SEVGİ SOYSAL’LA BİR YOKUŞU TIRMANMAK

Yakın Gözlüğü

Burcu Aktaş                  

bu.aktas@gmail.com

Bir edebiyat yokuşu. Böyle tanımlanabilir Atilla Birkiye’nin yeni romanı Sevgi Soysal ile Son Röportaj. Yokuşun rutinindendir nefes nefese kalmak ya da eğimi azaltmak için "s" çizerek tırmanmak. Kimi zaman sonunda hayal kırıklığı vardır, kimi zaman tüm yorgunluğa değen güzellikler. Biriyle beraber tırmanıldığında dayanaktır eşlik eden, yalnız çıkılıyorsa iş başa düşmüştür. İnişte kendini salıvermek de rutindendir. Duygusu eşsizdir. Atilla Birkiye, âdeta edebiyattan bir yokuş oluşturduğu romanında tüm bu gerekleri bir bir yaşatıyor okura. 

Birkiye, Sevgi Soysal’ın son günlerini, o günlere tanıklık eden genç bir yazar adayı üzerinden anlatıyor. Dönemin edebiyat ortamını sunarken bir yandan da faşizme sürüklenen ülkeyi okura sürekli hissettiriyor. Genç yazar adayı dergileri, çeviriyi, yazıyı kendine sığınak bellerken okur da Sevgi Soysal ile Son Röportaj’ı kendi sığınağı yapıyor. Nasıl anlatmalı? Atilla Birkiye, bu kitabı okuyacak farklı farklı kuşaklara edebiyatın mutlu ve hüzünlü koca dünyasını hediye ediyor. Birkiye’nin romanında sunduğu edebiyat ortamına denk gelmiş olan kuşak hatıralarla, o dönemi ucundan yakalamış olanlar iyi ki demenin sevinciyle, o dönemi hiç bilmemiş olanlarsa geçmişin ve özenin yol göstericiliğiyle karşılaşacak. 

Edebiyat deryalarıyla buluşma

Roman, bir gencin edebiyat ortamına mütevazı girişiyle başlıyor. Genç yazar adayı, hocasının çeviri yaptığı dergiye, onun vesilesiyle, abonelere gidecek dergileri paketlemek, oranın havasını solumak için okuldan arta kalan vakitlerinde gidiyor. Birkiye’nin “Dergi” adıyla anacağı yer romanın önemli mekânlarından birine dönüşüyor. Burası aynı zamanda bir yayınevi. Dönemin edebiyatçılarının sıklıkla uğradığı Dergi’de, genç yazar adayı yazmayı, çevirinin inceliklerini Memet Ağbi dediği edebiyatçıdan öğreniyor. Edebiyat sohbetlerine kulak kabartarak yönünü çizmeye çalışıyor. Memet Ağbi, Memet Fuat’ın ta kendisi. Memet Fuat’tan sonra ağırlıklı olarak Selim İleri ve Asım Bezirci bir roman karakterine dönüşüyor. Genç yazar adayı, Dergi’de tanıştığı Melih Bey, Behçet Bey, Oktay Bey, Edip Bey gibi isimlerle orayı kendi için bir edebiyat okuluna çeviriyor. Geçen bu isimlerle edebiyatımızın en büyüklerinden bahsedildiğini hemen anlıyorsunuz.

Genç yazar adayının hayatına yön verecek olan şey ise Sevgi Soysal tutkusu. Tante Rosa’yla başlayan okuma süreci gitgide bir yazarı merkeze almaya dönüşüyor. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti için yazdığı yazının Dergi’de yayımlanışıyla heyecan verici olduğu kadar kırgınlıkla dolu günler başlıyor. Genç yazar adayı, Soysal’la Şafak romanı için röportaj yapmak üzere Ankara’ya gidiyor. Atilla Birkiye, hayran olduğu yazarın hastalığından habersiz gencin Sevgi Soysal’la buluşmasının ruhsal detaylarını, Soysal’ın evini müthiş anlatıyor. Sonrasında röportaj yayımlanmadan Dergi’nin kapanması, Sevgi Soysal’ın ölümünün yarattığı kırıklıklar ve içe kapanış, romanı bambaşka bir noktaya taşıyor. Atilla Birkiye acemiliğin, gençliğin, yazma tutkusunun heyecanını, hüznünü ve endişesini etkileyici bir şekilde iç içe geçiriyor. Genç yazar adayını, baharın geldiğini zannedip erken yeşeren dallar gibi çiziyor âdeta.

Atilla Birkiye’nin, Sevgi Soysal ile Son Röportaj’da peşine düştüğü önemli bir soru da var: Roman nedir? Bunun yanıtını hem dönemin edebiyat ortamındaki tartışmalarla, örneklerle hem de yazdığı bu romanla işaret ediyor. Bahsedilmesi gereken bir diğer konu, Atilla Birkiye’nin zaman kavramını kullanış biçimi. Yazar, romanın başkarakterinin belleğinin açılmasıyla dünü ve bugünü anlatıyor. 

Sevgi Soysal ile Son Röportaj, gerçekle kurmacanın mükemmel şekilde birleştiği bir örnek. Okur olmanın, yazmanın hazzını taşıyanların bir arada olduğu romanda incelikler, kırgınlıklar, terbiye, acemiliğe övgü, heves ve nitelik her köşeden çıkıyor insanın karşısına.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın