BİLDİKLERİNİZİ UNUTUN! AY FARESİ’NE KULAK VERİN!

Size anlatılan tüm o uzay masallarını unutun. Apollo 11’i boş verin gitsin; Kuzey Amerika göğünün, kanatları iki metreye yayılan kel kartalı Ay’ın yüzeyine konmadı, hepsi bir rüyaydı, bize yalan söylediler. Hayır hayır, hepsinin bir soğuk savaş aldatmacası olduğunu söylemiyorum, Armstrong gerçekti, Ay’a gitti, sadece o, bildiğimiz Armstrong değildi. 

Kafası karışanları Torben Kuhlmann’ın yazıp resimlediği Armstrong Maceraperest Farenin Ay’a Yolculuğu kitabını incelemeye davet edelim. Kahramanımız, meraklı bir fare. Sahnemizde kitap yığınları, eski eşyalar ve bir teleskop. Mercekten bakan minik fare gözlerinin karşısında parlak dolunay. Bu fare, diğerlerine benzemiyor. Diğerleri, hani Ay’ı peynirden; “bazen gouda peyniri gibi sarı, sonra camembert peyniri gibi beyaz ve hatta kimi zaman çedar peyniri gibi turuncu” sananlar. Onlar laftan anlamazlar. Bizim fare, Ay’ın taştan kocaman bir küre olduğunu, Güneş’in ışığının Ay’ı aydınlattığını istediği kadar söylesin dursun. Ancak dedik ya, bu fare farklı. Kafasına koyduğunu yapan tiplerden. Günün birinde kendisine yazılmış bir not bulur ve Smithsonian Müzesi’ne varır. Burada onu insan icadı muhteşem uçaklar karşılar, fakat bodrum kata inince notun sahibine de ulaşır. Aslına bakarsanız, tanıdık bir yüzdür bu: Uçan –ve artık ihtiyar– fare Lindbergh! Ardındaki gerçeklerin gizlendiği başka bir hikâyenin baş kahramanı.

Yaşlı fare, bizim minik fareye ufacık uçaklar, planörler ve daha birçok fare aracıyla dolu fare müzesini gezdirir. Meraklı faremiz heyecanlanır, eğer bir fare uçabiliyorsa neden Ay’a gidemesin ki? Böylece çalışmaya başlar, kütüphaneleri, üniversiteleri gezip dolaşır. İşe önce uzayda giyeceği kıyafeti tasarlamakla başlar. Ne de olsa çok çok uzaklardaki Ay’a ulaştığında onu güvenli ve sıcak tutacak bir giysiye ve tabii nefes almasına yetecek havaya ihtiyaç duyacaktır. Eh, bunun için mürekkep hokkasından daha iyi önerisi olan varsa önden buyursun. Kıyafet için alüminyum folyo ve tüm bunları denemek için de balıkların koyulduğu şu yuvarlak fanus yeterli olur. Bir de kendini Dünya’dan Ay’a nasıl fırlatacağını da çözebilirse bu iş tamamdır. Minik fare yine aklını kullanır, etraftaki insan eşyalarından kendine bir düzenek hazırlar ve üç, iki, bir! İlk deneme: Tam bir fiyasko.

Derken gökyüzünde beliren hava fişek ışıkları aklına yepyeni bir fikir getirir. Böylece yeniden işe koyulur, aklına koyduğunu yapan tiplerden olduğunu söylemiştik. Bir patene ateşleme düzeneği yerleştirir, fakat bu sefer de dev bir yangın çıkarır. Üstelik bu yaptığıyla dikkatleri de üzerine çeker, artık etrafta, çıkardığı yangından ve aşırıp durduğu eşyalardan haberdar olup peşine düşen insanlar vardır. Minik fare bir deneme daha yapar, zekâsı hayret vericidir. Nihayet “gümüş renkli konservelerden bir kule inşa eder, her konservenin kendi motoru vardır. Arka arkaya ateşlenecek ve en tepedeki mekiği daha önce ulaşılmamış yüksekliklere çıkaracaklardır.”

Böylece tam insanlar ve üzerine saldıkları köpekleri onu yakalayacakken minik fare, muhteşem bir uzay yolculuğuna atılıverir. Geride sadece yaptığı çizimler ve hesaplar kalır. İnsanların epey işine yarayacak bir keşiftir bu. Üç günün ardından minik fare, Ay’a ayak basar. Söylediği gibi, Ay peynirden falan değildir. Üzerinde hoplaya zıplaya hareket edilen koca bir taş yığınıdır işte. Diğerlerine göstermek üzere yanına bir taş alır, Ay’ın üzerinde küçük pati izleri ve kendi bayrağını bırakarak Dünya’ya geri döner. Dönüşte onu “Hoş geldin Ay faresi!” diye haykıran koca bir fare kalabalığı bekliyordur. İşte bir fare için küçük bir adım sayılacak bu gelişme, insanlık için büyük bir adıma dönüşür. Farenin geride bıraktığı çizimleri bulan insanlar kendi mekiklerini tasarlar ve o bilindik Ay’a çıkma hikâyesi de böyle meydana gelir. Neil Armstrong, Ay’a ilk ayak basan insan olur. Uyanık insanlar, olur da birileri duyar diye bizim fareye de Armstrong ismini verirler. Böylece ne zaman konu Ay’a yolculuğa gelse herkes aynı şeyi söyler: “Ay’a ilk çıkan Armstrong’du.”

Armstrong Maceraperest Farenin Ay’a Yolcuğu’nu hem yazan hem resimleyen Torben Kuhlmann, şu kıskançlık ve hayranlıkla karışık bakışlarımızla hedef aldığımız o muhteşem insanlardan. Kitap okurun önünde bir animasyon film gibi akıveriyor. Sahneler insan boyutlarında, ama ana karakter bir fare. Üstelik bildiğimiz, gri, uzun kuyruklu, bıyıklı, yani şu has be has farelerden. Elinde araba farıyla mekik yapmaya giden bir fare. Mürekkep hokkasıyla astronot başlığı yapan bir fare. Kâğıtlara notlar alan, hesaplamalar yapan, çalar saatin içine mendilden paraşüt düzeneği kuran bir fare. Tüm burun kıvırmalarım ve kibrimi koltuğumun altına sıkıştırıp kitabın eksik tarafını arayıp durdum; tamam, çizimleri muhteşem, ama hikâyesi kesin yavandır dedim. Olmadı, tüm renkleriyle, fikriyle, detaylarıyla muazzam bir çalışma. Su Akaydın’ın dilimize kazandırdığı bu eser, size Ay’a yolculuğun ardındaki asıl meseleyi anlatacak. 

Siz de bu kitabı açıp upuzun bir uzay yolculuğuna çıkabilirsiniz, gözünüze çarpan farklı eşyalarla kendi mekiğinizi tasarlayabilirsiniz. Hedefinize Satürn’ü koyup halkalarında buz pateni yapabilirsiniz. Tek yapmanız gereken, minik faremizden feyz almanız, sınırınız hayalleriniz. 

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın