ACI MATE, TESPİH AĞACI VE RAYLAR

Nazlı Berivan Ak

“Eskiden cuma veya cumartesileri sinemaya giderdik. Ardından da Pileta’ya dansa ya da şu kır danslarına. Ama bir süre önce işler değişti. ’58 senesinin, ’58’in Ekim ayının bir sabahı işler değişmeye başladı. On treni her zamanki gibi yavaş yavaş içeri giriyordu; lokomotiften siyah ve yoğun bir duman yayılıyor, değirmenlerdeki siloları örtüyordu. Birkaç dakika sonrasında bu trenden, ana peronda bir grup polis tarafından içtenlikle beklenen, Ramón Folcada ve yirmi sekiz yaşına yeni basmış, unutulmaz bacakları olan karısı La Negra Miranda inecekti.” 

Arjantin’in ıssız bir kasabasındayız. 

Klostrofobinizi tetikleyecek bir kasaba bu. 

Her kasabada olan şeyler oluyor burada da. Bu topraklara yeni gelen çift heyecanla karşılanıyor, hergelelerle yaşlı kurtların gizli savaşı sürüyor, cinayetler işleniyor. Hapse giren çıkanlar bitmiyor, hayatın doğalı bu. Suçluluk duygusuyla boğuşanlar küçük kasabaya sığamıyor, aldatıldığını düşünenler, bir itiraf, bir ipucu için köşelerde adam sıkıştırıyor. Her kasaba gibi sıradanın karanlığı var burada da. Sinemada oynayan filmler ise kasaba sakinlerinin hayat bilgisine değerli katkılar sunuyor. Kirk Douglas gibi trene binip gitmeyi kim istemez ki? Marilyn Monroe gibi kadınları? John Wayne gibi poz kesmeyi?

Böyle bir kasabanın hikâyesini 2008’de kaleme aldı Hernan Ronsino, Çınar Yayınları da geçtiğimiz yıllarda Türkçede yayımladı Glaxo’yu, Türkçesiyle Raydan Çıkan Trenler’i. 

Hernan Ransino

1975’te Arjantin’de doğan yazar, En Ciernes dergisinin kurucusu ve Carapachay dergisinin yayıncılarından. Kitapları Fransızca, Almanca ve İtalyanca gibi dillere çevrilen yazarın kısa öyküleri de çeşitli antolojilerde yayımlanmış. Latin Amerika’nın önde gelen yeni yazarlarından biri olarak gösterilen ve dört romanı, bir öykü derlemesi ve bir de anı kitabı bulunan Ronsino, aynı zamanda Buenos Aires Üniversitesi ile Latin Amerika Toplumsal Bilimler Fakültesi’nde ders veriyor. Kitabın çevirmeni Seda Ersavcı’yı ise İngilizce ve İspanyolcadan Türkçeye kazandırdığı kırkı aşkın kitaptan tanıyoruz. 

Hernan Ronsino’nun dört farklı anlatıcı ve dört farklı zaman kullanarak yazdığı, seksen sayfalık etkileyici bir novella Raydan Çıkan Trenler. Dört erkek ve her birinin hayatına değen, kasabaya gelmesiyle her şeyi dönüştüren bir kadın. 

Kirkus Review’da roman için “Kapalı perdelerin ardından gizlice cinayet mahallini gözetlemek gibi… Hep muallakta bırakmayı başaran bir atmosfere sahip,” yorumu yapılmış, kitabın ilk hissettirdiği bu: Okurken tanık oluyoruz, gözetlerken bilmemiz gerekenden fazlasını biliyoruz, karakterlerin birbirlerinden sakladıkları her şeye hâkimiz ve dört ayrı zamanda olanları biliyoruz. Bu yönüyle Ronsino’nun kurmacası, etkileyici bir metin deneyi. 

Karakterlerin doğallığı ve inandırıcılığı da altı çizilmesi gereken bir nokta; süsten, pozdan uzak bir anlatım tutturuyor yazar. “Kimi günler başkalarının nasıl öleceğini hayal etmeye koyuluyorum. Zira hepimiz şu veya bu şekilde öleceğiz. İşte bu şekilde, evin önündeki kaldırımda, Kulüp Bermejo’da oturur veya istasyonda paketleri gönderirken gözüme ilişen insanların ölümlerini hayal etmeye koyuluyorum. Birkaç yıldır tekerrür ediyor bu düşünce. Aklıma ilk kez Savoy’da izlediğim bir filmin ardından üşüştü. Ve şimdi kapıların ve pencerelerin boşluklarından içeri süzülen o toz misali, yeniden akın ediyor zihnime; o toz, ev temizlendikten sadece bir gün sonra mobilyaların, eşyaların üzerine tekrar yerleşiyor. Yine de bu fikrin durmaksızın kendini dayatmasının dikkatimi dağıttığını söyleyebilirim. Başta beni endişelendirdiyse de, biraz korkuttuysa da şimdi her geçen gün daha da barışığım bu düşünceyle, çünkü zihnimi boşaltıyor, dikkatimi dağıtıyor başkalarının ölümünü düşünmek.” 

Küçük kasabayı, sıkışmışlığı, hep aynı olan zamanı ve hayatı anlatan filmleri ve kitapları biliyoruz, Raydan Çıkan Trenler sıkışmışlık hâlini en iyi anlatan metinlerden biri olarak bu listelere girdi: “Buenos Aires benim için o zamana kadar aç bir hayvan gibiydi. Cumartesi günleri Savoy’da gösterilen filmlerdekilere, hani şu devasa canavarların sokaklarda gezindiği ve dikkatli olmadığın takdirde bir parçanı koparıverdiği filmlerdekilere benzer obur, tehlikeli bir hayvan; tam da böyle, vahşi bir hayvan tarafından yenmiş hayal ediyordum şehri; tren ilk bina kümelerinin yanından geçmeye ve boş araziler küçüldükçe küçülmeye başladığında La Negra Miranda’ya da söylediğim bu oldu.”

Bütün hayatı dönüştüren, üstelik böyle bir iddiası olup olmadığından bile emin olmadığımız Negra’nın, kadın karakterin, her anlatıcının kendi cephesinden anlatılmasını okumak çarpıcı. Her anlatıcıda değişiyor, dönüşüyor Negra, bir yandan da yapboz tamamlanıyor. “Negra bana Abasto’daki esmeri hatırlatıyor. Fiziksel benzerliklerinden dolayı değil de hâl tavır olarak. Bazen öğle uykusu vaktinde bunu fısıldıyorum kulağına. Negra’yla çıplak olmaktan daha güzel bir şey yok. Öğle uykusu vaktinde. Yazın. Ama herhangi bir öğle uykusu vaktinde. Yazın vantilatör çalışır ve panjurlar aralıkken daha iyi tabii. Ve sadece serin, temiz bir çarşafla örtülüyken üzerimiz. Dünyanın en güzel şeyi bu. Negra’nın bedenine sürtünmek. Bacaklarına dokunmak. Dışarıda cıvıldaşan kuşların sesi kulağımıza çalınırken. Alçak sesle konuşan çocukların sesi kulağımıza çalınırken. Ve koşarlarken sapanlarıyla, ceplerinde tespih ağaçlarının meyveleriyle.”

Raydan Çıkan Trenler, John Wayne gibi yürüyen, düellolara tutuşan, atlarla, değişen şehir ve zamanla kavga eden dört adamın ve kaderlerini dönüştüren bir kadının başrolünde olduğu, travmalarla yüklü bir suç öyküsü. Satır aralarında değişen zamana, değişen Arjantin’e dair de çok ipucu var. Son bir not, yazarın Ateş adlı romanı da geçtiğimiz günlerde Türkçede yayınlandı, Roza Hakmen çevirisiyle.  

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın