İSTEMSİZCE TEBESSÜM ETTİREN FİLMLER

Abbas Bozkurt

Daha önce hiç deneyimlemediğimiz, duygusal olarak nasıl baş edeceğimizi bilmediğimiz bir dönemden geçiyoruz. Zaten belirsizlikle malul bir çağda, bir anda çığ gibi biriken endişeler, yaşamı sürdürme kaygıları, gündelik hayatın altüst olması, hayallerin ertelenmesi ve bir mekâna kısılıp kalma duygusu küçümsenecek psikolojik süreçler değil. Böyle bir vakitte, kendi güvenliğimiz için gerekli tedbirleri aldıktan sonra yapılacak en güzel şey, kendimizi zinde, yaratıcı, kuvvetli hissettiğimiz alanlarda, kendi sesimizi dinleyerek evde bir şeyler üretmek. Üretmenin dışında, evde yapabileceğimiz ve bize bu süreçte duygusal olarak yardımcı olacak en iyi şey, bir şeyler okumak, izlemek, dinlemek elbette. Pek çok platformun bu dönemde içeriklerini online ortamda paylaştığını da düşünürsek, kağıt kalemi alıp bir liste yapmanızı ve listeye sadık kalarak günün belli saatlerini uzun süre ertelediğiniz filmleri izlemeye, kitapları okumaya ayırmanızı öneririz. 

Bize bu süreçte yaşama sevinci, bir şeyler eyleme kuvveti veren filmleri sizlerle paylaşmak istedik. Evlerde izole olsak da, izlediklerimizin bizde bıraktığı duyguları her zaman paylaşıp yayabiliriz.

The Party (1968)

Peter Sellers’ın mizahı herkese hitap etmeyebilir, ama bu unutulmaz komedi klasiğinin odadaki tüm kasveti dağıtan karşı konulmaz bir cazibesi var!

Before Üçlemesi (1995-203)

Richard Linklater’ın Before Sunrise ile anlatmaya başladığı âşıkların öyküsü her izlendiğinde insana yaşama sevinci verirken, hayata dair pek çok konuda Jesse ve Celine’in muhabbetine ortak olma hissini de tattırıyor.

Komşum Totoro (My Neighbor Totoro, 1988)

Hayao Miyazaki’nin doğayı gözeterek, sade, azla yetinen, endüstriyel toplumların hırsından ve tahribatından uzak yaşamayı salık veren her filmi bu dönemde insana iyi gelecektir. Studio Ghibli’nin pek çok animasyonunun Netflix’te gösterimde olduğunu da hatırlatalım.

Day for Night (1973)

François Truffaut’nun bir film çekimi sırasında yönetmenin karşılaştığı krizler ve duygusal patlamaları anlattığı bu muzip filmi, sinemanın mutfağına ve Fransız Yeni Dalga’sın neşesine dair çekilmiş güzel filmlerden.

Tiffany’de Kahvaltı (Breakfast At Tiffany’s, 1961)

Truman Capote’nin kısa romanından uyarlanan Tiffany’de Kahvaltı, sahne sahne durdurularak defalarca izlenebilecek klasiklerden. Audrey Hepburn ise filmin her anında ikonik!

Groundhog Day (1993)

Pek çoğumuz evde aynı günü tekrar ve tekrar yaşıyormuşuz gibi hissediyoruz karantina günlerinde. Peki bu durum, dönüp hayatımızın muhasebesini yapmak için nasıl bir işe yarayabilir? Cevabı bu 90’lar klasiğinde…

American Honey (2016)

ABD’nin unutulmuş bölgelerinde, hayatın spot ışıklarından çok uzaktaki bir grup gençle birlikte bizi yola çıkaran American Honey, her şehre merakla bakan bu gençlerin hayat enerjisi ve kavgacılığını izleyiciye de bulaştırıyor.

Little Miss Sunshine (2006)

Bir grup insanla birlikte yollara düşme hissi veren bir başka film de, tüm zamanların en sevimli “sorunlu aile”lerinden biriyle bizi tanıştıran bu bağımsız Amerikan filmi.

Büyük Budapeşte Oteli (The Grand Budapest Hotel, 2014)

Kapalı mekanlarda inzivaya çekildiğimiz bu günlerde, sinemada mekanı en yaratıcı şekilde kullanan yönetmenlerden Wes Anderson’ın hangi filmini izlerseniz izleyin iyi gelecektir! Onun yarattığı hayalî mekanlardan Büyük Budapeşte Oteli’ne buyrun!

Frances Ha (2012)

2000’lerin ruhunu en iyi anlatan filmlerden Frances Ha, hayata atılmanın, büyümek zorunda olmanın sancılarını olabilecek en coşkulu biçimde anlatıyor.

Boyhood (2014)

Mason adlı bir karakteri çocukluktan yetişkinliğe takip ettiğimiz bu Richard Linklater filminde, yaşamın farklı evrelerinde hissedilen duygulara, yaş almanın endişesi ve erdemlerine dair kendinizden pek çok şey bulabilirsiniz.

Grease (1978)

Temastan kaçındığımız bu günlerde, dans sahneleriyle kalp atışlarımızı hızlandıran klasik bir müzikal izlemenin tadını hiçbir şey veremez!

The Gold Rush (1925)

Bir Charlie Chaplin filmi izlemek için hiçbir vesileyi kaçırmamak gerek! Onun en iyi filmlerinden kabul edilen bu sessiz komedide, Altına Hücum günlerinde Alaska’dayız.

Sherlock Jr (1923)

Chaplin’den sonra sessiz dönem komedilerine damga vuran bir diğer isim olan Buster Keaton’ın buz gibi ifadesiz gözüken suratıyla attırabildiği kahkahalara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var!

Kutsal Direniş (Divine Intervention, 2002)

Filistinli yönetmen Elya Süleyman, insani olan her şeyin askıya alındığı zor koşullardan bile sivri bir mizah çıkarmak konusunda ders alabileceğimiz, zekice yapılmış mizahın savaş döneminde bile kıymetli olduğunu hatırlatan bir yönetmen.

Searching for Sugarman (2012)

Tek bir albüm çıkardıktan sonra hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolan Rodriguez’in öyküsü kadar, soundtrack’i de ilham verici ve zihinde tekrar tekrar dönüyor.

İnatçılar (Rams, 2015)

İzlanda’nın alabildiğine boş yeşil kırlarında geçen bu iddiasız film, 40 yıl boyunca inatları nedeniyle birbirilerine şefkat göstermeyi reddeden iki çiftçi kardeşin gözleri nemlendirirken tebessüm ettiren cinsten öyküsünü anlatıyor.

Ters Yüz (Inside Out, 2015)

Tüm zamanların en zekice animasyonlarından biri olan Ters Yüz ,duyguları karaktere büründürürken, mutluluk ve keder gibi duyguların birbirinden net biçimde ayrılamayacak kadar birbirine bağlı olduğunu da hatırlatıyor.

Ratatuy (Ratatouille, 2007)

Ünlü bir restorana dadanan bir farenin gurme bir aşçıya dönüşümünü izlemek kağıt üzerinde çok saçma gelebilir ama Ratatuy adlı bu animasyonu izlerken gastronomik ve sinemasal bir zevk almamak imkânsız!

Scott Pilgrim Dünyaya Karşı (Scott Pilgrim vs. the World, 2010)

Edgar Wright’ın her anı türlü oyunlarla dolu olan bu gürültücü ve taşkın grafik roman uyarlaması, video oyunlarının estetiğini sinemaya taşıma konusunda en iyi yapımlardan biri.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın