İNSAN OLMANIN ANLAMI

Yazı Cadısı

Aslı Tohumcu

Bazı kitaplar zamanını bekliyor galiba. Georges Saunders’in, 2015 yılında yayınlandığında alıp kitaplığıma yerleştirdiğim ve okumayı sürekli ertelediğim İkna Ulusu gibi. Kitaplıktan neyi çeksem odaklanamaz, bir yandan da başladığım yeni romanın, bu salgın sürecinin ardından kime ne anlatacağını, salgın ertesinde edebiyatın ele alacağı temaların ne yönde değişeceğini gece gündüz sorgularken, İkna Ulusu hem okuyucu hem yazar olarak imdadıma yetişti. 

İkna Ulusu, insan olmanın anlamını, kendi yolumuzdan başka, bize çizilmiş bir yolu seçmemiz için her tür baskı ve hileye başvuran bir dünya düzeni içinde insan kalmanın ne kadar zor ve bir o kadar da gerekli olduğunu anlatıyor diyebilirim özetle. George Saunders’in insanı hayret, üzüntü ve kalp kırıklığı arasında savuran öyküleri, bu İkna Ulusu’nda yaşamadığımız için sevinmekle, İkna Ulusu’nun temellerinin çoktan atıldığını görerek kaygılanmak arasında  bir yerde bırakıyor okuyanı.

İnsanların dürtü ve motivasyonlarının yeni dünya düzenini belirleyen devasa holdinglerce yönetildiği, distopik bir gelecekte geçen bu öykülerde Saunders, karakterlerinin bu manipülasyona nasıl teslim olduklarını dahice anlatıyor. Bu apaçık, bugünün tüketim toplumunu kat kat aşan bir manipülasyon, geleceğin korkutucu ayak sesleri aynı zamanda. İkna Ulusu’nu okuduktan sonra reklamlara ya da popüler kültürün herhangi bir öğesine aynı gözle bakacak okuyucu çıkacağını düşünemiyor insan.

Yaşadığımız dönemin katı gerçeklerinden yola çıkarak, yeni bir Cesur Yeni Dünya kuruyor Saunders İkna Ulusu’ndaki öykülerinde. Birbirlerinden bağımsız görünseler de, bir araya geldiklerinde büyük, karanlık ve korkutucu bir resmi ortaya çıkaran öyküler bunlar. Saunders’in, agulama çağındaki bebekleriyle iletişim kurmak için onlara dijital maskeler alarak onları bilgisayar zoruyla konuşturan ve hep bir üst modele geçerek komşularını kıskandıran ebeveynleri; ailelerinden koparılıp bir eğitim kampına kapatılan ve sadece reklam sloganlarıyla konuşabilen Trend Belirleyicileri ve Lezzet Yaratıcıları; Everly Şeritleri’ne bastıkları ayakkabıları aracılığıyla reklam bombardımanına maruz kalmadan yürüyemeyen ve reklamlardan yeterince faydalanmazsa bunun cezasını mutlaka çeken yurttaşları bize tek bir şey söylüyor: Yeni çağın tanrısı reklamlar ve tüketim olacak ve bu tanrıya tapınmaktan sadece kendine karşı dürüst olanlar kurtulabilecek.

Ancak bu kurtuluşun fazla sürmeyeceğine dair işaretler de var İkna Ulusu’nda. Her gün aynı berbat sahneyi yaşayan kutup ayısının öyküsündeki gibi. Her gün bir iglodan bir paket Cheetos çalmaya kalkışan ve evine elinde cips paketi yerine kafasına saplanmış bir baltayla dönen, her gün bu acıyı baştan yaşamak zorunda kalan kutup ayısının, başka reklam figürlerinin de eşlik ettiği aydınlanışının bastırılışı, kendimize karşı ne kadar dürüst olursak olalım, düşmanın, olabilecek en vahşi silahlarla üzerimize gelmeyi sürdüreceğinin altını çiziyor. Geriye kendimize ve özellikle birbirimize, toplumun kırılgan kesimine nasıl davrandığımız sorusu kalıyor.

Yazıyı bitirmeden J.G. Ballard’ın Yakın Geleceğin Mitosları adlı öyküleriyle George Saunders’in bu kitabı arasında güzel bir akrabalık olduğunu da belirtmek isterim. Ballard sevip de Saunders’i henüz keşfetmemiş olanlara duyurulur. 

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın