NEDİM GÜRSEL: BABA BAK DENİZ’İ YAZARKEN BİR BAKIMA ÇOCUKLUK YILLARIMA DÖNMÜŞ OLDUM

Ece Karaağaç

@ecekaraagac

ece@ajanliterer.com

İlk gençliğinden bu yana kendini edebiyata vakfetmiş, edebiyat ile var olmuş bir isim Nedim Gürsel. Pek çok romanın yanı sıra gezi yazılarından anıya, öyküden denemeye pek çok türde eserler veren Gürsel, oldukça verimli bir kalem. Neredeyse 50 yıla yaklaşan yazarlık yolculuğu onu bugüne, küçük kızı Dilay'la ilgili anılarını kaleme aldığı 40. kitabı Baba Bak Deniz'e getirmiş. Nedim Gürsel'le son kitabı Baba Bak Deniz vesilesiyle bir araya geldik ve babalık kavramından çocuk olmanın değişen anlamına uzanan bir sohbet ettik.

Öncelikle yeni kitabınızı tebrik ederim. Baba Bak Deniz, yazın hayatınızın 40. kitabı ve 40 gerçekten dikkat çekici bir rakam. Neler hissediyorsunuz?

40 rakamı önemli, kutsallığı olan bir rakam. Hayatımın son yıllarında daha üretken olduğumu düşünüyorum. Daha gençken bu kadar üretken değildim ama edebiyatın her türünde ürün veren bir yazar olduğumu söyleyebilirim. Baba Bak Deniz 40. kitabım, bu kitapta küçük kızım Dilay’ın dünyasını anlatmaya çalıştım. Bir baba-kız hikâyesi diyebiliriz. Ama sonradan farkına vardım ki kendi babamla olan hikâyemi de anlatmışım meğer. Babalık sorunsalı üzerine düşünen bir anlatıcı var bu kitapta. Biraz iddialı olacak ama yeni bir tarz denemeye çalıştım. Otobiyografiyle kurguyu harmanlamaya çalıştım, içinde baba-kız ilişkisi izleğini sürdüren iki de öykü var. 

Aslında 40 kitap dile kolay, oldukça verimli bir yazarsınız. Bu verimliliğinizi neye borçlusunuz?

Belki de çok erken yazmaya başlamama borçluyum. Dokuz yaşındayken uyaklı kahramanlık şiirleri yazıyordum, onları saymıyorum. İlk öyküm Galatasaray Lisesi’nde yatılı öğrenciyken Yeni Ufuklar dergisinde yayımlandı. 16 yaşındaydım. 16 yaşından bu yana yazarlık uğraşını sürdürdüğümü söyleyebilirim. Çok erken bir yaş, ister istemez okur önünde bir evrim geçiriyorsunuz yazar olarak. Olgunluk çağına doğru bir evrim bu. Bir de tabii yalnızlığıma borçluyum. Baba Bak Deniz’de bir babalık ve aile izleği var ama ben geç baba oldum. Sorunuza doğrudan cevap vermek gerekirse; bu verimliliği uzun bekârlık yıllarıma borçluyum. Kafka da yazarlara bekârlığı önerir, biliyorsunuz.

Siz yalnızlıktan bahsedince benim de aklıma Çetin Altan’ın yazarlığı yalnız geçen bir çocuklukla bağdaştırması geldi. Kendisi de yatılı okulda okumuş biri. Siz de bildiğim kadarıyla Galatasaray Lisesi mezunusunuz. Bu yatılı okul tecrübesinin size ne gibi katkıları oldu?

Madem adını andınız, söyleyeyim; ben Çetin Altan’la ilk kez Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyken karşılaştım. O Çetin Abi’ydi bizim için. Okula bir konferans vermeye gelmişti. Akşam Gazetesi’nde Taş diye bir köşesi vardı Çetin Altan’ın, onu okurdum. Onu da böylece anmış olalım. Az evvel Kafka ve yalnızlıktan bahsettik ama çocukluk yıllarımda bir yalnızlıktan bahsedemem, oldukça dolu bir çocukluktu benimkisi. Yalnızlık duygusu daha sonra, delikanlılık yıllarımda gelişti diyebilirim. Ama çocukluk bir izlek olarak kitaplarımda önemli bir yer tuttu. Baba Bak Deniz’i yazarken de bir bakıma çocukluk yıllarıma dönmüş oldum. Babamı çocukken kaybettim. Babam Orhan Gürsel Fransızca öğretmeniydi, 38 yaşındayken bir trafik kazasında öldü. Bunun yol açtığı travma ve yalnızlık telafi edilemeyecek bir duyguydu. Baba Bak Deniz’de kızımla yaşadıklarımı anlatırken devreye kendi babam da, babalık figürü de girdi. 

Benim dikkatimi çeken şeylerden birisi de kızınızla İzmit’e yaptığınız bir tren yolculuğundan yola çıkarak babanızla yaptığınız tren yolculuklarını hatırlamanız; sizin de “Baba bak, deniz!” demek istediğiniz fakat onu rahatsız etmekten korktuğunuz bölümler çok hoşuma gitti açıkçası. Siz kendi çocukluğunuzla kızınızın çocukluğu arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Kızınızla olan ilişkinizde, kendi babanızla olan ilişkinize dair telafi ettiğiniz şeyler var mı?

Dört yaşından bu yana, ender de olsa, küçük kızım Dilay’ın büyümesine tanıklık edebildim. Daha dört yaşındayken dünyanın bütün güzelliklerini benimle paylaşmak istercesine, ısrarla ve emir kipiyle “Baba bak, şu! Baba bak, bu!” diyordu. Bir gün İzmir, İnciraltı’ndaydık ve “Baba bak, deniz!” dedi büyük bir sevinçle. Tuhaf bir rastlantı ama ben de ilk kez denizi gördüğümde Dilay’ın yaşında ve yine İnciraltı’ndaydım. O uçsuz bucaksız denizin getirdiği sevinci, coşkuyu hiç unutamadım. 

Ben babasız büyüdüm ama babam elinde olmayan sebeplerden ötürü yoktu hayatımda, ölmüştü. Dilay’ın durumu daha farklı. Ona her zaman mevcut bir baba olamadım. Hayatında mevcut olamadığım için bu kitabı yazdım. Belki biraz suçluluk duygusunun tetiklemesiyle yazıldı Baba Bak Deniz. Biraz da kendi babamı özlediğimi fark ettim.

Kitabın merkezinde Dilay var desek yalan olmaz. Baba olmak sizi ve kaleminizi nasıl etkiledi? Değişikliklere sebep oldu mu?

Açıkçası iyi bir baba olmak amacındaysanız yazarlığınızı mutlaka olumsuz etkiler. Çünkü hem iyi bir baba, hem iyi bir koca, hem iyi bir yazar olmaya çalışmak biraz fazla, zor bir iş. Ben iyi bir yazar olmayı seçtim. O yönde çaba gösterdim. Babalık sorumluluğunu elbette taşıyorum, iki kızımı da çok seviyorum. Ama bu kitabı yazdığım zaman anladım ki Dilay’ın babası olmak beni olumlu etkilemiş ki bu kitabı yazabildim. 

Kitapta aynı zamanda Dilay’ın ölüm, cennet, cehennem gibi soyut kavramlar üzerine kavrayışlarına da yer vermişsiniz. Bu kitap özelinde, çocukların kavrayışlarına olan bu ilginizin sebebi nedir?

Kitabımı bu kadar dikkatli okuduğunuz için teşekkür ederim. Sanıyorum kitabın en çarpıcı bölümleri bu bölümler. Ben çocukken Allah’ı çok merak ederdim, pek çok çocuk gibi. Benim Müslüman bir çocukluğum oldu. Adını taşıdığım Nedim dedem inançlı bir Müslümandı. Beni camiye götürürdü, Kuran’ı iyi bilirdi, Arapçası çok iyiydi. Allah’ın Kızları romanımı yazarken o günlere dönmüştüm. İnancı sorguluyordum o romanda. Çocuklukta da inanç sorgulanıyor ama tabii dinler tarihini ya peygamberlerin hayatını bilmeden, kulaktan dolma bilgilerle, hoş ve naif bir sorgulama. Dilay da o süreçte. Bir baba olarak “Allah nerede?” sorusuna çeşitli yanıtlar vermek mümkün. “Gökyüzünde,” diyebilirsiniz. “Ben nereden bileyim?” diyebilirsiniz. Ya da “Hiçbir yerde,” diyebilirsiniz. Bu zor bir durum. Kitapta bu duruma da bir çözüm aradım. 

40. kitabını yayımlamış bir yazar olarak, genç yazarlara ya da yazar adaylarına bir öneriniz olur mu?

Bugüne dek olmadı. Çünkü ben şöyle düşünüyorum; kelin merhemi olsa kendi başına sürer, değil mi? Evet, 40 kitap yazdım, kitaplarım yabancı dillere çevrildi, ödüller aldım. Ama bu bana gençlere bir öğüt verme yetkisi veriyor mu, o tartışılır. Şöyle yapın, böyle yapın demek istemiyorum. Ama en azından şunu söyleyeyim: Okumak da yazmanın bir parçası. Başkalarının ne yaptığını görmeden edebiyat alanında yol almak güç. Bunu yapmadan da yol almış yazarlar var ama onlar ender. Başka yazarları çok okumalarını ve biat kültüründen uzak durmalarını tavsiye edebilirim. Yaratıcı etkinlik yenilik gerektirir. Yenilik için de özgürlük gerekir. Özgürlüğün olmadığı yerde yaratıcılık da olmaz. 

Peki sizin yazarlık yolculuğunuz boyunca yol gösterici olarak gördüğünüz yazarlar var mı?

Tabii, birden fazla. Ben öykü yazarak başladım yazarlık uğraşına. Beni en fazla etkileyen öykücü Sait Faik olmuştur. Fransız edebiyatıyla çok içli dışlı oldum. Fransız Edebiyatı eğitimi gördüm. Karşılaştırmalı Edebiyat doktorası yaptım Nazım Hikmet ve Aragon üzerine. Yazarlık uğraşımın bir döneminde Nazım Hikmet’in de etkisi olmuştur. Galatasaray Lisesi yıllarında keşfettiğim Charles Baudelaire’in şiiri beni çok etkiledi, hâlâ en sevdiğim şairlerdendir. Başka adlar da sayabilirim tabii, doğal bir şey yazarların birbirinden etkilenmesi. 

Peki 40 kitaba ulaşan yazarlık yolculuğunuzun sonunda, geldiğiniz noktada kendinizi arzu ettiğiniz edebi olgunluğa ulaşmış görüyor musunuz?

Hayır, çünkü her zaman “Daha iyisini yapabilirdim,” duygusu içinde oluyorum. Son kitabım her zaman ilk aşkım oluyor. Baba Bak Deniz benim en iyi kitabım, çünkü son kitabım, ilk aşkım. Kızım daha  bu yıl okuma yazma öğrenmeye başladı ama ileride “Bravo babişko, ne güzel kurmuşsun bu cümleyi,” derse kendimi arzu ettiğim başarıya ulaşmış sayarım. 


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın