesinden başlamış bir sürecin doğal sonucu. Tanzimat’la birlikte Batı’ya yönelen Osmanlı aydınlarının başlattığı Yunan ve Roma mitolojisi merakı, Cumhuriyet’in kuruluşunun hemen ardından gelen Tercüme Hareketi’yle daha da artarak sürüyor. Özellikle Batı Anadolu’nun Yunan mitolojisinin ayrılmaz bir parçası olmasının da etkisiyle bu kültür yaygınlaşırken, diğer uygarlıkların mitolojileri ise aynı ilgiyi göremiyor. Oysa aslında pek çok kadim uygarlığın efsaneleri çoğu zaman ortak bir dille konuşuyor, insanlığın ortak romanını yazıyor.

Bütün bunları bir arada düşününce, Odd ve Ayaz Devleri gibi kitapların çocuk edebiyatı kapsamında değerlendirilmesinin ve farklı medeniyetlerden çıkmış mitolojik ürünlerin ülkemizde daha yaygın şekilde sunulmasının çok değerli bir çaba olacağına inanıyorum. Keloğlan, Odd, Gretel ya da Ali Baba… Hepsinin ortak bir anlatısı, çocuklara hayat hakkında öğreteceği şeyler var. Birini ötekinden ayırt etmeden sunmak, “zamane çocuklarına" çok şey katacaktır. Bu arada, biz yetişkinler de birbirinden güzel bu hikâyelerin tadını çıkarma imkânı buluruz, fena mı olur?


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın