KELEBEKLER VE GÖKKUŞAKLARI

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı erdi_inci.jpg

Erdi İnci

Siz hiç stop motion tekniğiyle yazılmış bir kitap okudunuz mu? Ya da hiç bir kitabı stop motion film izler gibi okudunuz mu? Burcu Aktaş, hamurdan set ve karakterlerle oluşturduğu, kare kare atlayan görüntülerle işlenmiş bir kitapla karşımızda: Vahşi Şeyler.

Bugüne kadar okuduğum hiçbir kitapta bu hissi yaşamamıştım. Normalde kitaptaki karakter koşuyorsa koşar, kafasını kaldıracaksa kaldırır, raftan bir kitap alacaksa da alır. Çoğunlukla aksiyonlarda bir süreklilik vardır. Hareketler perde perde gelmez önünüze, akıp gider. Burcu Aktaş'ın son kitabı Vahşi Şeyler'de ise yaşlı kızımız, sanki kare kare ilerleyen görüntüler eşliğinde dürbününü boynuna geçirip sokağı izliyor, hasta kuşla ilgileniyor; sokaktaki küçük kız da aynı akış içinde karla oynuyor. Stop motion filmlerdeki gibi karelerin tek tek işlendiği, bu ince oyaların sonucunda bize farklı bir deneyim yaşattıran bir kitap,Vahşi Şeyler.

Kitabın geçtiği mekan, karakterler, şehrin havası, suyu da renkli hamurdanVahşi Şeyler'de. Kitap, bir mekan betimlemesiyle başlıyor ve şehri anlatıyor size. Siz de o anlatımla elinize renkli hamurları alıyor ve şehri oluşturmaya başlıyorsunuz. Parklar koyuyor, sonra o parkları küçültüyorsunuz. Binalar dikiyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz ki binalar gri. Şehre deniz koyuyorsunuz ama deniz de beklediğiniz kadar güzel değil bu şehirde. Mavi değil şehrin denizi, çünkü şehir güzel renklerle bezenememiş. Deniz mesela, kahverengi hamurdan yapılmış. Kitabın başından sonuna, yer yer güzel ama çoğunlukla çirkin bir yamukluk bekler sizi. Şehir, insanlar, eşyalar, her şey yamuk bir his verir okurken. Hamur gibi eğri büğrü, stop motion gibi kesik kesik.

Kitapların okurlarını kendisinden sonra okunacak kitaba referans vererek yönlendirmesi, benim gibi bir okur için bir hazine haritası gibidir. Düşünsenize, okuduğunuz kitabın tam kırılma noktasında, sahnenin ortasına gelip başka bir kitap yerleştiriyor yazar. Bu kitabı merak etmez misiniz? Marquez'in Kolera Günlerinde Aşk'ını okuyanlar, hemen sonra Remarque'ın Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok'una geçer. Burcu Aktaş da, Vahşi Şeyler ile okurlarını bir sonraki adıma doğru ilerletiyor. Doya doya Selim İleri okuyacağımız günler bizi bekliyor, söylemesi.

Peki hayatınızda, rutinlerinizde, yaşadığınız anları dolduran, o ana çağrışım yapan kitaplarınız oldu mu? Sizi, iyi ya da kötü, o andan çok kısa bir süreliğine çıkarıp kendisine yoğunlaştıran kitaplar? Örneğin ne zaman berbere girsem Aslı Tohumcu'nun Ölü Reşat kitabı gelir aklıma. Ya da annem Emiralem çileği getirince Ahmet Büke'nin Mevzumuz Derin'i... Artık fotoğraf çektirirken de o poz verme anının bir ömür sürecekmiş gibi gelmesi sebebiyle Vahşi Şeyler dolduracak bu boşluğu.

Bunun dışında çevremizdeki insanların hayatlarını anlamlandırmak, kolaylamak ya da bu anları bir kitapla pekiştirmek de isteriz. Domingo'dan çıkan Hepsi Sana Miras Serisi çocuk sahibi olacağını öğrendiğim yakınlarıma ilk hediye ettiğim kitaplardandır. Yeğenlerimin kütüphanesinde ilk bu kitaplar olsun isterim. Yeğenimin münzevi bir hayatı varsa Canım Ağacım, yemek yemeye yeni başlamışsa da ebeveynlerine Her Çocuk Ispanak Sevmez kitabını hemen hediye ederim. Güzel anlardır, desteklenmelidir de...

Ama her zaman gökkuşakları ve kelebekler beklemiyor bizi. Gün gelir, bir arada yaşamayı arzuladığın, ömür boyu bir yastıkta kocayacağını hayal ettiğin insan artık yanında değildir ve bu yıkılan ilişkinin ortasında bir de çocuk vardır. Artık sen de, eski eşin de bir canavara dönüşmüşsünüzdür ve ikiniz de neyi, niçin yaptığınızı anlamlandıramadığınız bir dönemdesinizdir. Bunun farkında olan ve ikinizi birden çekip çeviren bir tek çocuğunuz vardır. Belki de farkında olmadan büyük bir yük yüklemişsinizdir çocuğunuza... Uçanbalık'tan çıkan, Marcus Sauermann'ın yazıp Uwe Heidschötter'in resimlediği, Ümit Mutlu çevirisiyle okuduğum Ufaklık ve Canavar da bu konuyu anlatan, bana göre oldukça başarılı bir resimli kitap.

Her ne kadar konu yıkılan bir aile üzerine olsa da, aslında sadece bu konu özelinde tutulmaması gereken bir kitap olduğunu düşündüğüm için de farklı bir şekilde çok başarılı bulmuşumdur bu kitabı. Yetişkin çevremizde, bir arkadaşımız herhangi bir sebepten canavarlaşmaya başlayınca, sadece boşanma özelinden düşünmemek gerekir, yani bu vefat eden bir yakın olabilir, iş kaybı olabilir ya da sadece mevsim geçişi gibi herhangi bir konu da olabilir, o canavarlaşan arkadaşımızla kendi yetişkin dünyamıza özgü bir şekilde baş edebiliriz. Ama bir çocuk nasıl yaklaşır? Bir yetişkinin bir canavara dönüştüğünü nasıl anlamlandırır? Bir yetişkin neden canavarlaşır? Bu ve bunun gibi soruları konuşup, hem çocuğun hem de yetişkinin birbirlerini güçlendirmesi açısından çok değerli bulduğum bir kitap Ufaklık ve Canavar. Kısacası umarım kelebeklerimiz bizi terk etmez ve gökkuşağını görene kadar sağanak yağışın altında hırpalanmayız ama bu günleri anlamlandırma açısından oldukça değerli bir kitap, Ufaklık ve Canavar.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın