GÖZETİM TOPLUMUNA KARŞI DİRENİŞ

Aynur Kulak

“Bize deniyor ki hapishaneler aşırı kalabalık.
Peki ama ya aşırı-hapsedilmiş olan halksa?”
Michel Foucalt

Gözetim toplumuna karşı direniş… 

Yok Şehir kitabı ile ilgili ilk gözüme çarpan tanım bu oldu. Zaman geçtikçe gitgide daha da fazla  gözetim toplumları hâline geldik diye düşündüm. Gözle görülmeyen bir virüsün tüm dünyayı sarmasıyla, dünyanın tüm kapıları birbirine kapanırken, insanlar yaşadıkları şehirlerden ellerini ayaklarını çekmek zorunda kaldı. Ölmemek adına kurallara uymayan olursa (maske takmamak, sokağa çıkma yasağını ihlal etmek gibi) gözetim toplumu tarafından cezalandırılma noktasına geldik, nihayet. Çünkü insansızken yok olma noktasına gelen şehirlerde yaşamanın bir adım sonrası ölüm artık. 

Bir Ricardo Piglia kitabı olan Yok Şehir fütürist bir polisiye. Bu şu demek; roman boyunca görünürde birey hikâyeleri anlatılıyor olsa da, dipteki asıl haraketlilik  toplumsal olaylar ve değişimler üzerine. Ricardo Piglia Arjantinli. Kendisi romanları ve öyküleri ile tanınsa da aynı zamanda  edebiyat eleştirmenliği de yapmış, Latin Amerika edebiyatı üzerine Princeton Üniversitesi’nde dersler vermiş bir akademisyen. Tüm bu bilgiler ışığında, Yok Şehir için fütürist polisiye ögeleri barındırmasının yanı sıra, toplumsal gözlemlerde bulunulmuş, toplum en ince hareketine kadar analiz edilmiş diyebilirim. 

Ricardo Piglia

Yok Şehir, Buenos Aires şehrinde yaşanan gizemli insan hikâyelerini bize aktarırken, bir gazetede muhabirlik yapan kahramanımız Junior’u ve peşine düştüğü Elena adlı bir kadını merkeze alıyor. Aslında bir makine, Elena’nın hafızasını kullanarak suç dosyalarını bir bir ortaya çıkarıyor. Junior ilk etapta neyin peşine düştüğünün çok farkında olmasa da, hikâye ilerledikçe Elena’nın hafızasını kullanan bir makinenin peşinde olduğunu anlıyor.  Bu durumda direkt olarak Elena’yı bulmanın daha doğru olacağını düşünüyor. Çünkü makinenin ortaya çıkardığı olaylar sanıldığından daha ciddi boyutlara ulaşıyor. Devletin işlediği suçlar ortaya saçılıyor. Toplumun en küçük birimi olan bireyler, bu gerçekten işlenmiş suçların bilgisine ulaşıyor. Toplumdaki huzursuzluk bir müddet sonra suç işleme oranlarını ikiye katlıyor. Hikâyelerin örümcek ağı gibi birbirine bağlı olduğu, makinenin anlattığı hikâyelerin yeraltına doğru iyice kaydığı noktada devlet, gidişatı durdurmak için makinenin peşine düşerken, kahramanımız Junior, Elena isimli gizemli kadının peşinde ne olacağı belirsiz tehlikeli bir yolculuğa çıkıyor.

Roman boyunca sadece gizemlerle dolu olaylar silsilesine, çeşitli suçlara, cinayetlere, suç örgütlerinin yapılanmasına ve desteklenmesine şahitlik etmiyoruz. Aynı zamanda bir coğrafyanın toplumsal hareketine ve tarihsel olaylarına da şahitlik ediyoruz. Piglia, geçmiş tarihinden dolayı sabıkalı olan toplumların yarattığı devlet yönetim biçiminin hiç de tesadüfi olmadığını anlatıyor bize aslında. Devlet, yeraltı, suç ve suç ortaklığı ekseninde cesaret gerektiren konular üzerine bir roman yazmakta hiçbir çekincesi olmayan Ricardo Piglia için, hafıza ve hatırlamak olguları çok önemli. Yok Şehir’in hikâyesini tamamen bu iki temel olgu üzerine kuran Piglia'nın polisiye anlatımın gizemini, tekinsizliğini ve fütürist öğelerini de eklediği roman boyunca heyecana kapılmamamız imkansız bir hâl alıyor.

Delidolu Yayınları’nın Güney Amerika romanları, Latin Edebiyatı seçkilerine bir göz atmanızı tavsiye ederim. Yok Şehir ile başlayabilirsiniz. Dünyaca tekinsiz ve belirsiz bir zaman diliminden geçerken, Yok Şehir sanki bu günler sezilerek yazılmış bir roman gibi. Ya da aslında şartlar değişiyor olmasına rağmen insanlar ve olaylar hiç değişmiyor gibi! Ne dersiniz?

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın