BAŞKA TÜRLÜ AŞKLAR

ptfbty

Nazlı Berivan Ak

Zaman değişiyor, kurmaca değişiyor, yeni arayışlar yeni metinleri beraberinde getiriyor. 

Her yeni okur nesliyle beraber klasikler yeniden akıllara düşüyor. Kutsal metinlerdeki aşkı, macerayı, gerilim ve gizemi okumadan bugünün metinlerini nasıl anlarız? İlyada’yı, insanlığın ortak hikâyesini, Anadolu topraklarının öyküsünü bilmeden bugünün çatışma ve aşkı nasıl anlatılabilir? Romeo ve Juliet, Gurur ve Önyargı, Uğultulu Tepeler… Okuma listelerinin dayatmasıyla değil, sıradışı kurguyu keşfetmek için klasikler kitapçılarda, kütüphanelerde, kitaplıklarımızda.  

Klasikler tamam ama yeni çağın yeni hikâyelerinde aşkı nasıl okuduk, nasıl okuyoruz? Havada aşk kokusunun olduğu şu günlerde kural yıkan, evrensel duyguları yeni dille, yeni kurguyla anlatan romanları hatırlamak gerek. 

Kumların Kadını ile başlayalım. Kafka’nın, Poe’nun, Beckett’in izindeki yazar Kobo Abe’nin romanıyla. Japon edebiyatının dünyaya armağanı yazar, bir hayalin, kumdan evinden bir kadının, yolunu kaybetmiş böcekbilimci bir adamın izinde. “Bir ağustos günü bir adam ortadan kayboldu. Bir tatil gününde, buharlı trenle yarım günlük mesafedeki sahile doğru yola çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Ne kayıp başvurusu ne de gazete ilanları bir işe yaradı. Bu adamla ilgili vakada kayda değer bir ipucu yoktu. Ayrıca, günlük hayatında ortadan kaybolmak istediğini düşündürecek en ufak bir hâl veya harekete rastlanmamıştı. Doğal olarak, başlangıçta herkes gizli bir ilişkisi olabileceğini düşündü. Fakat adamın karısı adamın bu geziye böcek toplamak maksadıyla çıktığını söylediğinde, hem polisler hem de iş arkadaşları biraz hayal kırıklığına uğradılar.”

Kumların Kadını, aşkın bilinmeyen bir halini anlatıyor. Kumun akışkanlığı, sonsuzluğu ile tuhaf bir kadın-erkek hikâyesini okuyoruz. “Gidiş-dönüş biletlerin asla işlemeyeceği kumun şarkısını, yanlış perdeden de olsa ona dinletebilseydi keşke. Oysa adamın tek yaptığı, yeteneksiz bir çapkını taklit edip başka bir hayatın yemiyle kadını avlamaya çalışmak olmuştu. Kumdan duvar, adamın ruhunu yakalamış, onu kese kâğıdındaki bir kediye çevirmişti.” Kumların Kadını çok katmanlı bir okuma. 

Empati kraliçesi Jodi Picoult’nun aşk meselesini içine büyük bir şaşırtma koymadan işlemesini elbette beklemezdik, Eve Dönüş Şarkısı da Picoult romanları arasında en özel başlıklardan. Hikâye çok tanıdık: Çocuk sahibi olmak için kıvranan bir çift sonunda önce çocuk fikrinden sonra da birbirlerinden vazgeçerler. Hayatları tepetaklak gitmektedir. Çocuk sahibi olmak için harcanan paralar, üzerlerindeki yük, alkolizm derken Max, büyük bir felaketten son anda kurtulur. Bu kurtuluş devamında Tanrı’yı bulmasıyla, kendini dinin şifasına teslim etmesiyle sonuçlanır.

Zoe ise hep tanışıklığı olup bir türlü tam anlamıyla vakit geçiremediği Vanessa’nın arkadaşlığında şifa bulmaya, kendini iyileştirmeye çalışır. Arkadaşlıkları zaman içinde başka bir noktaya evrilir ve evet, aşk Vanessa ve Zoe’yi birbirine bağlar. Dahası artık çocuk fikri tekrar konuşulmaya başlanmıştır. Jodi Picoult’nun sarsıcı metinlerinden olan Eve Dönüş Şarkısı,  kendini bulmaya, açılmaya ve aşka dair taze bir roman. 

Elbette John Green de listeye girmeli. Aynı Yıldızın Altında, tüm dünyada milyonlarca okuru aynı hikâyede birleştirdi, çok güldürdü ve çok ağlattı. Kanser hastası Hazel, destek grubunda Augustus ile tanışır. Augustus da beyin tümörüyle savaşmış ve bu yolda bir bacağını kaybetmiştir. İkili birlikte zaman geçirdikçe birbirlerine âşık olur, "kusur"ları onları birbirlerine yaklaştırır ve yeni bir dil oluştururlar aralarında.

Akciğer tedavisi için hastaneye yatırılan Hazel'ın yanından bir an dahi ayrılmayan Augustus, sevgilisinin çok istediği bir hayali gerçekleştirmek için onunla yola çıkar. Planları büyüktür, hayatın onlara hazırladığı sürprizler ise yeni başlıyordur. Aynı Yıldızın Altında onlarca dilde, aynı duygularda, özellikle de gençleri birleştirdi. Kusursuz güzellikte çiftlerin hikâyeleri arasından sıyrılarak bir modern hepsatan haline geldi. Pek sık görülmez ama film de en az kitap kadar beğenildi ve büyük başarı gösterdi.

Türkçe edebiyatın en kıymetli isimlerinden Selim İleri’yle tamamlayalım. Kitapları her nesilde tekrar keşfedilen, özel bir kalem Selim İleri. Eserleri yurtdışında da yayıncıların ilgisini çeken, kitapçılarda çevirileri bulunan bir yazar.

Yarın Yapayalnız için Ömer Türkeş vakti zamanında şöyle söylemişti: “Selim İleri, aşkın dışlanan hallerinden birini pastoral bir hikâye içinde, Reşat Nuri romanları ve opera klasikleri eşliğinde öylesine şiirsel bir biçimde dile getirmiş ki, aşkın cinsiyeti artık önemsizleşiyor. Anlıyoruz ki, erkek, kadın, gay ya da lezbiyen gibi sözcüklere, kendimize bakarak 'normal'leştirdiğimiz tek bir biçime asla hapsedilemeyecek, insani bir duygudur aşk. Önemli olan yaşanan bir 'an'dır; bittiğindeyse yalnızlık ve buruk bir tat kalacaktır geriye.” Büyük bir hikâyeye fon olarak İstanbul’u alarak anlatan Selim İleri, bir aşkı anlatırken bir dönemi de anlatıyor aslında; kavuşmanın ötesinde ayrılığı, burukluğu, yarına kalan yalnızlığı işliyor. Aşkın en bilinen halini ustaca işliyor. 

Her türlü felaketiyle korkutucu başlayan yeni yıl için planlar, beklentiler, umutlar nelerdir, bilmem ama yeni yıl başka türlü aşkları okuma yılı olacak benim için. Kitaplıkları karıştırmaya, ertelenen metinlere dönmeye fırsat bu yıl, Şubat ise aşk okumalarına girişmek, aşkın hallerini listelemek için güzel bir ay. 

Listenizi oluştururken aşkın binbir halini konu alan şu kitapları da atlamayın! 

Günlerin Köpüğü-Boris Vian

Kolera Günlerinde Aşk-Gabriel García Márquez 

Küçük Şeylerin Tanrısı-Arundhati Roy

İmkânsızın Şarkısı-Haruki Murakami

Giovanni'nin Odası-James Baldwin

Ölü Erkek Kuşlar-İnci Aral

Sen, Ben, Biz – Laura Barnett


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın