ESAS HARİTA KARANLIKTIR

Ziyaretçi

Yankı Enki

Samanta Schweblin, Mariana Enriquez ve Agustina Bazterrica gibi çağdaş Arjantin edebiyatının parlak yıldızlarından biri olan Pola Oloixarac, tıpkı bu andığımız isimlere benzer biçimde insanın içindeki karanlığı, modern hayatın acı verici tuhaf yanlarını, uygar dünyanın dehşete düşürücü, büyülü ve gerçekçi taraflarını ustaca işleyen yazarlardan biri. Pola Oloixarac’ın üslubu, her ne kadar bu Arjantinli yazarlarla ortak, o topraklara has bir karanlık anlatı zemini oluştursa da, yazarın bilimkurgu ve tuhaf kurguyu yan yana getirmesi bağlamında Jeff VanderMeer ve China Miéville gibi günümüzün önde gelen spekülatif edebiyat yazarlarını çağrıştırdığını da belirtebiliriz. Onların gerçeküstü cüretkârlığını paylaşan Oloixarac’ın politik söylemden ya da güncellikten uzak kalmaması da çağdaş fantastik kurgunun gereklerini yerine getirmesindeki başarıyı destekleyen unsurlar arasında yer alıyor. 

Pola Oloixarac

Bugüne kadar yayımlanmış üç romanı bulunan yazarın Türkçeye çevrilen ilk romanı olan Karanlık Takımyıldızlar, birbiriyle temas eden üç ayrı bölümden, üç ayrı zamana ait üç ayrı kahramanın anlatısından oluşuyor. Bunlardan birincisi, botanikçi Niklas Bruun’un bizi on dokuzuncu yüzyılın sonlarına götüren öyküsü. Aslında bir kısa öykü uzunluğunda olan bu ilk bölüm, kitabın geri kalanı için bir giriş inşa ediyor. İçinde kısmen postmodern kurgu oyunları da barındırıyor. 1800’lü yılların korku ve bilimkurgu öykülerindeki klişeleri alıp onları kitabın geri kalanında kullanılacak yapıtaşlarına dönüştürüyor. Daha somut örnek vermek gerekirse, “Kâşifler hiç uyumadan kraterin en yüksek noktasına vardıklarında gördükleri sarsıcı anıtları tarif ederler. Onları şekli şemali bozuk sfenkslerle kıyaslar, öte yandan bunun daha önce gördükleri hiçbir şeye benzemediğini kabul ederler. Bu insana benzeyen formlar, canavarsı bir tekrarın girizgâhıdır sadece; anıtların biri gözleri kapalı, uyur gibi görünen bir kafaya ekli sekiz insan ayağından ibarettir mesela…” gibi bir Lovecraft öyküsünden fırlamışçasına karşımıza dikilen satırlarla dolu kitabın bir noktasında aniden Philip K. Dick ya da siberpunk zihniyetinde bulabiliyoruz kendimizi. Bu bölümle roman, daha sonra biyolojik/teknolojik bir çerçeveye dönüşecek olan ekolojik bir dehşet öyküsüyle açılmış oluyor.

İkinci bölümde bir bilgisayar korsanı olan Cassio’nun öyküsüne geçiyoruz. Bu bölüm, kitabın en uzun kısmı, belki de zaman olarak artık yirminci yüzyıla girdiğimiz bu kısımdan kitabın omurgası olarak bahsetmek gerekir. Teknolojik yani yapay virüsler ile biyolojik ve canlı virüslerin yavaş yavaş birbirine yaklaşmaya başladığı bu bölümde, kitabın ilk bölümünde neden doğanın gizemlerinin peşine düşmüş bir kahramanın öyküsünü okuduğumuzu daha iyi kavrıyoruz, çünkü Cassio da teknolojinin gizemlerinin peşine düşen, orada gördüklerini insanlığı yağmalamak için kullanan bir bilim korsanı.

Üçüncü bölümün kahramanı bu kez bir kadın; bir biyolog olan ve önceki bölümde hayat hikâyesini okuduğumuz Cassio’yla birlikte Stromatolit şirketinde çalışacak olan Piera. Artık 2024 yılında olduğumuz bölümde Cassio, işlerin hangi noktaya vardığını Piera’ya anlatıyor ve böylece biz de hükümetin her vatandaşından dijital parmak izlerini nasıl topladığını, bunları Genetik Bakanlığı’nda nasıl biriktirdiğini ve ortaya çıkan DNA veritabanlarını nasıl kullandığını öğreniyoruz. Piera’nın bölümü hem gerçeküstü imgelemin zirveye çıktığı korkunç bir teknoloji evreni sunuyor hem de yazarın sesini, bakış açısını yansıtarak kitabın eleştirel mesajını barındırıyor.

Üç kahramanın da biyoloji ve teknolojiyle içli dışlı bir hayat sürmeleri ortak noktaları olmakla birlikte, üç bölümün de insanın karşısına bir “öteki” koyması dikkat çekiyor: Bitki ve insan, makine ve insan, devlet (hükümet, rejim, sistem, vs.) ve insan. Bu kümelerin arasında kalan karanlık bölgeyle ilgili bir roman bu: “Bu bölgenin hâkimi karanlıktır, işte bu yüzden yıldızları haritalarımızda yan yana düzenleriz: esas harita karanlıktır, zihinlerimizdeki boşluklarla doludur.”

Saliha Nilüfer’in İspanyolca aslından Türkçeye çevirdiği Karanlık Takımyıldızlar eklektik bir yapıya, girift bir atmosfere sahip. Pola Oloixarac hem kendi özel okurunu talep ediyor hem de özgün bir okuma tecrübesi arz ediyor. Romandaki tasvirlerden biri, adeta bu düşselliği sınırsız, boşluğu bol romanın kendisinin de tarifini ortaya koyuyor: “Ona doğrudan bakamıyoruz. Şeklini kendimizin çıkarması gerekiyor, karanlıkta gökyüzüne bakıp bazı şekiller hayal ettiğimiz gibi.”

Satın almak için tıklayınız.



Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın