VAN GOGH’UN BEKLEYİŞİ

SANATIN TARİHİ


Celil Sadık

celilsadk02@gmail.com

Bugünlerde hepimiz evlerimizde bekliyoruz. Duvarlar üzerimize geliyor bazen. Ancak birtakım uğraşlar buluyoruz kendimize. Üretkenliğimizi artırmaya, bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bir zamanlar içinde bulunduğumuz bu durumu tecrübe edenlerden biri de sanat tarihinin en ünlü ressamlarındandı: Vincent Van Gogh.

Bir hastalıktan, bir pandemiden dolayı kapanmadı evine. Birini bekliyordu. Çok saygı duyduğu, düşüncelerini öğrenmek, sanatını paylaşmak istediği birini bekliyordu.

Vincent Van Gogh. Otoportre

Paris’te kardeşi Theo’nun yanında uzunca bir süre kalan ve burada çeşitli sanatçıların sanatını tanıyıp etkilenen Van Gogh, Paul Gauguin adındaki bir ressam ile tanıştı. Gauguin oldukça önemli ve ünlü bir ressamdı. Van Gogh kendisi ile Paul arasında bir bağ kuruyordu. İkisi de resme geç yaşta başlamışlardı. İkisi de 20’li yaşların sonundaydı ve resme yeni başlayan bu sanatçılar yaşadıkları dönemin akımlarından etkilenmiyorlardı. Onlar sonradan girdikleri bu dünyayı sallamak, sanatlarının gücü ile herkesin beğenisini toplamak istiyorlardı. Paul bunu başarmıştı. Bu sebeple Van Gogh’a ilham veriyordu. 

Paris’te bir sergi sırasında Gauguin, Van Gogh’un yanına yaklaştı ve üzerinde çalıştığı bir ayçiçekleri resmini beğendi. Bu Van Gogh için mükemmel bir an olmalıydı. Fikrine çok saygı duyduğu ve toplum tarafından kabul görmüş ünlü bir sanatçı olan Paul Gauguin onu övmüştü! Van Gogh’un da o dönemin popüler akımı olan empresyonizme yönelme gibi bir derdi yoktu. Özgün bir sanat anlayışı yaratmak istiyordu. Bu yüzden Paris’i terk ederek Arles’a yerleşti. Burada “Sarı Ev” adını verdiği bir eve yerleşti. Hayranı olduğu Gauguin’e bir mektup yazdı ve evine davet etti. Amacı burayı bir sanat evine dönüştürmekti. Sanatçıların beraber kalıp sanat eserleri ve fikirler üretebilecekleri bir yer olacaktı Sarı Ev.

Gauguin’in de saygı duyduğu biri olan Van Gogh’un ağabeyi Theo da Van Gogh’un ısrarları nedeniyle Gauguin’e bir mektup yazdı. Artık Van Gogh’un yapabileceği tek şey beklemekti. Ancak beklemeye dayanamıyordu. Gelmesini çok istediği misafiri için evi hazırlamaya başladı. Bu hazırlık süreci sanat tarihinin en önemli eserlerinden bazılarının doğmasına sebep oldu. 

Vincent Van Gogh, Arles’da Yatak Odası

Van Gogh, Gauguin’e bir şeyler göstermek istiyordu. İlk olarak ne kadar yetenekli bir ressam olduğunu gösterecekti. Misafirine ne kadar değer verdiğini de. “Arles’da Yatak Odası” adlı eseri de bu hazırlık sürecinde yaptığı resimlerden biridir. Bu resmin en önemli özelliklerinden biri Van Gogh’un nasıl bir hazırlık ve bekleyiş içinde olduğunu çok güzel yansıtmasıdır. Yatak odasının duvarlarına baktığımızda yine başka resimlerin olması dikkat çekici. “Kayalıklar ve Menekşe” adlı eserini de duvara asılmış halde resmetmiş. Ayrıca iki kişinin portresi de duvarda yer alıyor. Bunlardan biri Eugene Boch, diğeri ise Eugene Millet. 

Diğer bir önemli detay ise, resimde çoğu şeyin çift olmasıdır. Bekleyişin göstergesi de diyebiliriz. İki sandalye, iki yastık ya da duvardaki eserlerin ikili resmedilmesi gibi. Yani Gauguin’e sadece iyi bir ev sahipliği yapmak değil onunla iyi anlaşmak ve geçinmek istiyor. Arkadaşı olmak, sanat tarihi hakkında uzun süren konuşmalar yapmak istiyor. Bu yüzden de ortamın buna uygun ve hoş olması gerekiyor. 

Çoğu zaman evde bunaldığımızda ya da gelmesini çok istediğimiz birini evimizde oturmuş beklerken kullandığımız; “Duvarlar üstüme üstüme geliyor” sözünün bir yansımasıdır denilebilir. Aslında bu, resim sanatı için devrimsel özellikler taşıyan Van Gogh eserlerinden biridir. Daha önce sanatçılar duygularını odalarının duvarlarıyla ya da içindeki basit eşyalarla anlatmaya çalışmamıştır. Bu Van Gogh farkıdır. 

Resim son derece renkli ve bu cümbüş, onun hakkında bir şey bilmeden resimlerine baktığımızda eğlenceli gözükebilir. Ancak bu renkler eğlence için değil boğucu etkiyi artırmak için güçlü kullanılmış. 

Van Gogh basit nesnelerle çok yoğun duyguları anlatabilen bir ressamdır. Bu resim de basit bir odanın resmedilişinden fazlasıdır. Van Gogh’un ruhunun, kafasının içinde bir odaya benzer. Hayali ve temsilidir. Duyguların bir yansımasıdır; gerçeklikten kopmuş bir adamın duyguları, kafası ve ruhu. Dikkat ederseniz odayı aydınlatan bir ışık unsuru yok. Pencere var ancak içeri ışık girmiyor. Eşyaların gölgeleri de yok. Dedim ya, Van Gogh artık gerçeklikten çok uzaklarda…

Neyse ki bu bekleyiş de geçici bir mutlu sonla bitiyor ve hayran olduğu ressam Gauguin, Sarı Ev’in kapısını çalıyor. Bir süre birlikte yaşıyorlar ancak özellikle resim sanatı konusunda anlaşamıyorlar. Sonunda bu anlaşmazlık büyük tartışmalara, hatta Van Gogh’un kulağının bir kısmını kesmesine neden oluyor. Çok geçmeden polis eve geliyor ve Van Gogh bir hastaneye yatırılıyor. Sarı Ev polisler tarafından kapatılıyor. Van Gogh’a şizofren tanısı konuyor. Sanatçı, aklında birtakım problemler olduğunu kabul ederek akıl hastanesine yatmayı kabul ediyor. Hastanede yapacağı resimler ise sanat tarihinde yeni bir dönemi başlatarak her şeyi değiştiriyor… 


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın