HAFIZASIZ İNSANIN ZAMAN TANIMAZ SUÇLARI

Yakın Gözlüğü

Burcu Aktaş                  

bu.aktas@gmail.com

Öyle bir şehir düşünün ki artık size hiçbir şey hatırlatmıyor. Aksine tek işlevi unutturmak. Orada yaşamaksa neredeyse bir intihar yöntemine dönüşmüş durumda. 

Jaklin Çelik bu şehri, İstanbul’u alıp Sarhoşların Perşembesi’nin ortasına koyuyor ve dönüşümünden etkilenenlerin hikâyesini özgün bir şekilde anlatıyor. Şehrin dönüşmesinin en büyük bedeli hayatların da dönüşmesi. Yazar, işte tam burayı okuru sarsan bir yalınlıkla anlatıyor. Her okuru ruhsal bir hırpalanmanın beklediğini söylemeliyim. 

Jaklin Çelik meselesini anlatırken “hafıza”yı kullanıyor. Bu roman için hafıza iki ucu keskin bir bıçak gibi adeta. Hafızasız olmak insanın ayağına en çok neyi dolar? Haysiyeti. 

Ya görünmezsin ya da görmezsin

Paçayı son anda araba altında kalmaktan kurtaran kör köpek Çelimsiz’le açılıyor Sarhoşların Perşembesi. Yazar, görünmezlik ve görmezlik üzerine sarsıcı bir giriş yapıyor romanına. Çelimsiz, bu memlekette yaşamayı akıllara getiriyor. Ya görünmezsin ya da görmezsin. 

Roman, Tarihî Yarımada’nın bir semtinde hatta oranın en işlek caddesinde geçiyor. 

Jaklin Çelik, bir konakta yaşayan beyefendi ve yardımcısının hikâyesine odaklanıyor. Evi ve saltanatı ele geçirmeye çalışan Yardımcı ile Alzheimer olan Beyefendi İstanbul’un can çekişişinin sureti oluyor. Böylelikle merhamet, hafıza ve haysiyet üzerine inanılmaz bir metin ortaya çıkıyor. Yazar, edebiyatımıza Beyefendi ile Yardımcı karakterini iliştirirken meselesini “içe batan bir kıymık” misali ele alıyor.

Sarhoşların Perşembesi,  karakterleriyle, karakterlerin birbiriyle kurduğu ilişkilerin işaret ettiği buz gibi gerçeklerle ve atmosferinin çarpıcılığıyla son dönemin en başarılı romanlarından. 

Duvarın iki tarafı

“İnsan yükünden dikişleri atan İstanbul”un betonlaşmasına katkısı olmuş müteahhit ve yardımcısının yaşadığı, eski İstanbul konaklarını anımsatan ev, romanın içinde dev bir anıt gibi. Jaklin Çelik, yoksulluğun çemberinden geçmiş ve geçmeye devam eden bir semtte varsıldan umut kırıntısı bekleyen karakterleri sayesinde nice soru sorduruyor. Her soru ya boğaza takılı kalıyor ya da kalbin orta yerine taş gibi oturuyor. 

Jaklin Çelik

Evin bahçesi ile caddeyi ayıran yüksek taş duvar romanın en önemli imgelerinden. Duvarın bir yanında içi tarihi eserlerle dolu, mahzeni dehlizlere açılan bir ev. Sakinleri Beyefendi ile Yardımcı. Diğer yanında ise; kör köpek Çelimsiz, duvarın dibinde ülkesine gitmek için para biriktiren göçmen Dilenci Kadın ve Karakuru. Bu göçmen çocuğa takılan ad bile ne çok şey ifade ediyor. Romanın karakterleri bu kadarla sınırlı değil: yüklü bir paraya tarihi hamamı tahvil etmek isteyen Hamamcı; sarhoşun, yoksulun kâbesi İşkembeci; bir zamanlar bambaşka bir hayatı olan Berduş... Onlar bu semtin kaldırım taşları gibiler. “Birbirlerinin dilini anlamıyorlardı ama yoksulluğun işaret dilini az çok biliyordu burada yaşayan herkes. Bu dili anlamak merhametin kapılarını sonsuza dek açmıyor olsa da muhtemel tehlikelerin sinyallerini algılamak adına önemliydi.”

Sarhoşların Perşembesi’nin roman kişileri adeta bir takım gibi. Birini bile romandan çıkarsanız Jaklin Çelik’in anlatmak istediklerinde boşluk olur. Yazarın, karakterlerinden dokuduğu bu ağ, romanın derdini iyice pekiştiriyor. Özellikle Beyefendi ile Yardımcı arasındaki ilişki günümüzdeki birçok ilişki biçimine ışık tutuyor. Farklı sosyoekonomik statüdeki iki kişi kimi zaman aynı zalimlikte birleşiyor. 

Yazar, roman boyunca hafıza yada hafızasızlığı iki şekilde okurun karşısına çıkarıyor. Alzheimer ve sarhoşluk. Jaklin Çelik, karakterleri üzerinden hafıza ile haysiyeti birbirine bağlayarak ele alıyor. Tıpkı Berduş’un dediği gibi: “Haysiyetin hatırlamakla bir ilgisi olmalı...”

Çelik’in yarattığı atmosferden de mutlaka bahsetmek gerek. Yitip giden insanlar ve yitip giden bir İstanbul anlatısında mekân olarak Tarihî Yarımada’nın seçilmesi ne kadar isabetli. “Tarihî Yarımada’ya inen gece, insanları İstanbul’un diğer semtlerine benzemeyen bir karanlıkla sarmalıyordu. Sahil kenarında demini denize vermiş ayyaşlar ve kaburgaları kayalıkların hırçın yüzünden merhamet dilenen meczuplar, sönmüş yeleklerin içinde suyun şişirdiği mültecilerin dalgakırana vuran bedenlerinden çıkan tok sesleri naralarıyla karşılıyorlardı.” 

Sarhoşların Perşembesi, her ayrıntısında görünmezleri, görmezleri ve şehri bir anda mahvetmediğimizi yüzümüze çarpıyor. Okurun payına düşen ise “… eski ve yeni şehrin zaman tanımaz suçlarına ev sahipliği” yapan surların dibinde, elinde kitabı uzun bir süre kalakalmak hatta yüzleşmek oluyor.

Satın almak için tıklayınız.



Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın