KEMERLERİ BAĞLAYIN! GILEAD'A GERİ DÖNÜYORUZ!

Ece Karaağaç

Margaret Atwood'un Damızlık Kızın Öyküsü romanı, kuşkusuz yazıldığı çağın çok daha ötesine seslenen bir eser. Özellikle dünya genelinde yönetimlerin gittikçe totaliterleşmesi ve Donald Trump'ın Amerika Birleşik Devletleri başkanı seçilmesiyle birlikte, yapımcılar da Atwood'un romanındaki büyük potansiyeli görmüş olacak ki Damızlık Kızın Öyküsü bu kez bir televizyon dizisi olarak çıktı karşımıza. Bu sayede Atwood'un eserlerine duyulan genel ilgi bir anda arttı ve ülkemizde de uzun yıllardır baskısını bulmakta zorlandığımız Margaret Atwood romanları yeniden ve toplu olarak basıldı.

Bir edebiyat eserinden uyarlanan bir yapım, beraberinde birçok riski de getiriyor. Yazar ve yapımcının birlikteliği de nadiren mutlu bir birliktelik oluyor. Kimi zaman, Harry Potter örneğinde olduğu gibi, yazarın ipleri eline aldığına ve sınırlar çektiğine şahit oluyoruz kimi zamansa, Game of Thrones örneğinde olduğu gibi, yazarın hızı yapımın hızının gerisinde kalabiliyor ve genellikle beklentileri karşılamaktan aciz bir sonuç elde ediliyor. Fakat The Handmaid's Tale'de sonuç iki yönde de olmadı. Damızlık Kızın Öyküsü'nü okumuş olanların da bildiği üzere, yapım romanın ihtiva ettiği hikâyeyi aldı, tüketti ve esnetmeye başladı. Kahramanımız Offred'in (June adının dizide karaktere biçilen bir ad olduğunu ve yazarın romanı boyunca kahramanından Offred olarak söz ettiğini hatırlayalım.) belirsiz bir sona doğru yürümesiyle sona eren hikâye dizi yapımcılarının elinde bir başlangıca dönüştü ve June'un hikâyesi de tam olarak bu noktada başladı. Atwood'un Offred'i daha pasif ve kendini olayların gidişatına kaptırmışken June, kumandayı yavaş yavaş eline aldı ve bir tür savaşçıya dönüştü.

Bu durum, bir yazar açısından son derece rahatsız edici olabilir fakat belli ki Atwood için rahatsızlık ne kelime, ilham verici bile oldu! Zira yazar genişleyen hikâyesinden aldığı ilhamla yeni bir Gilead romanı yazmaya koyuldu: Ahitler. Atwood'a bir Booker Ödülü daha kazandıran roman geçtiğimiz günlerde Doğan Kitap etiketiyle Türkçede de yayımlandı. Ahitler birçok açıdan ilginç ve dikkate değer bir roman. Zira bu romanla birlikte edebiyat tarihi açısından oldukça yeni bir şeye rastlıyoruz: Bir yazar, senaryo yazarları tarafından genişletilen hikâyesini sahipleniyor ve onun üstüne yepyeni bir hikâye inşa ediyor. Ahitler açısından olan tam olarak da bu. Atwood yalnızca diziyi takip edenlerin anlamlandırabileceği detaylar üzerine kurduğu hikâyesiyle Gilead'in ve June'un muhtemel geleceğine ilişkin de bir sınır çiziyor ve yapımcılara belli ki bir mesaj veriyor. (Uyarmadan geçmeyelim, yazının bundan sonrası The Handmaid's Tale'i henüz izlememiş olanlar için ipucu içerebilir.)

Yalnızca diziyi takip edenlerin anlamlandırabileceği en mühim iki detay elbette Agnes ve Nicole isimleri. Damızlık Kızın Öyküsü'nün kahramanı Offred'in, Gilead'tan önceki hayatında evli olduğunu ve bir kızı olduğunu biliyorduk. The Handmaid's Tale'de bu kız çocuğunun annesinden koparıldıktan sonra bir Komutan ve eşine evlatlık verildiğini ve Hannah olan adının Agnes olarak değiştirildiğini öğrenmiştik. Yine benzer şekilde, Damızlık Kızın Öyküsü'nde bir "hamilelik ihtimaliyle" bıraktığımız Offred, The Handmaid's Tale'de bir kız çocuğu dünyaya getirmiş ve bu çocuğun adı da Nicole konmuştu. Nicole daha sonra birtakım yardımlarla Kanada'ya kaçırılmış, June ise büyük kızı Hannah'yı da kurtarmak için geride kalmıştı.

Ahitler'de, Damızlık Kızın Öyküsü'nde anlatılan yılların yaklaşık 14-15 yıl sonrasına uzanıyoruz ve bizi burada tanıdık bir isim karşılıyor: Lydia Teyze! Romanda iktidarın görüşlerinin dehşetli uygulayıcısı olarak karşımıza çıkan Lydia Teyze, dizide de sistemdeki rolünün hakkını vermiş fakat kimi anlarda gösterdiği anaç ve sevgi ihtiva eden tepkilerle de karakter yepyeni boyutlar kazanmıştı. Atwood, Lydia Teyze'nin kazandığı bu yeni boyutları benimsemekten de öte, epey sevmiş olacak ki Ahitler'deki üç mikrofondan birini ona layık görüyor ve karşımıza bambaşka bir Lydia Teyze çıkarıyor. Üç anlatıcı aksında akan hikâyenin diğer kahramanları ise Gilead standartlarına göre artık "evlilik çağına" gelmiş olan Agnes ve Kanada'da iki Mayday üyesini annesi ve babası bilerek büyümüş olan Daisy.

Yazar, romanın Agnes tarafından anlatılan kısımları boyunca, daha önce Damızlık Kızın Öyküsü'nde bir damızlık kızın gözlerinden gördüğümüz Gilead'ı bu kez görece ayrıcalıklı bir komutan kızının gözlerinden izletiyor bize ve sistemin, sınıf farkı gözetmeksizin, tüm kadınlar açısından nasıl da bir kapan olduğunu bir kez daha gösteriyor. Öte yandan, Lydia Teyze'nin ağzından sistemin maymuncukları olan ve diledikleri her kapıyı açmanın yolunu bilen Teyzeler'in bulundukları konuma nasıl geldiklerini de öğreniyoruz. Atwood'un tahayyülüne bakılacak olursa, Gilead Cumhuriyeti de, öyle ya da böyle, hâlâ ayakta ve yıkılması için içeriden, büyük bir sarsıntıya ihtiyacı var gibi görünüyor. Evet, doğru bildiniz. Gilead'a geri dönmemiz gerekiyor. Kemerlerinizi bağlayın ve sıkı tutunun, bu kez onu yıkmaya gidiyoruz!

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın