ALBERT CAMUS'NÜN "VEBA"SINDAN NELER ÖĞRENDİK?

Ece Karaağaç

Albert Camus, en önemli ve en bilinen romanlarından biri olan Veba'yı 1947 yılında, henüz 34 yaşındayken yayımlamıştı. Fakat bu roman, Kara Ölüm olarak da bilinen ve 1347 - 1351 yılları arasında Avrupa'da büyük yıkıma yol açan veba salgınını değil, Cezayir'in Oran kentinde yaşanan, tümüyle kurgusal bir veba salgınını konu ediniyordu.

Camus, romanını yazarken günün birinde tüm dünyanın bir pandemiyle mücadele etmek zorunda kalacağını tahmin etmemiş olabilir, yine de Camus'nün Veba romanından öğrenecek çok şeyimiz var. İşte birkaçı:

Salgınlara –ister bir virüs olsun, isterse bir ideoloji– her zaman ihtiyatla yaklaşmak gerekir.

Veba'da olaylar Doktor Rieux'nün, esasen veba taşıyıcısı olan, ölü bir fare ile karşılaşmasıyla başlar. Ancak fareyi ilk gören kişi, apartmanın kapıcısı Michel, bu durumun ciddiyetini anlayamaz ve bunu daha ziyade münasebetsiz bir şaka olarak yorumlar ve pek ciddiye almaz. Ölü farelerin sayısı ve yaşanan korku günden güne artarken bile Oran halkı pek bir şey yapmaz, olup bitenden şikayet etmekten öteye gitmez. Fakat fareler, aralarında Michel'in de bulunduğu geniş bir kitleye, korkunç bir ölüm getirecektir.

Kimi zaman fikirlerin yayılma hızı virüslerinkinden bile fazladır.

Camus'nün Veba romanı İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından, 1947 yılında yayımlanmıştır. Camus'nün kendisi de pek çok çağdaşı gibi İkinci Dünya Savaşı'nı bizzat deneyimlemiş, Paris'in Naziler tarafından işgal edilişine şahit olmuştur. Veba'yı yazdığı sıralarda, bir yandan da Fransız Direnişi'nin yeraltı yayın organlarından biri olan Combat'ın yayın yönetmenliğini sürdürmüştür. Haliyle, kitapta Oran'ı saran veba salgını, Avrupa'yı saran Nazizm salgınıyla paralel olarak okunabilir.

Bir salgınla ancak biliminsanları öncülüğünde ve bilim yoluyla baş edilebilir.

Veba'da, salgın karşısında ikiye bölünen insanları görürüz. Bir kısım Doktor Rieux'nün temsil ettiği bilimselliğe güvenir ve onun yönlendirmelerine uyarken, bir kısım ise vebanın insanoğlunun günahlarına karşılık bir ceza olarak gönderildiğini söyleyen Rahip Paneloux'ya inanır ve dua etmek için katedrallere doluşarak insandan insana geçen bu hastalığın daha çok yayılmasına sebep olur. Böylece kitlesel ölümler de, ne yazık ki, hız kazanır.

İnsanoğlunu kurtarmak için uğraş veren biliminsanlarının sadece zamanlarından değil, en değerli şeylerinden de fedakârlık ettiğini unutmamak gerekir.

Veba salgını altında ezilen Oran kenti şehrin dış dünyayla bağlantısının kesilmesiyle kıtlığa ve çaresizliğe de mahkûm olur. Artık bütün beklenti Doktor Rieux'nün üzerinde yoğunlaşmıştır; herkes bu illet hastalığa deva olacak bir ilaç beklemektedir. Hastalıkla mücadele etmekten bitkin düşmüş olan Doktor Rieux sonunda herkese umut olan bir serum geliştirmeyi başarır ama bu sırada salgının başından beri göremediği sevgili karısını da veba sebebiyle yitirir.

Eğer şimdiye dek Veba'yı okumadıysanız, inanın, tam sırası! Şimdiden keyifli okumalar!

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın