YÜREĞE TAKILAN ÇELME: İNSAN SEVGİSİ

Yakın Gözlüğü

Burcu Aktaş                  

bu.aktas@gmail.com

Fareyi Öldürmek’in satırları arasından kucağımda Sabri’nin cansız bedeniyle çıkıyorum. Her okurun bu kitaptan, kollarında Sabri’nin cesediyle çıkacağına eminim. Çünkü bu bir İrfan Yalçın romanı. Çünkü İrfan Yalçın, okurun üzerine tıpkı bir sağanak gibi inen karakterlerin yazarı.

Edebiyatımızda bambaşka bir yeri olan, aynı zamanda son birkaç kuşağın tanımadığı bir yazar İrfan Yalçın. Duyguları tarif ediş biçimiyle, hayatın kıyısında duranları anlatışındaki çarpıcılıkla, toplumsal gerçeklerle ördüğü metinleriyle zihne çivilenen, kendine has bir edebiyatçı. Yaralı bireylerle başlayan romanlarının sonu mutlaka toplumsal gerçeklere çıkar. Sinemaya uyarlanmış, Devlet Tiyatroları’nda sahnelenmiş eserlerinin ve diğerlerinin yeniden okurla buluşturuluyor olması çok çok önemli.

İrfan Yalçın, ilk kez 1980 yılında yayımlanan Fareyi Öldürmek’te, küçük bir memur olan Sabri’nin ölümle sonuçlanan trajik hayatını anlatıyor. Zalimliğin, açlığın, sevgisizliğin ama en çok her şeye rağmen var olan sevginin romanı bu. Masumun ve katilin kim olduğu sorgusunun hiç bitmediği bir kurguyla akıp gidiyor.

Fareyi Öldürmek romanından uyarlanan İçimdeki İnsan filminden bir kare.

Yazar, ilk iş, Sabri’yi Çehov tipleri gibi hassasiyetten ve acıdan örüyor. Başkarakterinin daha gülümsemesini tarif ederken bile o gülümsemenin ardında nice yıkımların olduğunu hissettiriyor. “Gülümseme; ağzı, burnu, dişi, gözü, kaşı gibi başının bir organı olmuştu. Ne dersen gülümserdi. Acıma uyandıran, insanın yüreğini ezim ezim ezen bir gülümsemeydi bu.”  Selamını aldığı kişinin gözünün içine bakamayan, iyiliğinden şüphe edilmeyen, etrafındakilerin alaylarına maruz kalan, eşinden haftalık alan, yaz kış aynı pantolon ceketle dolaşan, pantolonu ayakkabılarının üstünde kıvrım kıvrım duran, ceketinin kolları parmaklarının ucuna varan, tüm insanlara hanımefendi, beyefendi diye hitap eden Sabri’yi biraz olsun tanıdıktan sonra olanları öğreniyor okur. “İnanılmaz olay bir nisan günü olmuştu. Bugünkü gibi aklımda hâlâ. Sabri, geleli daha üç gün olan şefini, kâğıtlar uçmasın diye üstlerine konan yuvarlak bir demirle komaya sokmuştu. Adam üç dört gün kendini bilmeden yatmış, sonra da ölüvermişti. Şaşmış kalmıştık hepimiz. Bir anlam verememiştik. Karıncayı incitmekten korkan Sabri, nasıl olur da insan öldürebilirdi?”

İrfan Yalçın, tüm bunları ilk yirmi sayfada anlatıyor. Okur, “Ne oldu da Sabri böyle bir şey yaptı?” sorusuyla meşgulken yazar, Sabri’yi tanıklıklarla anlatmaya başlıyor. Memur Sabri’nin daireden arkadaşları Hulusi ile Necla, karısı Şükran ve ağabeyi Murat’ın ağzından önce insanın diğer insana zulmünü sonra sabırla hayatı göğüsleyen Sabri’nin çocukluğundan itibaren yaşadıklarını okuyoruz. Fareyi Öldürmek, böylelikle “İnsan nedir?” meselesini didikleyen bir metne dönüşüyor. Pay alma kavgasında başı çekenlerden, çalakaşık saldıranlardan oluşan bir toplumun buz gibi gerçekleri ortaya çıkıyor. 

“Her şey gibi sevmek de bir zaman işidir”

Sabri’nin ağabeyi Murat’ın anlatıcı olduğu kısım, ölümün ve yoksulluğun anlatım biçimiyle akıldan çıkmayacak bir son bölüm. İrfan Yalçın, bir kez daha dilin edebiyattaki etkisini ders gibi gözler önüne seriyor. 

Eserlerinde “yazmadan duramayacağı gerçekleri” yazmayı tercih eden İrfan Yalçın’ın edebiyatının gücü de tam buradan geliyor. Gerçeklerin ifade ediliş biçiminden… Yaşamaya, aç kalmamaya çalışmaktan sevmeye zerre vakti olmayanları anlatırken, kurduğu tek bir cümleyle bireyin hikâyesini toplumsala çeviriveriyor mesela: “Her şey gibi sevmek de bir zaman işidir.” 

Fareyi Öldürmek, ardında rahatsız edici bir soru bırakıyor: “İnsanın katili kimdir?” Huzursuz olacaksanız da mutlaka Sabri’yle tanışın,  masumu da katili de sevgiyi de o anlatacak çünkü size.

“Babamın hasta davranışları öyle bir yoğurmuş, öyle bir çelikleştirmiştir ki onu, dertler, acılar işlemez olmuştu artık. Mermi gibi vızır vızır gelip geçiyor, tek çizik yapmıyorlardı üstünde. Dünyaya gülerek bakmasına engel olamıyorlardı. Ama şu var ki babamın kendisine taktığı çelmeyi her dakika, her saniye duymuştur bacaklarında Sabri! Ne yapsa ne etse kurtulamamıştır bu duygudan! Oldum olası düştü düşecek gibi yaşamıştır. Koskoca bir babanın bacak kadar oğluna taktığı bir çelmeydi çünkü bu! Yaşlandıkça ayaklarında büyüyen, aşılamayan, engel olunamayan bir çelme… Sabri’nin yüreğinde insan sevgisi olarak billurlaşan bir çelme…”

Satın almak için tıklayınız.



Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın