SAHİ, NERESİ GERÇEKTEN EV?

Üçüncü Günün Şafağı

Burcu Arman 


Son günlerde, dönem itibariyle, hepimiz evdeyiz (yani, umarım). Bu yüzden belki çoğumuz yıllardır alışık olmadığı rutinlerin dengesini kurmaya çalışıyor dört duvar arasında. Çoğu zaman iyi ki var denebilecek o dört duvar arasında. Ne o peki, ev mi? Gerçekten mi? Hiç eskimeyecek bir sorudur şu: “Gerçekten, ev neresiydi?”  Bunu çocuklara anlatmak… Şimdi, göçmen bir ailenin çocuğu olarak, alt metni biraz daha açacağım.

Yılanın Gizemi, öyle bir zamanda geldi ki önüme, aklımda farklı farklı soruların değişik zamanlarda birbiriyle savaşmasına neden oldu. Evde kalmak, evinin neresi olduğunu bilenler için fazlaca zor bir şey değil. Ama zihinlerde kalmak? İşte bu en korkutucusu bazılarımız için, kimileri içinse bu gerçek bir kaçış fırsatı. Ama nereye? Eğer kendinizi hem zihninize hem bedeninize hem de evinize ait hissediyorsanız şanslılardansınız. Yok, eğer öyle değilseniz, Kiran’sınız demektir. 

Çocukluğundan beri ailesinin prenses olarak gördüğü, her Cadılar Bayramı'nda ısrarla prenses kıyafetleri giymesini istedikleri Kiran’dan bahsediyorum. O mutlu mu? Hayır. Ne prenses olmaktan ne de doğum lekelerinden… Üstelik Sayantani Dasgupta, en başında ailelerle ilgili bir manifesto yazarak hepimizin bir dönem Kiran ile aynı hislere sahip olduğu gerçeğini listeliyor. Yani herkes hayatının bir döneminde evlatlık olduğunu düşünmüştür ya da ailesinin utanç kaynağı olduğunu. Peki Kiran gibi bir anda hepsinin (en azından bir kısmının gerçek olduğunu) öğrenseniz ne olurdu? 

Kiran on iki yaşına geldiği gün, eve geldiğinde ailesi yerine tuhaf mesaj içeren bir kutlama kartı bulur. Birkaç dakika sonra kapısında bir ifrit (Rakkhosh) ve ardından kardeş iki prens belirir ve kayıp aileyi bulma macerası başlar. Ailesinin hiçbir zaman diğer ailelere benzemediğini bilen veya bunu bir şekilde hisseden Kiran, kendini sümüklü ifritlerin, konuşan kuşların, prenslerin olduğu başka bir evrende bulur.

Hikâye bu ya, hayatı boyunca; “Bu şimdi ne işime yarayacak benim?” diye baktığı tüm öğretiler bu evrende işe yaramaya başlar. Dinlediği bir masal, öğrendiği bilmeceler, babasının komik bulmadığı şakaları bile. Ailesinin yıllar boyunca onu bugünlere hazırladığını da bu yolculukta fark eder Kiran. 

O yolculuğuna, maceralarına devam ettikçe bakış açısı da duyguları da genişler. O zamana kadar dikkat etmediği şeylere, başkalarının duygularına odaklanmaya başlar. Uzun lafın kısası, bu yolculuk yalnızca ailesini bulmak değil, aynı zamanda kendini bulmak üzerinedir. Prenses olmayı istemeyen bir prensesin öyküsü bu; üzerinde çocukluğundan beri taşıdığı doğum lekelerinden utanmayacağı bir dünyayı keşfetmenin masalı. 

Kiran, ait olmadığını hissettiği günümüz dünyasından ait olduğunu düşündüğü diğer boyuta geçtiğinde bazı soruların cevapları önüne serilse de tuhaf bir gerçek daha bekliyordur onu: “Diğer boyuttan gelen prenses” olmak. O, iki tarafın da gerçeği değildir. Peki o zaman evi neresi? Üzgünüm ama bunun cevabı için hikâyenin tamamını okumanız gerek. 

Dasgupta, Hindistan göçmeni ailenin kızı, yarattığı karakteri Kiran da öyle. Bengal halk masallarından çıkıp, Percy Jackson’a göz kırpan fanstastik bir dünya ile gerçeğin arasına oturtulmuş bir hikâye bu. Dolayısıyla isimlerin anlamlarından değişik yemeklere, belki daha önce hiç duymadığınız Tanrı isimlerine kadar keyifli bir Hint kültürü gezisi gibi.

Yılanın Gizemi, yalnızca göçmen ailelerin değil, kendini bulunduğu yere ait hissetmeyen herkesin hikâyesi. 

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın