YAŞAYAN BİR EFSANE: MARGARET ATWOOD (II)

İlk romanını yazmaya ve yayımlatmaya uğraştığı yıllarda aşk da çalıyordu genç Margaret Atwood'un kapısını. 1962 sonbaharında, Harvard'da lisansüstü öğrencileri içim verilen bir seminerde, Jim Polk adından genç bir adamla tanıştı. Polk, 1961 yılında Montana, Miles City'den burslu bir öğrenci olarak Harvard'a gelmişti. İlk görüşte aşk değildi onlarınki. Aksine, ilk anda birbirlerine epey olumsuz duygular beslemişlerdi.

"Onu, orada burada görüyor ve ona uyuz oluyordum," diyordu Jim o günleri anımsarken. "Son derece akıllı görünüyordu ve bunun bilincindeydi. O zamanlar, çok tuhaf giyindiğini düşünüyordum. Kıvır kıvır saçları, kedi gözü gözlüğü ve sonradan törpülettirdiği sivri mi sivri bir dişi vardı. Sürekli fitilli kadifeden, pas rengi bir jile giyiyor ve hiç makyaj yapmıyordu; İngiliz Edebiyatı'ndan başka bir şeyle ilgilenmiyor gibiydi. Onu üniversite binasında teorilerini açıklarken dinleyip şöyle düşünüyordum: Bana göre değil."

Ama Polk'un bu pas rengi jileli, kıvır kıvır saçlı kadının ardında yatan gerçek Margaret'i tanıması uzun sürmeyecekti. Cin gibi zeki ve çok komik bir kadındı Margaret. İkili kısa zamanda arkadaş oldular. Beraber sık sık sinemaya gidiyorlardı. Devir, siyah beyaz filmlerin devriydi. Brattle Sineması'nda Fellini, Bergman ya da Truffaut izliyorlardı. Fakat bu sıralarda Margaret, hâlâ Toronto Üniversitesi'nde felsefe okurken tanıştığı Jay Ford ile nişanlıydı ve bu durum ikili arasında romantik bir ilişkiyi adeta imkansızlaştırıyordu. Bu yüzden Jim ve Margaret uzun süre sadece arkadaş olarak kaldılar. İkili uzun, gelgitli bir arkadaşlık döneminin ardından, 1968'de, sade bir törenle evlendi. Bu evlilik 1973 yılında sona erdi.

Margaret'in ömrünün büyük bir kısmını beraber geçireceği hayat arkadaşı Graeme Gibson ile tanıştığında henüz evliydi. Gibson da, Atwood gibi Kanadalı bir yazardı ve aralarındaki ilk kıvılcım Gibson'ın, Power Politics adlı şiir kitabı için Margaret'in fotoğrafını çekmekle görevlendirilmesiyle çaktı. Graeme, o gün Margaret'in saçlarının toplu olduğunu ve bir şapka taktığını hatırlıyordu. Sonunda, üç rulo film harcadıktan sonra, Margaret'e şapkayı çıkarmasını ve saçlarını fırçalamasını söylemiş, Margaret de söyleneni yapmıştı. Sonuçta ortaya büyüleyici bir fotoğraf çıkmıştı. "Kameraya bakarken olduğum yere mıhlanıp kaldım," diyordu Graeme o günü hatırlarken. "Objektifi direkt yüzün üzerine doğrulttuğunuzda bir samimiyet oluyor. Gözleri, saçları... Uzun bir süre o kameradan baktım. Kendimi tamamen ona kaptırmıştım."

Birbirlerine ilk ne zaman "bağlandıklarını" tam olarak hatırlamasalar da, 1972'nin sonbaharında artık sevgiliydiler. Fakat ilişkilerini açık bir biçimde yaşamaya henüz hazır değillerdi. İlişkileri başladığında Graeme otuzlarının sonundaydı ve her ne kadar istikrarlı bir beraberlikleri olmasa da, başka bir kadınla evliydi. Graeme ve Shirley Gibson, 1972'de, Margaret ve Jim ise 1973'te resmen boşandılar. 1973'ün sonbaharında, Margaret ve Graeme özel bir şey yaşadıklarını artık anlamışlardı. Her ne kadar asla resmi olarak evlenmeseler de, Graeme Margaret'in kalan ömrünü beraber geçireceği kişiydi.

Toronto'nun yaklaşık seksek kilometre kuzeyinde dört yüz dönümlük bir arazi satın aldılar ve buraya yerleştiler. Yaşadıkları ev 1840'larda yapılmış bir çiftlik eviydi. Graeme'in ilk evliliğinden olan iki oğlu da sık sık onları ziyaret ediyor, çiftliğin arazisini ekip biçmekte babalarına yardım ediyordu. Margaret ise bir yandan anne babasınınkine benzer bir hayat yaşarken, diğer yandan romanlarını yazmaya devam ediyordu. Graeme, gerçekten de onun ideal hayat arkadaşıydı. 1975'te, verdiği bir röportajda durumu şöyle anlatıyordu:

"Yazar olmama izin vermeyen biriyle yaşamak, benim için imkansız olurdu. Ama yazarlık bana epey pahalıya patladı, onu da söyleyeyim. Diğer kadınların sahip olduğu pek çok şeyi kaçırdım, uzun bir süre çocuksuz ve bekâr yaşadım. Şimdi bir şey kaçırmadığımı biliyorum. Ama sorun şu ki, eskiden böyle düşünmüyordum."

Fakat Margaret yanılıyordu. Çocuk sahibi olma trenini de henüz kaçırmış değildi. Pek çok şiir derlemesi ve üç romanın (Evlenilecek Kadın, Surfacing, Lady Oracle) ardından, 17 Mayıs 1976'da kızları Jessica dünyaya geldi. Annelik Margaret'in yazarlığını sekteye uğratmamıştı. Uykusunu alamamak dışında bir problemi yoktu, çalışmayı sürdürebiliyordu. Mayıs sonunda arkadaşı George Woodcock'a yazdığı mektupta "Her zamankinken biraz daha yorgunum ama çok değil; (yavaş da olsa) işe koyulabilirim," demişti.

Graeme Gibson ve Margaret Atwood kızları Jess ile birlikte, 1979, Fotoğraf: Yousuf Karsh

Anneliğe dair canını sıkan tek şey insanların ona karşı tutumuydu. Bir anda "sıcak, samimi, kurabiye dağıtan birine" dönüşmesini bekleyenleri anlayamıyordu. O kendini kitap yazan ve çocuk sahibi olan sıradan bir kadın olarak görüyordu. Bir kadının temel vazifesinin iyi bir eş ve iyi bir anne olmak olduğu iddia edilen günleri de, çocuk sahibi olmanın feminizme aykırı olduğu iddia edilen günleri de yaşamıştı, her iki söylemi de beğenmemişti. Ona, kadınlığı ve sanatçılığı bir arada yürütemeyeceği söylenmişti fakat o, bizzat yaşamıyla aksini kanıtlamaya kararlıydı.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın