KADINLARIN CEBİNDEN DÖKÜLMESİ GEREKEN TAŞLAR

Aynur Kulak

Bir kadının kendi ülkesinde sömürge pozisyonuna düşmesi. Sonra kendi ülkesinde, coğrafyasında özgür olmadığı için sömürüldüğü ülkeye göç etmesi. Fakat yine de içsel dünyasında, kurtulmaya çalıştığı hiçbir şeyden kurtulamaması, özgürleşememesi. Bir insanın cebinde taşlar varsa —özellikle de bir kadın ise bu kişi— bu taşlardan kurtulamamasının, bu taşların onu sürekli, nereye giderse gitsin, ne yaparsa yapsın aşağı doğru hızla çekmesinin hikâyesi Cebimdeki Taşlar

Yıl, 2020. Kadınlar adına birtakım düzenlemeler yapılması dışında, temelde ve zihniyetlerde herhangi bir değişimin olmaması 1986, Cezayir doğumlu Kaouther Adimi’nin Cebimdeki Taşlar kitabını yazmasına sebebiyet verebiliyor hâlâ. Yadırgamalı mıyız? Hayır. Aksine, böyle bir çağda hâlâ, kadınlara bakış adına bir gelişme kat edilemediği için daha çok, daha çok ve daha çok yazmaya, çizmeye, söylemeye devam etmeliyiz. 

Delidolu Yayınları tarafından yayımlanan Cebimdeki Taşlar, tüm bu yazdıklarımı düşünmeme sebebiyet veriyor. Cezayir’den Fransa’ya göç edip orada yaşamaya başlayan Kaouther Adimi, romanında bir nevi kendi otobiyografisini kaleme alıyor. Çocukluğunu Fransa’nın Grenoble şehrine geçiren Adimi, 1996 yılında ailesiyle birlikte Cezayir’e döner. Fakat ülkesinde iç savaş vardır. Onun için şiddetten ve acılardan kaçmanın en iyi yolu yazmaktır. Cezayir Üniversitesi’nde Çağdaş Edebiyat ve Uluslararası İnsan Kaynakları Yönetimi eğitimi alan Adimi, Fransa Enstitüsü tarafından düzenlenen bir edebiyat yarışmasına katılır ve dikkat çeker. 2009 yılında ilk romanı L’envers Des Autres yayınlanır, bu romanla Le Prix De La Vocation ödülünü alan yazar, aynı yıl Paris’te yaşamaya başlar. Zenginliklerimiz adlı romanıyla 2017 ve 2018 yıllarında üç farklı ödül alır. 

Hikâye anlatıcımız Cezayir’li genç bir kadın olarak henüz otuz yaşına girmemiştir ve Paris’te yaşamaktadır.  Bu iki başkentin kültür farklılıkları ve anlayışları arasında kalan, bir kadın olarak yanını, yöresini ve ait olduğu yeri belirlemeye gayret gösterirken bocalayan ve zaman zaman ne yapacağını bilemez halde kendini yabancı sokaklarda yürürken bulan genç kadın kahramanımızın hayatındaki en belirgin kişi, tabii ki annesidir. 

Kız kardeşi evlenecektir ve annesi onu kız kardeşinin düğününe gelmesi için ararken, Cezayir’e temelli dönmesi konusunda ısrarcı davranmakta, henüz evlenmemiş olmasından dolayı da sürekli sitemde bulunup baskı uygulamaktadır. Çünkü genç kadın Paris’e yerleşip orada hayatını idame ettirmeye başladığından beri hayatında herhangi bir değişiklik olmamıştır. En azından bir sevgilisi, bir hayat arkadaşı yoktur ki zaten annesine göre eğer böyle bir durum söz konusu olursa vakit kaybetmeden hemen evlenmelidir. Ne de olsa 30 yaşındadır artık! Genç kadın annesiyle girdiği diyaloglarda ve sonrasındaki yorumlarıyla konuya mizah katmaya çalışsa da son derece bunalmış ve sıkılmış olduğu gerçeği ile yüz yüzedir artık. Söz konusu kadın olunca toplumun biçtiği süreler ve acımasızlığı (evlilik zamanı, çocuk yapma zamanı) aile fertlerinin de bu duruma önderlik ettiği hesaba katılınca bir tür köşeye sıkışmışlık hali gün gibi ortaya çıkar. 

“Delik cebimden aldığım küçük taşlarla oynuyordum. Bir bulut, bir taş. Amina’yı özlüyordum. Genelde eve dönüp onunla konuşabilmek için acele ederim. Bilgisayarımızın önünde saatler geçiririz. Sanal sohbetimize çoğunlukla başka arkadaşlar da katılır. Ve internetin büyüsü, uzakta olduğumuzu unutmamızı sağlar. İnsan yetişkin yaşında, yabancı bir şehirde gerçek arkadaşlar edinmez. Taşlar hariç. Bir de Clothilde.”

Bu paragraf, yaşanılan çağ veya kültür ne olursa olsun sadece kadınların içinden çıkamadıkları sorunlara değil, yalnızlık ve iletişim çağında iletişimsizliğin (ilk olarak aileyle, sonra toplumla) getirdiği soğukluğun sanal iletişim vasıtasıyla hafifletilmeye, hatta yer yer unutmaya götüren boşluğunu göstermesi açısından çok önemli. 

Cebimdeki Taşlar, Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway adlı kitabından bir alıntı ile başlıyor; biliyorsunuz, Woolf ceplerine taşlar doldurup evinin yakınındaki bir nehirde intihar etti. Sırf bu yüzden eteğimizdeki taşları sık sık dökmeliyiz. Kadına yönelik her tür toplumsal baskı ve şiddette sesimizi daha da yükseltip konuşmalı, aileden gelen baskı ve zorlamalara karşı kendi ayaklarımızın üzerinde durabilmeliyiz. 

Cebimizdeki taşlara teslim olamayız!

Kadına dair meselelerin göbeğinden gelen genç bir kadının kafa karışıklığı ve mücadelesini tarihe not düşen Cebimdeki Taşlar’ı okumanız dileğiyle… 

Satın almak için tıklayınız.



Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın