BEYNELMİLEL BOOKER ÖDÜLÜ’NDE YAYINCILARIN KEFESİNE DÜŞENLER

Dünyanın Yazısı

Mert Tanaydın

mert.tanaydin@gmail.com

Son yıllarda Britanya’da verilen edebiyat ödüllerine yönelik ilgimizi, hem yayıncılar hem de okurlar açısından, sanırım en fazla Booker Ödülleri'ne yöneltiyoruz: İngilizce yazılan kurmaca yapıtlarına verilen ödülün yanı sıra bir süredir İngilizceye çevrilen ve İngiliz yayın alanında yayımlanan kurmaca yapıtlarına da veriliyor bu ödül, Beynelmilel (International) Booker olarak. Her yıl en az bir kere bu ve türevi ödüller hakkında yazıyorum; ödülleri nasıl işaret fişekleri olarak kullandığımı yazıyorum ama her yıl hem bu fişeklerin maliyeti artıyor hem de bu fişeklerin aydınlattıkları çeşitleniyor: İlk başlarda sadece yapıtları ya da yazarları okurlara ve yayıncılara gösteren Booker Ödülü, iletişim imkânlarının genişleyip yayıncılığın her unsurunun bir bakıma kendisi adına konuşabilme, kendisini dijital ansiklopedilerde tanıtabilme imkânını bulmasıyla, adayların geniş geniş açıklandığı andan ödülün kazananlarının açıklanmasından sonraki haftalarda yankılarının alınmasına kadar pek çok açıdan göz atanları aydınlatabiliyor.

Mesela geçen sene Margaret Atwood ile Bernardine Evaristo arasında paylaştırılan Booker farklı tartışmalar yaratırken, en ilginç çıkışlardan biri ödülü son anda kaybedenlerden birinin, bin sayfayı aşkın tek cümlelik Ducks, Newburyport romanıyla kurmaca açısından önemli bir deneye girişen ve aslında Amerikalı olan Lucy Ellman’ın İngiliz yayıncısı, 2012’de kurulan küçük ve bağımsız yayınevi Galley Beggar Press’in ortaklarından Sam Jordison’ın, (öteki ortağı da eşi Eloise Millar) ödül gecesinde yaşadıkları hayal kırıklığıyla ilgili TLS’e yazdığı yazı bize Booker’larla ilgili ilginç bir bilgi de vermişti: Atwood ile Evaristo arasında paylaştırılan ödülün değeri 50.000 İngiliz Sterlini’ydi, ama küçük bir yayınevi olarak yazarlarının bu türden bir ödüle ulaşması için ellerinden geleni yaptıklarını belirten Jordison’ın satır arasında verdiği bir bilgiye göre, 13 adayın açıklandığı uzun listeden bir sonraki aşamaya geçmek için adayların yayıncılarının Booker Vakfı’na 5.000 İngiliz Sterlini (KDV ile birlikte 6.000) bağış yapmaları gerekiyormuş. Bir kitabın yayımlanmasının maliyetinin sadece telif, baskı, edisyon masrafları olmadığını, tanıtım ve dağıtım açısından da oldukça külfetli olduğunu biliyoruz artık; nispeten küçük bütçeli bir yayıncının, Booker ibarelerini de tanıtıma katmak için verdiği çabanın satışı artıran bir getirisi olmakla beraber, sadece artan talebi karşılamak için mecburen yöneleceği bir arz artışının bile yayıncının dengesini sarsacağına emin olabilirsiniz. 50.000 Sterlin ve artan satışların yazarını ve temsilcisini mutlu edeceği kesin, hatta adeta sınıf atlatacağını daha önceden Anna Burns ve Richard Flanagan örnekleriyle görmüştük. Peki bu getirinin karşı kefesinde, yayıncı açısından, yazar açısından, yapıt açısından, hatta çevirmen açısından ne bedeller ödendiğini zihnimizde canlandırabilmemiz mümkün mü?

Booker Vakfı ilk dönemler sadece Britanyalı yazarlara verdiği ödülün yanı sıra, dünya edebiyatından bir yazarı da ödüllendireceklerini açıkladıkları 2004 yılının hemen ardından, 2005’ten 2015’e kadar her iki senede bir açıklanan toplam altı yazara (İsmail Kadere, Chinua Achebe, Alice Munro, Philip Roth, Lydia Davis ve László Krasznahorkai) herhangi bir yapıtı özelinde olmadan, bu beynelmilel ödülü layık görmüştü. Yıllar içinde bizzat Booker Ödülü kural değiştirerek, İngilizce yazan herhangi bir yazarı, İngiliz yayın alanında yayımlanması şartıyla, Amerikalılar (ve hatta Elif Şafak) dahil pek çok ülkeden insana potansiyel olarak genişletince beynelmilel versiyonun çeviri ödülü olmasını tercih edildi ve 2016’da ilk defa Koreli Han Kang’ın Vejetaryen romanıyla birlikte hem yazara, hem de çevirmene paylaştırıldı 50.000 Sterlinlik ödül. İşin ilginci, bu ilk seçilen çeviri yapıt hemen çok ciddi bir tartışmayı da getirmişti: Yapıtın İngilizce çevirisinin Korece aslına sadakati konusunda şaibeler yaratacak genişlikte çevirmen tercihleriyle yapıldığı anlaşılmış, beynelmilel okurların zihnine belki de haklı şüpheler ekilmişti. Daha sonraki yıllarda David Grossman, sonradan Nobel Edebiyat Ödülü’yle de yükselişi kanıtlanacak Olga Tokarczuk ve son olarak Jokha Alharthi (aslında Ummanlı yazarın mutlaka dilimizde ismi daha farklı yazılacaktır, tıpkı bizim Elif Shafak demememiz gibi, ama tam şu anda bilemiyorum bu yazımın nasıl olacağını, kitapları bir gün dilimizde de yayımlanırsa öğreniriz) farklı yapıtlarıyla bu ödüle layık görüldü. Henüz, Jokha Alharthi hariç, bu ödülü kazanan tüm yazarlar ve yapıtlar ülkemizde de Booker yankılı ekstra ilgilere mahzar oldu denebilir; kimisi az kimisi çok tabii.

Yine de Booker gibi bir ödülün getirileri yayıncılara cazip geliyor olmalı ki, geçtiğimiz günlerde açıklanan Beynelmilel Booker aday listesinde yer alan 13 adayın yayıncılarından dokuzunun bağımsız ya da küçük yayıncı (Big 5 olarak adlandırılan Hachette, Macmillan, Penguin Random House, Simon & Schuster, Harper Collins bünyesindeki yayınevleri haricinde) olduğuyla ilgili özel haber bile yapıldı The Guardian’da. Hatta çıkarılan istatistiklere göre aday olan yapıtların bu büyük yayıncılardan yayımlanma oranı bir zamanlar %55 iken, son yıllarda %36’ya kadar düşmüş. Elbette bu bağımsız ya da küçük yayıncıların bazıları bizzat o büyük yayınevlerinde çalışanların ayrılarak kurduğu yayınevleri, bazıları da büyükler tarafından satın alınabiliyor istendiğinde. (Mesela şimdiki listede en çok tartışma yaratan adaylardan biri olan Güney Afrikalı Willem Anker’in Red Dog’unu yayımlayan Pushkin Press’in, zamanında Penguin’de çalışanların o büyük yapıdan ayrıldıktan sonra satın alındığını ya da Daniel Kehlmann’ın Tyll’ini yayımlayan Quercus’un sonradan Hachette grubuna girdiğini belirtmek yeter.) Bazı yayıncılar da iki-üç ülkede yayıncılık yapmalarına rağmen (Gürcü yazar Nino Haratischvili’nin Sekizinci Hayat romanını yayımlayan Scribe aslında Avusturalya kökenli bir yayınevi ve Avustralya, ABD ve Birleşik Krallık’ta her yıl 150’ye yakın kitap yayımlıyor veya İran’dan 2001’de Avusturalya’ya göç eden Shokoofeh/Şukufe Azar’ın, çevirmeninin adının verilmediği The Enlightenment of the Greengage Tree romanını yayımladıkları Europa Editions’ın Amerikan ve İngiliz şubelerinin yanı sıra kendi ülkelerindeki Edizioni E/O’nun sahibi İtalyan Ferri kardeşler bu konuda iki örnek) bağımsız sayılıyor. Jacques Testard tarafından 2014’teki kuruluşundan itibaren Mathias Énard, Olga Tokarczuk, Alejandro Zambra gibi bizim açımızdan da önem taşıyan pek çok yazarın romanını ve uzun denemesini basan Fitzcarraldo Editions iki adayın (Fernanda Melchor’un Hurricane Season ve Jon Fosse’nin The Other Name: Septology !-II) yayıncısı olarak dikkat çekerken, büyük yayıncı kapsamında Penguin Random House’a ait Harvill Secker, Enrique Vila-Matas’ın Mac and His Problem’iyle Yoko Ogawa’nın The Memory Police’iyle iki aday çıkaran bir başka yayınevi. Latin Amerikalı yazarların yapıtlarını basmak için Edinburgh’ta üç-dört sene önce kurulmuş Charco Press’in yapıtı Gabriela Cabezon Cámara’nın The Adventures of China Iron’ı ile her yıl üç kitabı özel bir seride basarak ilginç bir yayıncılık yapan küçük yayınevi Peirene Press’in Emmanuelle Pagano’dan Faces on the Tip’i açıklanan listedeki bana en bağımsız gelen işler. Ama Penguin Random House’un alt yayınevi olan William Hinemann’dan yayımlanan Michel Houellebecq’in Serotonin’ini ya da köklü Faber&Faber’den yayımlanan Marieke Lucas Rijnveld’in The Discomfort of Evening’ini bağımsız yayıncı işi olarak göremiyorum. Son olarak Samanta Schweblin’in Little Eyes’ını yayımlayan Oneworld’ü de eklemeli aday göstermiş boyutu nispeten küçük yayınevlerinin arasına. Bakalım, tüm bu adaylardan hangilerinin yayıncısı kitabını bir üst seviyeye geçirecek kadar maddi ve manevi efor sarf edecek.


Bir parantezi 50.000 Sterlini yazarıyla paylaşacak çevirmenler açısından açayım: Şukufe Azar’ın yapıtının Farsçadan çevirmeni her nedense anonim olarak gösteriliyor, diğer on iki kitaptan dördünün de iki çevirmeni var; İspanyolca’dan çeviri yapan Sophie Hughes hem Fernando Melchor’un yapıtını tek başına, hem de Vila-Matas’ın yapıtını Margaret Jull Costa ile birlikte İngilizceye aktararak listede iki adaylık alan tek isim oluyor. En çok çeviri İspanyolcadan dört yapıtla gerçekleşirken, Fransızca ve Almancadan ikişer, Hollandacadan, Norveççeden, Gürcüceden, Farsçadan ve sadece Güney Afrika’da daha çok beyazların kullandığı Afrikaancadan da birer çeviri söz konusu. Ödülün maddi dağılımı bakalım kaç çevirmeni sevindirecek.

Hamiş: Aslında Japon edebiyatından aday gösterilen Yoko Ogawa’nın değil de Yoko Tawada’nın dilimize Hüseyin Can Erkin tarafından çevrilen ve Siren tarafından yayımlanmış Tokyo’nun Son Çocukları adlı distopik romanı hakkında yazmak istiyordum uzun uzadıya, iklim ve sağlık koşulları radikal değişmiş ve siyasi ve ekonomik olarak içe kapanmış bir Japonya’nın potansiyel geleceğinin bir versiyonunu içeren bu yapıtı okurken bizim de mustarip olmaya başladığımız koşullarla ne kadar paralel olduğundan bahsedecektim ama hem Booker hakkında yazdıklarım fazla genişleyince, hem de reel koşullarımızda bir de distopik metinlerden dem vurarak moralleri daha fazla bozmamak adına, uzunca bir hamişle değinmekle yetineyim.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın